Etiketler

, , , ,

Davutoğlu özür 1UMUT YAVUZ / ROTAHABER – ANALİZ – Yandaş medyanın hükümetle işbirliği içinde kamuoyunu yanıltmaya yönelik yayınları hız kesmeden devam ediyor. Son olarak yandaş medyanın öncülerinden Star Gazetesi manşetinden benzer bir habere imza attı.

Önce Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, BM’de düzenlediği bir basın toplantısında dünyanın gözü önünde Fethullah Gülen cemaatine ait olduğunu söylediği bir takım “ihanet mektuplarından” bahsetti. Mutat olduğu üzere yandaş medya hemen Dışişleri Bakanı’nın dile getirdiği fakat ortaya koymadığı bu mektupları aramaya başladı. Star Gazetesi bugün manşetten “ihanet mektuplarına” ulaştık diyerek Fethullah Gülen’in Onursal Başkanı olduğu ABD’deki Peace Islands Institute (Barış Adaları Enstitüsü)’nün yabancı elçiliklere gönderdiği bilgilendirme mektuplarını yayınladı. 

Star Gazetesi’nin Davutoğlu’nun ihanet iddiasını delillendirmek için “ihanet mektubu” olarak sunduğu mektupları Rotahaber olarak biz de inceledik ve çevirisini yaptık. Davutoğlu’nun ve Star’ın ihanet olarak sunduğu mektupta bulunanların neresinde “ihanet” ve “yalan” olduğunu ise çözemedik. Halbuki Star da mektubu aynen bizim gibi tercüme etmişti fakat yanlış anlamış olmalılar.

Mektup yabancı elçilikleri Türkiye’deki gelişmelerden haberdar etmek amacıyla yazılmış. Mektupta iki madde halinde “Türkiye’de ne oldu” ve “Hükümet buna karşı ne yaptı” şeklinde durum özetlenmiş.

Türkiye’de ne oldu kısmında ise, tamamen gerçekte olanlar şu ifadelerle yer aldı:

“17 Aralık tarihinde İstanbul Başsavcısının talimatıyla Türk polisi İçişleri Bakanının, Ekonomi Bakanı’nın ve Çevre ve Şehircilik Bakanı’nın oğullarını, İran-Azeri asıllı işadamı Reza Zerrab’ı ve Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan’ı gözaltına aldı. Operasyon sırasında Süleyman Aslan’ın evinde polis bir ayakkabı kutusu içinde 4,5 milyon dolar ile bir kitap rafında 10 milyon TL (5 milyon dolar) nakit para buldu. Aynı şekilde, İçişleri Bakanı’nın oğlunun evinde ise yedi adet elektronik kasada yüklü miktarda nakit bulundu. Polis soruşturma sırasında İçişleri Bakanı, Ekonomi Bakanı ve AB Bakanı’nın işadamı Reza Zerrab’tan rüşvet aldığına ilişkin fotoğraf kareleri, videolar, telefon konuşması tapeleri, ödeme kayıtları gibi deliller elde etmiştir.”

Mektubun bu kısmına baktığımızda Türkiye’de gerçekte olanlardan tek kelime bile farklı bir iddia yer almadığını görüyoruz. Peki ikinci kısımda yani “hükümet yaşananlar karşısında ne yaptı?” kısmında neler yazılmış…. İşte o ifadeler:

“Sayın Erdoğan ve çoğu AK Partili siyasetçilerin ilk tepkisi “Operasyonun Türkiye’nin parlak geleceğini tehdit eden ve dış mihraklar tarafından organize edilen kirli bir operasyon” olduğu; “polis ve yargı içinde bulunan ‘paralel yapı’ (özellikle yapılandığı iddia olunan sözde ‘Gülenci’ hareket doğrudan kastedilerek) tarafından dizayn edilen hükümet karşı bir darbe olduğu”, “çete olarak nitelenen bu yapının bütün devlet kurumlarından kökünün kazınacağında kararlı olunduğu” şeklindeydi. Başbakan Erdoğan, savcı ve polis müdürlerinin İçişleri Bakanı’nı operasyon konusunda bilgilendirmesi gerektiğini de iddia etti. Hükümet herhangi geçerli bir gerekçe göstermeden operasyonda görev alan yüzlerce polis müdürü ve polis memurunu görevden aldı ve operasyonu yöneten savcılar dosyalardan el çektirildi. Her ne kadar yüksek mahkeme tarafından bozulsa da, hükümet polislerin herhangi bir operasyon yapacağında, operasyon yürütme mensuplarıyla ilgili bile olsa yürütmeyi bilgilendirmesine dair bir kararname çıkardı. Emniyete medyanın erişimi büyük ölçüde yasaklandı. Siyasi irade tarafından yapılan bu icraatlar halk nezdinde büyük tepkiye sebep oldu. Sizin de bildiğiniz gibi Türkiye’deki geniş çaplı yolsuzluk operayonu dünya basınının manşetlerine yansıdı, New York Times, Wall Street Journal, Washington Post ve bir çok ABD gazetesinde de geniş ölçüde yer aldı. Şu ana kadar ortaya çıkan bu skandallar, kabinedeki üç bakanın ve parlamentodaki beş AKP milletvekilinin istifalarına sebep oldu. Bir çok bürokrat ve daha bir çok kişi Ak Parti’nin soruşturmaya müdahale etme ve yargıyı, savcıları, polisi ve medyayı sindirme girişimlerini protesto etti.”

