Etiketler

, , ,

MİT OSLOMİT-PKK AARASINDA OSLO’DA YAPILAN 5. MÜZAKERENİN TAPESİ:

Koordinatör Ülke Temsilcisi:  İki tarafa da bir öneride bulunduk, mini bir paket tarzında. Nevruza doğru iki tarafta da güvenin tekrar tesis edilmesi için bir öneriydi bu. Şunu vurgulamak istiyorum; bu sadece bizim fikrimizdi. Ne Türk tarafından,  ne de Kürt tarafından olumlu bir teklif aldık. İki tarafın değil, bizim sorumluluğumuz altında girişilen bir inisiyatifti. Abdullah Öcalan tarafından üretilen kendi fikirleri, parlamentoda yasa çıkarılacağı zaman dikkate alınacaktır. Kendisinin parlamento  için ürettiği öneriler dikkate alınacaktır. 

Biz 2 şeyden bahsediyoruz: 1) Kamuoyuna yapılacak açıklamalar. 2) Perde arkasındaki gidişat…  Bunu kendilerine söyledik. Hem MİT, hem de Devlet  için oldukça riskli. Halihazırda PKK ile Müzakere’ye oturmuş olmaları , bugün kamuoyuna yansırsa, CHP ve MHP ne der acaba?  Devlet temsilcisi olarak MİT’in elemanlarının burada hem Diaspora Temsilcileri, hem de Dağ Kadrosuyla OSLO’da müzakereye oturmuş oldukları duyulursa ne olurdu, CHP ve MHP ne derdi?! Aynı şekilde ne kötü olurdu kendileri için. Düşünsenize; MİT, PKK ile Öcalan arasında mesajlar götürüp-getiriyor. Yani bu prosedürler üzerinde bir çok zorlukları aşmışlar.  Yani Devletle PKK arasında müzakere ile sonuçlanmayacaksa eğer, bu tür zorluklardan geçmesinin bir anlamı yok. Neden bu zorluklardan geçsinler ki?!

Görüşme sürecindeki sıkıntıları göğüsleyeceğinizi söylemediniz mi?

Afet Güneş: Öncelikle tekrar bizi buraya getirmedeki katkılarından dolayı teşekkür ediyoruz. Bu çalışmaya başlarken çok uzun soluklu bir çalışma olacağının bilinciyle başladık. Her iki taraf olarak. Yine her zaman aynı şeyi söyledik; “zaman zaman kesintiler olabilir, kimi zaman inişler ve çıkışlar yaşanacaktır” dedik. Önemli olan amaçta değişiklik olmamasıydı.Çünkü bizi bir araya getiren, her iki tarafta da çözüm iradesi bulunmasıydı. Öyle giriştik bu işe. Tüm gücümüzle karşılıklı asgari müşterekleri yakalamaya çalıştık bugüne kadar.  Her seferinde biz kendi konumumuzu da izah etmiştik. Ve biz bir kanat, Devletle olan tüm iletişimin sağlanmasında hakeza diğer kanatta İmralı ile daha sonra üstlendiğimiz misyon çerçevesinde bir kanal olduğumuzu söylemiştik. Muhataplarımızın tabi zaman zaman beklentilerini de alıyoruz. Bizi daha farklı bir profilde görmek istediklerini söylüyorlar. Bir çok konuda zaten açık konuştuk, yine açık söyleyeceğim; kimi zaman bu bizi rencide etti yani, “neden bu güvensizlik” diye. Ancak, zamanı geldiğinde siyasi iradeye daha yakın kişilerin bu platformda yer alabileceğini zaten belirtmiştik.  Her vesileyle bugüne kadarki temaslarımızda ne vaad ettikse, kendi ölçülerimiz dahilinde gerçekleştirdik. Bu gelişme de, nihayetinde benzer şekilde oldu. Sayın Fidan bizimle birlikte bu toplantıya katıldı. Kendileri Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı, onun da ötesinde Başbakan’a en yakın kişilerden biri.

Önderlikle Başbakan’ın yüzde doksanbeş aynı düşündüğünü söylemediniz mi?!

Hakan Fidan: Ben öncelikle “Merhaba” demek istiyorum, tanıştığımıza memnun oldum. Bu ekibin yeni üyesiyim. Afet hanımın da dediği gibi, yaklaşık 1 ay önce İmralı’da SAYIN ÖCALAN’la bir araya geldik. Zaten ismimi söylemiştim; ismim Hakan Fidan. Müsteşar Yardımcısıyım ama, Sayın Başbakan’ımızın ÖZEL TEMSİLCİSİ’yim. Şu ana kadarki- özellikle Türkiye’nin Ortadoğu’daki taraf olduğu krizlerde- arabuluculuk görevlerinde, ekip varsa ekibin içerisindeydim. Şahıs varsa da, şahıs olarak görev aldım. Hâlâ belli çalışmalar devam ediyor.  Bu konuda arkadaşlarımızın uzun zamandır sizinle devam ettirdikleri çalışmalar, gerçekten her türlü taktirin ötesindedir. Ama bir noktadan sonra, verilen raporlar çerçevesinde; olayın teknik görünen bir çalışmadan öte, daha siyasi içerikli – daha farklı bir boyuta taşınması ihtiyacı hasıl olunca, sayın Başbakan’ımız bu konuda beni görevlendirdi. Takdir edersiniz ki oldukça hassas bir durum. Siyasi riski kabul edilemeyecek derecede yüksek bir durum. Kendisi bu konuda birkaç cümle bile etmedi, sadece bir-iki defa bir şey söyledi. Ama etrafta bazı Bakanlar defalarca gidip, benim ismim ve benim pozisyonumda birinin burada bulunmasının, hükumet için çok ciddi bir risk alanı-sıkıntı alanı- olduğunu söyledi. Özellikle Muhalefetin bulunduğu şartları biliyorsunuz. Zaten onların resmetmeye çalıştığı bir gerçeklik var. Buna hizmet edeceklerini kamuoyuna açıklamalarına rağmen; sayın Başbakan bu konuda ciddi olduğunu-samimi olduğunu, siyasi riski de yüklenmeye hazır olduğunu bir kaç defa söyledi. Ben bu çerçevede, biz arkadaşlarımızla çalışmaya başladık. Orada Sayın Öcalan’la 2 saatten fazla bir görüşmemiz oldu-odasında-. 3 Kişiyiz, bayağı uzun ve verimli bir görüşme oldu. Kendisinin sağlık durumu oldukça iyi. Zihni fevkalededen iyi çalışıyor. Artikülasyonları oldukça sağlıklı. Konuları karşılıklı tartıştık. Tabi verdiği cevapları, sürekli siyasi tahlilden geçirerek olaylara yaklaştığı için, biz desiyasetin ve şu anda hizmet etmekte olduğumuz siyasetçinin ne düşünmekte olduğunu elimizden geldiğince aktarmaya çalıştık. Ben burada en büyük görevin de açıkcası bu olduğuna inanıyorum. Yani “şu anda iktidarda bulunan seçilmiş siyasetçinin psikolojisi nedir, perspektifi nedir, olaylara nasıl yaklaşıyor..? Ben bunu aktarmaya çalışacağım. Sizden aldığım perspektifi de tabi oraya yansıtacağım. Bu arada; belli konularda belli mutabakatlara varma, belli konularda tartışma görevini de, cevap verme görevini de elimizden geldiği kadar üstleneceğiz. Ama tekrar ediyorum ki, ben burada ne dersem diyeyim, belki çok fazla reklamlara gidebilir diye düşünüyorum. Ama hükumetin çok ciddi niyeti var. Bu iyi niyeti Türkiye’deki reel şartların izin verdiği ölçüde hayata geçirmeye-realize etmeye- çalışıyor. Bu noktada sayın Başbakan beni görevlendirdi. Ben tekrar burada olmaktan dolayı teşekkürlerimi ifade ediyorum.

Sabri Ok: Sağolun Teşekkürler. Daha iyi öğrenmek, daha iyi anlamak için birkaç soru sormak istiyoruz.

Siz gittiniz önderlikle konuştunuz. Kendisi de buna değer veriyor; heyecanlı, umutlu olduğunu-olmak istediğini söylüyor. Ve tartışmanızı tabi ki siz biliyorsunuz; bize iletilen mektup oldukça kısadır, çok temel  ilkeler ve çerçeveden ibaret. Tartışmanızın ve görüşmenizin özetini bizimle paylaşmayı- değer gördüğünüz hususları varsa dinlemek- isteriz.

Hakan Fidan: Tabi. Şöyle ifade edeyim:  Benim o zaman notlarım vardı, şimdi yanımda değil ama, ana başlıkları aklımda. Benim açıkcası yıllardur okuduğum Kürt Sorununun nereden kaynaklandığı ve ne boyutlara geldiği; siyasallaşma süreci, örgütleşme süreci, sürekli takip ettiğim konular. Yani, sayın Öcalan’la ilgili açık kaynaklara çıkan ve bizdeki olan bütün bilgiler malumunuz. Ama orada bire-bir belli konuları tartışmak farklı oluyor. Hapishanede geçen 10 senenin ve okumanın verdiği çok ciddi bir transforme edici gücü var. Zihinsel manada-çözümleme manasında- onu görüyorsunuz ve tabi yıllar boyu belli olayları yaşamış, belli noktalara gelmiş, belli dersleriçıkarmış. Şimdi bulunduğu yerden çok daha sağlıklı, çok daha objektif, çok daha nesnel-var olan-  sıcak şartlardan etkilenmeyen, çözümlemelere ulaşıyor. Bunu sürekli satır aralarında felsefi olarak görmek, beni memnun etti. En azından orada geçen süre, verimli bir süre olmuş. Bu noktada şunu da yakından takip etmeye çalıştık. Belli düşünce dönüşümleri, zihinsel atlamaların hangi noktadan nereye geldiğini görmek de, şahsen benim düşünce olarak bulunduğum yer açısından önemliydi. Çünkü görüyorsunuz ki %90-95, gelen bütün konularda birleşen bir genel çizgiye gelindi. Ama orada olumlu bir hava var. Kendi dünyasında, böyle bir psikoloji içinde. Fakat O’na şunu söyledik: “Biz Türkiye’deki siyasi rejimi ve şartları dikkate aldığımız zaman, şu an hiç kimsenin, özellikle sayın Başbakan’ın, çıkıp böyle bir şeyi ifade etme şansı yok. Ama şunu herkes bilir: Burada olumlu bir şey varsa, sizin katkınız olmadan olumlu hâle gelmeyeceğini  biz hepimiz biliyoruz. Bu, bilinen bir gerçek.”  Bunun üzerinde konuştuk. Sonuç olarak; bütün Türkiye’nin yönetiminden sorumlu bir devlet adamı, siyasetçi kimliğiyle beraber, O da geliyor. Bu psikolojinin algılanmasında ve bu değeri kullanmakta fayda var diye düşünüyorum. Ben kendisine tüm çıplaklığıyla anlattım. İmralı’daki çözüm iradesini, olaya iyi niyetle yaklaşımı, sayın Öcalan’ın  yıllar içerisinde oluşturduğu düşünsel evrimi, ulaştığı sonuçları, ulaştığı sonuçların bölgeye yönelik vizyonunun-ülkeye yönelik vizyonunun- %90-95 oranında kendi çizdiği vizyonla nasıl örtüştüğünü de anlattım. Bu benim kendi gözlemim. Entelektüel-analitik yaptığım şey. Çünkü ben herkesin söylediğini doğru varsaymak zorundayım, niyet okumasına gidemem. “Şu şartlardan dolayı şunu söyledi-bu şartlardan dolayı bunu söyledi” diyemem. Ama bütün çıplaklığıyla anlattım. Tabi yazık olan ne oluyor? Şimdi bu irade ve düşünsel hava varken, modelitede  ciddi sıkıntılar yaşanıyor.

Bunun bir özel benzerini biz; Amerika ile İran arasındaki nükleer kriz var, biliyorsunuz. İşte burada; İran tabi bize güveniyor, Amerika da bir ölçüde güveniyor. Her 2 taraf da “Biz nükleer değişime hazırız” diyor. Fakat modalitede hiç kimse harekete geçemiyor. İran’la en yüksek seviyede konuşuyoruz, “Biz hazırız” diyor; Amerika’yla en yüksek seviyede konuşuyoruz, “Biz hazırız” diyor; “Hadi gelin, değişin” dediğimiz zaman, o diyor ki işte “o toprak da olsun-bu toprak da olsun”, modaliteyi bir şeye…

Görüşmelerin başında Önderliğin Yol Haritasını siz benimsemediniz mi?

Mustafa Karataş: Sabri arkadaş izah etti, ben de o çerçevede bazı şeyler söylemek istiyorum. Biz belki Birinci Oslo Görüşmesi’nden sonra hep şunu söyledik. Artık esas konulara girmemiz gerekiyor. Güven artırıcı önlemler yapılıyor. İşte biz  ateşkes ve tek taraflı eylemsizlik kararı alıyoruz. “Türkiye’de bazı şeyler yapılacak, Kürt sorununda adım atılacak” deniyor, bunlar hep söyleniyor. Sonunda Dördüncü Oslo’da daha somut bir karara gidilerek, önderlik “yol haritası”  verecekti ve bunun üzerinde ne yapılacağı konusunda müzakere edilecekti. Bu konu 4. Oslo’da var. Şimdi biz buraya gerçekten Beşinci Oslo’ya müzakere için geldik.