Evet gerçekten de hükümet böyle tepki vermişti. Mektupta hükümetin operasyonu darbe olarak nitelediği ve bundan paralel yapı denilen cemaati sorumlu tuttuğu söyleniyor… Yanlış mı? Hayır. Buna Başbakan’ın 17 Aralık’tan bu yana yaptığı her konuşma delil olabilir…

Fethullah Gülen’i itibarsızlaştırmaya ve karalamaya çalışıldığından bahsediliyor… Yanlış mı? Hayır… “Alim müsveddesi, sahte peygamber” gibi burada yazmaya gerek duymadığımız ifadeleri bizzat Başbakan dile getirmişti…

Soruşturmada görev alan emniyet ve yargı mensuplarının görevden alındığı belirtiliyor… Yanlış mı? Hayır… Tam rakamını artık tespit edememekle beraber en az 5 bin polis müdürü ve polis ile yüzlerce savcının görevden alındığı biliniyor…

Hükümetin çıkardığı ancak yüksek mahkemece bozulan kararname ile operasyonlardan amirleri bilgilendirme zorunluluğu getirildiği ve  medyanın emniyete erişiminin yasaklandığı belirtiliyor… Bu da aynen gerçekleşti…

Yolsuzluk operasyonu ve bu operasyona yapılan müdahaleler halk nezdinde büyük tepkiye yol açtı deniliyor… Bu da aynen gerçekleşti…

Mektubun devam bölümünde skandallar ile bakanların ve bazı AKP’li vekillerin istifa ettiği söyleniyor… Yüzde yüz gerçek…

Türkiye demokrasisinin yara aldığı söyleniyor… Yüzde yüz gerçek.

Bakan çocukları ile Başbakan’ın da operasyon dahilinde olduğu söyleniyor… Bu da yüzde yüz gerçek… Star Gazetesi Başbakan’ın şüpheli olarak gösterilmesini “yalan ve ihanet” olarak niteliyor fakat engellenen 25 Aralık operasyonunun Bilal Erdoğan üzerinden Başbakan’a uzanacağı biliniyordu. Aynı şekilde Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar da “talimatı başbakandan aldım” diyerek Başbakan’ı bizzat şüpheli konumuna sokmuştu. Dahası, Başbakan Erdoğan da bizzat kendisi, “bana ulaşmak istiyorlar” diyerek kendisinin şüpheliler arasında olduğunu deklare etmişti. Yani mektupta yer alan bu detay da doğru.

Görüldüğü gibi yandaş medyanın “ihanet mektupları” olarak yayınladığı ve yine kendini komik duruma düşürdüğü mektuplar aslında Türkiye’de yaşananları birebir özetlemekten ve gerçekleri söylemekten ibaret… Yani gerçekleri bütün çıplaklığıyla anlatmak ihanet olarak niteleniyor. Bu da gerçeklerin birilerini fena halde rahatsız etmesinden kaynaklanıyor olmalı…

Şimdi size mektubun tam çevirisi ile orijinalini sunuyoruz… Sizce ihanet bunun neresinde?

O İHANETSE BU NEDİR?

Ve soruyoruz, eğer bu ihanetse, kendi ülkesinin dilini ve kültürünü öğretmek için açılan Türk okullarının kapatılması için yoğun diplomasi yürüten, Azerbaycan, ABD ve Rusya gibi bir çok ülkeye, 160 ülkede hizmetler veren kendi vatandaşlarını dosyalar ve isim listeleri vermek suretiyle jurnalleyen Erdoğan ve Davutoğlu da ihanet içinde değil midir?