Afet Güneş: Tamam. Ben de diyorum ki “Önderliğin Yol Haritası” elimde. Maddeleri de belli, hadi buyurun müzakere edelim.

Önderlikle görüşmelerin önünü açacağınıza söz vermediniz mi?

Mustafa Karasu: Ben şuna inanıyorum: Devlet istesin, şu anda bizi uçağınıza alıp götürebilirsiniz isterseniz.

Afet Güneş: Kesinlikle… Ben diyorum, gelin götürelim.

Mustafa Karasu: İsterseniz götürürsünüz.

Afet Güneş: Götürürüm tabi. Şu an götürürüm yani, bir sakıncası yok. Demek ki, o zaman önderlikle görüşme sorunu da yok.

Sabri Ok: Benim hakkımda iddianame hazırlandığı söyleniyor.

Afet Güneş: Hep söyleniyor. Yani bir dosyanın tamamlanması adına yapılan…

Mustafa Karasu: Sabri arkadaş hakkında dava açılmış, niye açılıyor? Biri kapatılırken… Sabri arkadaşı gönderebilir miyiz?

Sabri Ok: Karasu’yu göndereceğiz.

Afet Güneş: Karasu yeter bize.

Hükumet olarak Önderlik’i muhatap olarak kabul etmediniz mi?         

Mustafa Karasu: Bence DTP’nin de, bizim de  Önder Apo’yu muhatap göstermemizden rahatsız olmayın. Önder Apo’nun muhataplığının meşrulaşması Türkiye’nin çıkarınadır. Türkiye toplumunun Önder Apo’yu muhatap olarak benimsemesi Türkiye’nin çıkarınadır. Şu söyleniyor; “30 yıldır savaştık, Apo’yu nasıl muhatap olarak kabul edelim? Bence aşiret devleti değildir Türk devleti. Çıkarı söz konusu olduğunda;  Türkiye’nin bunları unutması demiyorum. Karşılıklı birbirimizi affetmesini bilmeliyiz. Bu savaşın başlatıcısı, Önderi O’dur. Bunu siz de kabul ediyorsunuz, diyorsunuz ki “En makul Önderlik’tir, O’nunla anlaşabiliyoruz, O doğru yaklaşıyor.”

Görüşmelerde taleplerimizin meşruluğunu kabul etmediniz mi?     

Afet Güneş: Devlet de şu an karşı taraftaki talepleri, bu halkın talepleri nedir, Onları masanın bir kenarına koyuyor. “Ben bunların içerisinden hangilerini yapabilirim, ne kadar zamanda yapabilirim, hangi koşullarda yapabilirim?” o da bunları tartışıyor kendi kendine zaten.

Sabri Ok: Tamam.  Aşalım bunları, beraber götürelim.

Afet Güneş: Zaten diyorum ki, sizden gelen, yani bu tabandan gelen, Parti’den gelen, Örgüt’den gelen talepleri önüne koydu, onun üstünden bakıyor.

Hükumet olarak Devletin tüm kurumlarını ikna ettiğinizi söylemediniz mi?

Mustafa Karasu: Bize şunu söylediniz, dediniz ki; “Devlet de, Genelkurmay da aynı görüşte, Hükumet de. Biz buraya 3. Oslo’da bütün devlet makamlarının düşüncesi olarak geldik.” Yani, “Devlet bu konuda bir konsensüse girdi” dediniz. “Önceden yoktu ama, şimdi bu oldu” dediniz.

Afet Güneş: Ordunun şu an yaptığı planlı bir operasyonu yoktur.

Mustafa Karasu: Asker pozitif etki ve tepki göstermiş, biliyoruz. Ve şunu da genelde biliyoruz: Siz de bilirsiniz, bölgedeki askeri komutanlar genelde, yani içinde farklı düşünenler olabilir. Ama genelde hepsi aslında hepsi daha çok çözüm ve barış isteyenlerdir.

Afet Güneş: Diyorum ki, yürümekte olan bir süreç var. Bu süreç önemli bir süreç. Bizim bugüne kadar yürüttüğümüz karşılıklı çalışmalarla gelinmiş olan bir süreçtir. Kendi kendine olmadı, birlikte yürüttüğümüz bir süreçti. Gerek devletin hazırlanmasında, gerek toplumun hazırlanmasında, gerek Örgüt’ün hazırlanmasında; şu masada yürüttüğümüz çalışmaların çok büyük katkısı olmuştur. Beğenseniz de, beğenmeseniz de; yeterli bulsanız da, bulmasanız da; 1 Yıl içerisinde yürüttüğümüz çalışmalar, bugün bu meseleyi Türk kamuoyunda ve Türk parlamentosunda tartışılabilir bir hale getirmiştir.  Bunu bu kadar küçümsemek gibi kimsenin bir lüksü yoktur. Kimse küçümseyemez. Bu bir; ikincisi: Bugün itibariyle geldiğimiz noktada, önümüzde işte hazırlığını yapmakta olan bir hükümet; ortaya neyi koyacağını, neyi yapıp  neyi yapamayacağını; işte hukukçulara vermiş, Adalet Bakanlığı ayrı bir çalışma yürütüyor,  daha sonuç raporu çıkmamış, bilmem ne Bakanına bir görev vermiş “Çalış bakalım, raporunu çıkart” demiş, daha sonucu çıkmamış.

Önderliğin serbest bırakılması için söz vermediniz mi?

Sabri Ok: Şimdi bunlar oluyor, Devlet de arayıp “hangi ilde, hangi dağda birileri var, ben de öldüreyim” demesin. Çünkü biz çözüm sürecindeyiz.

Afet Güneş: Peki, ne kadar süre bekletmeyi düşünüyorsunuz dağlarda?

Sabri Ok: Biz istiyoruz ki, en kısa sürede bu sorun çözülsün. Böylece 6-7 ayda değil.

Afet Güneş: Yani bu, neresinden bakarsak bakalım, çünkü çözümün parametreleri içinde, işte bir takım taleplerden Anayasa değişikliğinden-Öcalan’ın serbest bırakılmasına kadar çok geniş bir skala var. Talepleri şöyle bir göz önüne getirdiğimiz zaman, çok geniş bir skala var. Bunların 3 ayda, 5 ayda, 8 ayda, 1 senede tamamlanabilmesi söz konusu değil.

Önderlik’le aramızdaki iletişim kanallarının açık tutulacağını kabul etmediniz mi?

Sabri Ok: Bugün için size kısa bir şey hazırlasak nasıl olabilir?

Afet Güneş: Yani götürmeye çalışırız ama, dediğim gibi 6:30’a kadar yetiştirebilirseniz. Ama ne olur 15 sayfa yazmayın gözünüzü seveyim. Niçin söylüyorum?  Hakikaten kısa yazmayı hiç beceremiyorsunuz.

Sabri Ok: Doğru

Afet Güneş: Nasıl bir şey oluyor biliyor musunuz? Bakın çok samimi söylüyorum sıkıntıyı. İçeri giriyoruz, konuşmuyoruz. “Biz sana bilmem ne getirdik” demiyoruz, “Al şunun içinden oku” diyoruz… Çünkü bu. Açıkçası adam bir başlıyor, zaten O da böyle sindire sindire okuma derdine giriyor. Mutfak kadar bir yerin içerisinde, 1,5 saat filan böyle boş boş oturuyoruz. O okuyor, biz oturuyoruz. Dedik herhalde şeyde olanlar da sıkılıyordur bu işten. Artık 1,5 saatin sonunda, zaten çok fazla üstünden tartışma yapmak istemiyoruz. “Şimdi sen çevir arkasını ve ne diyeceksen de” diyoruz. O’nun da yazması maşallah bir yarım saat – 45 dakika sürüyor. O’na da yalvarıyoruz, “ne olur kısa yaz” diye. Devlet sizlere çok büyük bir fırsat yaratmış durumda. Sizin karşılıklı olarak birbirinizle iletişim sağlamanızı, dolaylı da olsa fikirlerinizi birbirinize yansıtmanızı, yazışmanızı-çizişmenizi; onlar üzerinden karşılıklı fikir teatisi yapmanızı sağlıyor.

Sabri Ok: Önemli buluyoruz şüphesiz, ama her şey değil.

“Habur’da tutuklama olmayacak” diye söz vermediniz mi?

Afet Güneş: Habur, bizim 2.5 senedir neredeyse yürüyen tüm ilişkilerimizin –Ankara’dan başlayarak söylüyorum- özelde kırılma noktasını oluşturdu. Gelenler yeteri kadar eğitim almamışlardı ve ne amaçla geldiklerinin farkında bile değillerdi.! Adeta siyasi bir gösteriye dönüştürüldü. Bu arada sizin de çok iyi bildiğiniz gibi, hukuk ihlal edildi. Her şey yok edildi. Amaç; sizlere verilen bir takım sözlerin tutulmasıydı.Tabi, burada belki başta konuştuğumuzdan farklı olan gelişme şuydu: Şimdi, gruplar geldiğinde, kıyafet filan da, bir şey katmak istemiyorum. Yalnız kitlenin içinde provokasyona açık kişiler vardı. Yani şu beklenti vardı; “Bunlar gelecekler, tutuklanacaklar kapıdan, tutuklandıktan sonra bir takım hareketler gerçekleştirecek.” Bunun alt yapısı hazırlandı. Orada biz bunu gözlemledik. “Şimdi 3 kişi tutuklanacak”, daima bu şayia yayılıyordu aralarında… İşte içlerinden galiba 3’ü tutuklanıyor mu, şimdi 4’ü. Ondan sonra böyle bir kitleselleşme-bir tepki geliştirmek için, tepki koymak için, öylesine bir organizasyon vardı ki.!

Sabri Ok: Ama şunu biliniz ki, bizim de hani % 100’lük yok ama, ilişkilerimizden biliyoruz ki, bunlar tutuklanmayacak.

Afet Güneş: Biz biliyoruz ama…

Sabri Ok: Biz de biliyoruz ama, müsaade edin biz bunu bilmeyene nasıl  bildirelim? Söylesek olmayacak. Bizim de bu sıkıntımız var.

Erdoğan’ın siyasi risklere katlanacağı garantisini vermediniz mi?

Hakan Fidan: Şimdi Başbakan bu meselede, hiçbir meselede yapmadığı kadar şey yapıyor. Çıktı grup toplantılarında Meclis’te, diğer tüm halk konuşmalarında; “Ben neye mal olursa olsun açılım sürecinin arkasındayım, ben siyasi riski bu noktada göze alıyorum, siyasi kariyerim pahasına da olsa (burada partiye sürekli mesaj var: ‘kardeşim bu noktada benim üzerime gelmeyin, tabanla etkileşiminiz sizde nasıl bir netice oluşturuyorsa üretsin.’ Çünkü devamlı negatif şeyler gelmeye başladı. Yani ‘buradan dolayı efendim oy kaybediyoruz, Batı’da görüştüğümüz geniş kitleler bizden şey yapıyor.’) Tabi muhalefetin özellikle Habur’dan sonra ortaya koyduğu ajitasyonun etkisi, şu anda giderek büyüyor. İçişleri Bakanı hakkında gensoru verildi. Biliyorsunuz, O, bu işe aylarını-yıllarını verdi. Afet hanımla beraber ciddi bir moral bozukluğu yarattı. Çünkü oraya herkes bir milat olarak bakıyordu. Ondan sonra bu sorunda hükümetin daha cesur adımlar atmasına ilişkin meşru bir hak, zemin de hazırlanacaktı, psikoloji de hazırlanacaktı. Neden yani burada Örgüt de iyi niyet göstermedi? Artık insanların kafasında bir tabu oluşmuş: “Örgüt silahtan vazgeçmez.” Yani karikatürize edilmiş bir şey var; “Sürekli kanla beslenen, kanla hareket eden bir terörist vardır” gibi bir imaj oluşturulmuş. Örgütün burada silah bırakması sembolik manada da olsa, bütün tabuları yıkan, halk psikolojisini karar alıcı lehine harekete geçirmede, biraz zemin hazırlayıcı bir faktördü. Şimdi Başbakan burada sürekli buna rağmen mesaj veriyor. Ben bunu anlattım sayın Öcalan’a, dedim ki; “Başbakan bunu sürekli anlatıyor.” Ama dedim “Bir şey gördük O da şu; bu hükümetin yaptığı çok reformlar var, yani Kürt kimliğini tanımaktan-verdiği sosyal haklara kadar. Bundan 5-6 sene önce masaya oturulduğunda, bunların hiç biri verilmeden, belli şartlar izin verseydi, belki çoktan şu anda Örgüt normal siyasi hayata dönmüş, Türkiye’de normal bir hayat yaşıyor ve siyasi zeminde meşru mücadelesini veriyor olacaktı. Fakat Türkiye’deki şartlar buna izin vermedi.”

Sabri OK: Eylemsizliğimizi takdir edip, gözaltı ve tutuklamalarda hatalı olduğunuzu kabul etmediniz mi?

Hakan Fidan: Hem sizden, hem sayın Öcalan’dan; yani bizim perspektifimiz, bu sürecin kesintisiz devam ettirilmesi. İşte bir defa görüştük. 5 ay sonra yok bunu sistematik bir şekilde çünkü yoğun iletişimle biz bir takım krizlerin önüne geçebileceğimize açıkçası inanıyoruz. Çünkü öbür türlü  genel prensiplerden şey yapıyoruz. Çünkü önümüze bundan sonra çok daha şeyler çıkacak. Modaliteleri aşmak için teknik sorunlar çıkacak, onlar üzerinde enerji harcamamız gerekecek. Belki olasılıkları ortaya-masaya- yatırıp avantaj nedir, dezavantaj nedir; uygulanabilirlik konularını uzun uzun tartışmamız gerekecek. Ama bütün bu süreç içerisinde, dediğim gibi, siyasi iktidarı bu konuda attığı adımlardan dolayı sıkıntıya düşürücü bir unsurun olmaması lazım. Yani siz de bu konuda oldukça hassassınız. Özellikle eylemsizlik konusunda. Diğer konular da; bu gözaltına almalar, şunlar-bunlar… Ben bunları, gittiğim zaman İçişleri Bakanı ile uzun uzun konuşurum. O’nun bana gelmeden anlattığı konular da var zaten. Yani ben onu burada bir savunma mekanizması psikolojisiyle hareket etmek için falan söylemiyorum. Zaten yeterince tatsız oluyor bazen konular. İçişleri Bakanı da Sosyal Psikologdur. Bu noktada iyi çözümlemeleri var, anlıyor. Ama, aynı zamanda siyasetin gereklerini de iyi bilen, ona göre bazen farklı demeçler verebilen bir insan. Ama biz şundan emin olmak istiyoruz yani; Geliştirilen bir özgürlük alanı açıldı. Bu açılan özgürlük alanı içerisinde, Örgüt’ün alt birimleri eski alışkanlıklarından hareketle, “daha fazla mevzi kazanalım, daha fazla örgütlenelim” mantığı içerisinde… Bir noktaya kadar hani tolare  edebiliyorsunuz. Çünkü, dediğim gibi, alandaki valiler, emniyet müdürleri bu noktada gerçekten çok değerli insanlar. Yani şu anda, sizi bilmiyorum spesifik olarak-isim vererek- şikayet edebileceğiniz, “şu adam düşmandır” diyeceğiniz?!  Geçenlerde bir olay oldu; Başbakanlıkta bir komisyon var: “Bu televizyonlara ruhsat veren şey, hani sizden de görüş falan filan soruyor ya? Sonra bize geliyor, benim başkanlığımda bir komisyon toplanıyor, herkese ulusal güvenlik belgesi veriliyor. Türkiye’de yerel televizyon ve radyo kurmak isterse, müracaatını yapıyor Başbakanlığa, Başbakanlıktan RTÜK’e, RTÜK de Başbakanlığa gönderiyor. Yönetmelikte böyle bir şey var. Başbakanlık da ilgili kurumlardan verileri topluyor, görüş oluşturuyor.. İşte benim başkanlığımda bir komisyon toplanıyor, imzayı gönderiyor.” Şimdi Güney Doğu’da, oradan bir şey geldi. 4 tane isim var, “4 ismin 4’ü de örgüt mensubudur, sempatizandır” diye görüş var haklarında. Valiyi aradık, dedik ki; (Eskiden benle beraber çalışıyordu), dedim “hayırdır ya” dedim, “ben sana bir şey soracağım” dedim; “Şimdi nedir, böyle böyle bir talep var?” Dedi “Efendim zaten olmayan yok ki, verin gitsin” dedi. Şimdi “tamam” dedik, öyle verdik gitti.  Bunu, şeyi anlatmak için bir enstantane söylüyorum. Yani insanların oradaki meseleye bakışını. Ama burada demokratik iktidarın yönetemediği tek bir alan var. Yani bunların hepsi yönetilir. Adamın adı, işte bilinen örgüt sempatizanıdır, destekçisidir, şudur-budur…  Bir noktaya kadar bunların hepsi yönetilir; tolare edilebiliyor.

Demokratik Özerkliğin önünü açmak için bize söz vermediniz mi?

Hakan Fidan: Şimdi bizim yaşadığımız bir sıkıntıyı anlatayım size. Her sene 10 Bin tane öğretmen alınır. Adamı alıyorsun; Güney Doğu’da öğretmen açığı var, adam ertesi sene gitmek istiyor. 4 sene-5 sene duruyor, Batı’ya gitmek istiyor. Niye? “Benim orada yaşam şartlarım iyi değil.” İktidar 5 sene önce dedi ki, biz dedi “yerel yönetimler yasasını geçirmiyoruz, belli şeylerin mahalli teşkilatlarını kaldırıyoruz, Milli Eğitim, şunlar-bunlar Bakanlıklarını kaldırıyoruz. İlk önce Valiliklere, uzun vadede Belediyelere gidecek. Aslolan şudur; yani şimdi Hakkari’de yol yapılacak. Ankara’dan Devlet Planlama Teşkilatından görüşülüp şeye çıkıyor. İşte, Çemişgezek’te ne olacak, şurada ne olacak? . Bu adam şimdi, öğretmen atayacaksınız, oradaki valiliğe kontenjan verilecekti. Valilik bu öğretmeni alacak, adam oraya gidecek. Kardeşim bilinçli olarak geliyor, “Ben burada öğretmenlik yapacağım”.  Daha sonra adamın tayin derdiyle başka yerde, başka pozisyon açılır, oraya gitmek ister, o ayrı. Biz bunu yapamadık. Yani Cumhurbaşkanı 2 defa geri çevirdi. Aldı, Anayasa Mahkemesine götürdü o zaman, kaldı gitti… Şimdi bu son derece verimliliğe dayalı bir şeydi. Hani bunun siyasi ideolojiyle falan filan alakası yok bunun. Aklın yoludur bu.

Sabri Ok: Evet.

Hakan Fidan: Yani, daha fazla işi aşağıdakilere devredersen, Merkez de daha anlamlı işlerle uğraşır.

Sabri Ok: Daha stratejik düşünsün.

Hakan Fidan: Daha anlamlı işlerle, daha büyük bir şeylerle… Ve Türkiye’nin gideceği yer de odur.

“Açılımınızı” oy hesaplarına kurban etmeyeceğinizi söylemediniz mi?

Hakan Fidan: Yani ben size burada siyasi iktidarın politikalarını, fikrini ve perspektiflerini, elimden geldiğince şeffaf bir şekilde bir taraftan yansıtmaya çalışıyorum.

Sabri Ok: Sağolun.

Hakan Fidan: Ben modalite önerisi olarak şunu dedim. Şimdi, bir defa eylemsizliği çok samimi olarak, bunu çok samimi olarak söylüyorum, Başbakan’ın da fikri budur; bir zaman kazanma parametresi olarak ortaya koymuyoruz. Biz eylemsizliği var olan konuşmaların bir sağlayıcısı olarak görüyoruz. Yani, var olandan daha sistematik, daha yoğun bir müzakere ve görüşme sürecinin devam ettirilmesinden tarafız. Açıkçası, burada zaman kazanalım, şöyle olsun-böyle olsun, işte seçimlere giderken de şu olsun. Seçimler bir faktör olarak var. Şimdi iktidarlarr eğer tüccarlar gibi kâr-zarar hesabı yaparlarsa, burada dolar yerine oy sayısını koyarlar. Ortaya hangi hareketten ne kadar fazla oy gelir, ona bakarlar, bunun hesabını yaparlar.

Silahlı gücümüzü koruyacağımızı siz de kabul etmediniz mi?

Afet Güneş: Ama işte silahla çözülmeyecek. Silahın, evet kabul ediyorum, belli bir işlevi vardı ve bugüne kadar bir şey getirmiştir.

Hakan Fidan: Yani siyasetin kuralı bu. Dışarıda da konuştuk, üst menfaat buradadır. Hep beraber insanlar buraya gitsin diye bir algılama yok. Siyasetin de böyle erdemleri olduğu gibi, bu kadar da aşağılık tarafı var maalesef. Yani belki iktidar partisi yarın muhalefete düşse, aynı türden pozisyon içine girebilir. Ama hazır biz fırsat yakalamışken, burada şeyi gözetmek durumundayız diye düşünüyorum bu perspektifle. Çünkü hangi hareketi yaparsanız yapın, hangi amaçla yaptığınız önemli. Ucuz bir amaç için de yapabilirsiniz,  yüce bir amaç için de yapabilirsiniz. Bunun için perspektif çalışmalarını-perspektif geliştirme müzakerelerini ben çok önemli buluyorum şahsen. Çünkü bir şeyi beraber olgunlaştırıyorsunuz. O perspektifin sınırları çiziliyor. Bu noktada sınırını çizdiğimiz, amacına yönelik bir eylemsizliğin ve devamlılığının, ben her türlü meşruiyeti ve ilerlemeyi sağlayacağı noktasında muazzam önemli olduğuna inanıyorum. Bu noktada zaten Örgüt’ün imkan ve kabiliyetleri yerinde duruyor. Buna paralel, bizim konuşma ve görüşme zemini içerisine girmemiz gerekiyor. Modalite olarak benim söyleyeceğim bunlar.

Afet Güneş: Yani orada en ulvi olan şeylerden birini kaçırıyoruz. Yemek saati geçti.

Hakan Fidan: Ben böyle çok kısa bir şey söyleyeyim.

Adem Uzun: Yemekte de konuşuruz. Sonra tekrar geliriz.

Sabri Ok: OK. Veya isterseniz bir ara verelim.

İstismar için Filistin’e koşarken, Kürt halkına karşı İsrail tutumu sergilemediniz mi? Görüşmelerde kendinizi İsrail, bizi Filistin yerine koymadınız mı?

Hakan Fidan: Burada sorun, doğal şartları oluşmamış konuları antidemokratik yöntemlerle hayata geçirmek. Ben, demokratik mücadele içerisine girip de, dünyada sonucuna ulaşmamış hiçbir hareket görmedim. Bakın dünya siyasi tarihine, Gandi’den tutun da Polonya’daki işçi hareketine; efendime söyleyim Güney Amerika’daki hareketlere varana kadar, bakın demokratik siyasi mücadele verip de; meşru-kabul edilebilir-evrensel hedeflerine ulaşmamış hiçbir hareket görmedim. Buna Amerika da, Fransa da her yer dahil. Ama burada meşru yol kullananlar, şu an Ortadoğu da böyle yani. Bakın İsrail’in imajı yerle bir olmaya başlıyor. Meşru çizgide duran Filistin Hareketi daha da güç kazanıyor. Ama gayr-ı meşru güç kullanan-İngilizce İRRELVANT diyorlar- artık var olan sosyal doku ve siyasal şartlara uygun hareket etmeden eylem gösterdiğiniz zaman, bir şey olmuyor.

Eğitim dilinin kabulü ve seçim barajının düşürülmesinde bize söz vermediniz mi?

Sabri Ok: Biz de kendi anadilimizde eğitim istiyoruz. Yani talepler anlamında. O açıdan diyoruz ki, bazı adımları atarken AKP’nin de ne yaptığını bilmek isteriz. Tamam, biz bu adımları atacağız ama, mesela %7 baraj düşürülür mü? Diyebilirsiniz ki %10 Barajı sizi niye ilgilendirir? Biz Türkiye’nin demokratikleşmesi konusunda kendimizi sorumlu görüyoruz ve bu Kürtleri de ilgilendiriyor. Örneğin biz diyebiliriz ki, bu kadar tutuklu var, biz adım atalım. Doğru ama; adım atarken insanlar, Belediye Başkanı, İl Başkanı da dahil herkes içeride.

Hakan Fidan: Habur sonrası iklim değişti. Bunu yönetemedik. Yani açıkça söyleyelim.

Sabri Ok: Düzeltelim, biz size yardımcı olalım.

Hakan Fidan: Düzeltelim, bunu düzeltelim. İşte zaten Sabri bey, bu söylediklerinizde çok haklısınız. Benim burada oluşum size sistematik  bir müzakereyi ve bir araya gelişi teklif edişim, sonra sayın Öcalan’ın sizle iletişim kurmasına, bizim kısıtlı şartlarda da olsa sizden mesaj götürmemiz, sonra çeşitli iletişim kanalları bulmaya çalışmamız.. Bu hafta İçişleri Bakanı da Parti  yetkilileriyle görüşecek. Bütün bunların hepsi kamuoyunda bizleri zor duruma düşürmeyecek bir modalite icat edip problemi karşılıklı çözme yönünde atılan adımlardır. Türkiye’de yaşamanın tadı olmaz sıkıntı olmadan ama, artık şu getirilmiş aşamadan itibaren ben meşru bir hareketin bir engelle karşılaşacağını düşünmüyorum. Onun için bence, Önderliği bu konuda ben bu çizgide görüyorum sayın Öcalan’ı. Ama buradaki asrkadaşların da o konuda bir çözümlemeye gitmeleri lazım diye düşünüyorum. Yoksa bunu ben Ak Partinin  veya devletin eli rahatlasın, şu olsun-bu olsun diye söylemiyorum.

Sabri Ok: Yok, ben çok yere katılıyorum, doğru ama sizin de şu ayırımı görmeniz lazım. Zamanında bu ülkede Komunizm dendi-öne çıkarıldı, zamanla İrtica devdi-öne çıkarıldı, ama her zaman söz konusu olan Kürt olunca, önü tıkandı. Mesela, çok açık söylüyorum; %10 Barajı Kürt meselesi içindir. Hepsi de uzlaştı.

Hakan Fidan: Kesinlikle, kesinlikle.

Sabri Ok: Seçim döneminde tüm partiler anlaştılar, DTP’nin aleyhinde karar çıkardılar.

Hakan Fidan: Kesinlikle, uzlaşırlar..

Sabri Ok: İşte bu.

Bedel ödediğimizi ve samimiyetimizi dile getirmediniz mi?

Hakan Fidan: Burda şey sıkıntısı var. Hani maziden alıp getirdiğiniz, sürekli mücadele ederek değiştirdiğiniz, bedelini ödediğiniz bir çizgi var. Ama mazi orda duruyor. Oradan etkilenenler, orda duruyor. Bunu bir anlatma problemi var.

Sabri Ok: OK. Doğru

Hakan Fidan: Bunu insanlar bilmiyor. Ben şimdi gideceğim diyeceğim. Allah’tan Başbakan-yakın çevre falan öyle değil. Yani benim anlatacaklarıma inanan insanlar yoksa. Ama benimle sadece nötr ilişkisi olan bi adama ben bunları söyleyeyim; hatta iyi ilişkiler içinde olanlara söyleyeyim; diyecekler ki, “Yani sen, her zamanki gibi şey oluyorsun, yani bu insanların ben böyle düşündüğüne” yani ben sizi teyibe alayım, götüreyim-dinleteyim, adama isminizin kim olduğunu söylemeyeyim, diyecekler “biz bu arkadaşla aynı fikirdeyiz”

Sabri Ok: Maalesef doğru.

Hakan Fidan: Ama ben diyeceğim ki, “bu konuşan Sabri Ok’tur”, diyecekler ki, “ne söylüyorsun sen? Yalan söylüyorsun”!

Afet Güneş: Takiye yapıyor.))

Zubeyr Aydar: Seni kandırmaya çalışıyor.

Hakan Fidan: Hah)

Önderlik’in kıymetini deklere etmediniz mi?

Afet Güneş: Öcalan zaten “beni tabulaştırmayın” dedilçe, kitle bunu tabu haline getirmek istiyor.

Hakan Fidan: Yok. Olmazsa olmaz. Şimdi dedim ya, bizim toplum bir tane yetenekli adam buldu mu, (kendisi tembel çünkü, çalışmak isteiıyor ki) o yetenekli adamın sırtına yüklen git.

Sabri Ok: Hepsi onun sırtına. Devlet de yüklüyor, biz de yüklüyoruz.

Hakan Fidan: Tabi. Yok yani, Bizim kendi Siyasi Liderimize-Devlet Adamlarımıza bakışımız da böyle. Kendi ellerimizle yaparız, kutsal ederiz. Ondan sonra kendi elimizle de yeriz. Hapse de atarız, idam da ederiz. Tarih kitaplarında kötüleriz de.  Yani hiç sorun değil. Bizim şimdi kendi şeyimiz de var,

Bize kentlerde eylem yapılmamsı için ricacı olmadınız mı?

Afet Güneş: Orada yerleşik bir kadro değil. Geçmişi olan bir yer değil. Reşadiye o kadar gelme-geçme noktası bir yer ki; ne zaman organize oldular da, hemen böyle birden bire aşka gelip eylem yapacak gücü buldular?!

Sabri Ok: Bizim güçler her tarafta var, onu söyleyelim. Türkiye’nin her tarafında var; Karadeniz’de de var, Toroslar’da da var.

Afet Güneş: Biliyoruz. Metropolleri de doldurdunuz. Arada patlayıcılarla da doldurdunuz.

Sabri Ok: Yok canım.

Afet Güneş: Hepsini biliyoruz

Sabri Ok: Onlar bir tarafa. Biz bu süreci ilerletelim, önemli olan o.

Afet Güneş: İşte onları göre göre de zor gidiyor. Bundan sonra görmesek iyi olur.

KCK’lıların serbest kalacağı güvencesini vermediniz mi?

Hakan Fidan: Taktik konularda anlaşılabilir. Yani aramızda bir kriz yönetimi yapılır, kriz hattı kurulur. Derim ki, biz de bilemeyebiliriz. Aşağıdaki bürokrat, Emniyet Müdürü falanı zanneder, işte “örgütsel faaliyette bulunuyor” . Dersiniz ki “Hakan bey, yani şurada şöyle bir şey yapılıyor. Yazıktır-güahtır, bunun bir şeyi yok”. Veya tam tersine; “ATILAN BU ADIM HALK NAZARINDA şey yapacaktır, infial doğuracak.” Dikkat edersiniz. Bizim yaklaşımımızda şu ana kadar; bürokrasimiz, şu-bu vesaire “ne der?”den ziyade, çözüme yönelik iradenin hedefleri önemli. Şimdi burada biz, aynı yaklaşımı sizlerden de görürsek,  yani taktik hataları zaman zaman görmemezlikten gelir, stratejik olarak bu yoğunlaşmaya gidersek..

Verdiğiniz sözler koordinatör temsilcisi tarafından da sürecin önünü açacak hususlar olarak yorumlanmadı mı?

Koordinatör Ülke Temsilcisi: Belki daha aza zaman içerisinde olabilir ama, bizim Ankara’ya gitmemiz lazım, Dağ’a gitmemiz lazım, Oslo 6’yı hazırlamamız lazım. Bunların hepsi ayrı bir iş ve aynı zamanda sizin de kendinizi hazırlayıp-koordine olabilmeniz için de gerekli olan zamandır. Güzel. Evet, her iki tarafı da tebrik etmek istiyorum. Sürecin bu tarafında trafik ışıkları Yeşil’e dönmüş gibi görünüyor.

******

OsloEmre ERCİŞ | ÖZEL HABER

13 Eylül 2011’de Dicle Haber Ajansı’nın (DİHA) internet sitesinde yayımlanan bir ses kaydı, kamuoyunda bomba etkisi yaratmıştı.

Birkaç saat yayında kalan ve daha sonra kaldırılan ses kaydında, Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) temsilcileri ileTürkiye Cumhuriyeti Devleti görevlileri arasında yapılan müzakereler, gün yüzüne çıkmıştı.

ON7YİRMİ5 kamuoyunda “OSLO Görüşmeleri” olarak adlandırılan bu gizli toplantıya yönelik çok önemli bilgi ve belgelere ulaştı.

MİT İLE PKK OSLO’DA MASAYA OTURMAMIŞ

İstanbul Emniyeti İstihbarat Şube ile Terörle Mücadele Şube (TEM) ekipleri tarafından yürütülen ve devamında KCK Önderlik Komitesi Operasyonu olarak kayıtlara geçen teknik ve fiziki takip sürecinde çok ilginç bilgilere ulaşıldı.

Önderlik Komitesi adı altında yürütülen soruşturmada 1899005875 numaralı ADSL hattı üzerinden 03.02.2012 günü saat: 12:26:35’de geçiş yapan iletişim verisinin içeriğinde;

marinosgunu@yahoo.com isimli e-posta adresinin taslaklar kısmına 23.01.2012 günü saat:14:32’de kaydedilen “Bruska” konulu e-posta’nın içeriğinde; söz konusu toplantıya yönelik çok önemli bilgilere ulaşıldı.

ON7YİRMİ5’in ulaştığı ve Önderlik Komitesi adı altında İmralı’da tutuklu bulunanAbdullah Öcalan ile avukatlar arasında geçtiği iddia edilen görüşmelerin, “Taslak Mail”yöntemiyle örgüt yöneticilerine aktırıldığı öne sürülen bu e-posta edresi’nin içeriğine göre,Türkiye Cumhuriyeti Devleti yöneticileri ile KCK terör örgütünün yöneticileri OSLO’da bir araya gelmiyor.

MURAT KARAYILAN: “SÖZ KONUSU GÖRÜŞME DOĞRU FAKAT O ÜLKEDE YAPILMADI”

ON7YİRMİ5’in ulaştığı bahse konu e-posta, “SAİD” kod ismini kullanan KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan tarafından, KCK Önderlik Komitesi Yürütmesindefaaliyet gösteren “BRUSK” kod isimli avukata yazılıyor.

Karayılan tarafından yazılan e-postanın içeriğinde; “ S’lerin bir ülkede söz konusu edilen kişilerle görüştüğü doğrudur. Yalnız bu ülke belirtilen ülke değildir. Başka bir ülkedir” denilmekte.

Çözümlemesi yapılarak soruşturma dosyasına giren ve Karayılan tarafından yazıldığı iddia edilen bu e-posta taslağına göre, “S” olarak adı geçen şahsın KCK/PKK terör örgütünün Avrupa sorumlularından Sabri Ok isimli örgüt mensubu olduğu belirtilirken, bahse konu olan örgüt mensubunun Avrupa’da bir ülkede Heyetle (Devlet Görevlileri) görüşme yaptıklarının doğru olduğu, fakat bu görüşme yapılan ülkenin basında çıkan haberlerde yer alan Norveç’in OSLO şehri değil, başka bir Ülke ve Şehrinde gerçekleştiği rapor ediliyor.

İşte KCK terör örgütü Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan’a ait olduğu iddia edilen o e-posta adresinin orijinal metni:

Merhaba, umarım iyisinizdir. Beni soracak olursan şimdilik durumum iyidir. Seninle paylaşmak istediğim husus, tartışma konusu olan  mektup hususudur. Birincisi daha önce belirttiğim gibi S. Kendi adına herhangi bir mektup yazmamıştır. Gönderilen mektup kurum adına gönderilmiştir.


S.’lerin bir ülkede sözkonusu edilen kişilerle görüştüğü doğrudur. Yalnız bu ülke belirtilen ülke değildir. Başka bir ülkedir.

Mektup bize aittir. Fakat bu mektupta görüşmeci arkadaşların belirttikler ve karşı tarafın belirttikleri ile ulaşılan sonuç bilgi açısından yazılmıştır. Bu nedenle bazıları bize ait görüşler değildir. Burada yanlış anlaşılmaması önem taşıyor. Bizim mevcut görüşmelerin bir sonuç vereceğine dair herhangi bir beklentimiz yoktur. Bu konuda görüşümüz nettir.

Mektupta sadece karşı tarafın belirtikleri konusunda vurgular vardır. Fakat biz bu konuda iyimser değiliz. Bu nedenle herhangi bir beklentiye girmeden kendi işimize bakıyoruz. Gerekli hazırlıkları yapmaya çalışıyoruz. Zaten hevditinde söylenenlerle pratik birbirini tutmuyor. Eğer niyetleri iyi olsaydı, mutlaka pratik bazı adımları  olurdu. Hiçbir adımları atmamış olmaları niyetlerinin iyi olmadığını gösteriyor. Bu nedenle kesin ve net bir biçimde hiçbir beklentiye girmeden gündemimizin pratikleşmesinin hazırlıklarını yapıyoruz”

MİT İLE PKK GÖRÜŞMELERİ 7 ŞUBAT KRİZİNE NEDEN OLMUŞTU

Kamuoyuna sızan ve MİT ile PKK Norveç’in Oslo şehrinde masaya oturdu iddialarına dayanak olan bu görüşmelerin ardından MİT Müsteşarı Hakan Fidan, dönemin MİT Müsteşarı Emre Taner ve yardımcısı Afet Güneş, KCK Soruşturması kapsamında ifadeye çağrılmış yaşanan bu süreç kamuoyuna “7 Şubat MİT Krizi” olarak yansımıştı.

MİT ile PKK aynı masaya oturarak pazarlık yaptı iddialarının kamuoyuna yansımasının ardından dönemin Başbakanı, Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Biz Hükümet olarak, AK Parti olarak hiçbir zaman Terör Örgütü ile masaya oturup pazarlık yapmadık. Bize iftira atan iddiasını ispat etmek ile mükelleftir. İddiasını ispat edemez ise Namussuz ve Şerefsizdir” derken, Başbakan yardımcısı Bülent Arınç ise “ Dağdaki bir eşkıyanın sözüne bakacaksında 35 yıldır Turgutlu’daki kardeşimizin tanıdığı Bülent Arınç’ın sözüne  bakmayacaksın. Bu vicdanlara sığmaz. Biz teröristle, örgüt ile pazarlık yapacak namussuz ve ahlaksızlardan değiliz” demişti.

Şimdi “Çözüm Süreci” adı altında yürütülen faaliyetlere yönelik bir soru işareti daha akıllardaki yerini aldı. Biz terör örgütüyle masaya oturmadık diyen, sonrasında bizzat dönemin Başbakanı Erdoğan tarafından PKK ile Oslo’da pazarlık ve müzakere yapıldığı kabul edilen ve arap saçına dönen bu sürece yeni bir soru daha eklenmiş oldu. Murat Karayılan’a göre şayet görüşmeler Oslo’da yapılmadıysa, nerede yapıldı?

ON7YİRMİ5 | ÖZEL HABER / 8 Kasım 2014

Reklamlar