İŞTE MEKTUPLARIN TAM ÇEVİRİSİ:

“Türkiye’de yaşanan son olaylar hakkında sıkça sorulan sorular

1-      Ne oldu:?

17 Aralık tarihinde İstanbul Başsavcısının talimatıyla Türk polisi İçişleri Bakanının, Ekonomi Bakanı’nın ve Çevre ve Şehircilik Bakanı’nın oğullarını, İran-Azeri asıllı işadamı Reza Zerrab’ı ve Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan’ı gözaltına aldı.

Operasyon sırasında Süleyman Aslan’ın evinde polis bir ayakkabı kutusu içinde 4,5 milyon dolar ile bir kitap rafında 10 milyon TL (5 milyon dolar) nakit para buldu. Aynı şekilde, İçişleri Bakanı’nın oğlunun evinde ise yedi adet elektronik kasada yüklü miktarda nakit bulundu.

Polis soruşturma sırasında İçişleri Bakanı, Ekonomi Bakanı ve AB Bakanı’nın işadamı Reza Zerrab’tan rüşvet aldığına ilişkin fotoğraf kareleri, videolar, telefon konuşması tapeleri, ödeme kayıtları gibi deliller elde etmiştir.

2-      Hükümetin olanlar karşısında reaksiyonu ne oldu?

Sayın Erdoğan ve çoğu AK Partili siyasetçilerin ilk tepkisi “Operasyonun Türkiye’nin parlak geleceğini tehdit eden ve dış mihraklar tarafından organize edilen kirli bir operasyon” olduğu; “polis ve yargı içinde bulunan ‘paralel yapı’ (özellikle yapılandığı iddia olunan sözde ‘Gülenci’ hareket doğrudan kastedilerek) tarafından dizayn edilen hükümet karşı bir darbe olduğu”, “çete olarak nitelenen bu yapının bütün devlet kurumlarından kökünün kazınacağında kararlı olunduğu” şeklindeydi. Başbakan Erdoğan, savcı ve polis müdürlerinin İçişleri Bakanı’nı operasyon konusunda bilgilendirmesi gerektiğini de iddia etti.

Hükümet herhangi geçerli bir gerekçe göstermeden operasyonda görev alan yüzlerce polis müdürü ve polis memurunu görevden aldı ve operasyonu yöneten savcılar dosyalardan el çektirildi.

Her ne kadar yüksek mahkeme tarafından bozulsa da, hükümet polislerin herhangi bir operasyon yapacağında, operasyon yürütme mensuplarıyla ilgili bile olsa yürütmeyi bilgilendirmesine dair bir kararname çıkardı. Emniyete medyanın erişimi büyük ölçüde yasaklandı. Siyasi irade tarafından yapılan bu icraatlar halk nezdinde büyük tepkiye sebep oldu.

Sizin de bildiğiniz gibi Türkiye’deki geniş çaplı yolsuzluk operayonu dünya basınının manşetlerine yansıdı, New York Times, Wall Street Journal, Washington Post ve bir çok ABD gazetesinde de geniş ölçüde yer aldı. Şu ana kadar ortaya çıkan bu skandallar, kabinedeki üç bakanın ve parlamentodaki beş AKP milletvekilinin istifalarına sebep oldu.

Bir çok bürokrat ve daha bir çok kişi Ak Parti’nin soruşturmaya müdahale etme ve yargıyı, savcıları, polisi ve medyayı sindirme girişimlerini protesto etti.

Türkiye eskiden beri Orta Doğu’da anayasal demokrasiye model bir ülke olarak görülmüştü. Ancak, bu 90 yılllık demokrasi şu anda büyük ölçüde bir krizle karşı karşıyadır. Üç bakanın oğullarının, ve bizzat Başbakan’ın adının karıştığı dört farklı yolsuzluk soruşturması hükümette ciddi bir reaksiyona sebep olmuş,  hukukun üstünlüğünün, insan haklarının, basın özgürlüğünün ve ifade hürriyetinin çökmesine sebep olmuş ve gözle görülür bir şekilde Türk demokrasisinin temellerini dinamitlemiştir.

AK Parti üyeleri ve yöneticileri dikkatleri skandallardan başka yöne çevirmek amacıyla Barış Adaları Enstitüleri Onursal Başkanı Sayın Fethullah Gülen’i itibarsızlaştırmaya çalışmaktadır. Bu şekilde, bazı kaygılara yanıt vermek ve ortaya çıkabilecek sorulara yanıt verebilmek umuduyla, gelişmelerle ilgili size kısa bir özet sunmayı arzu ediyoruz.

Zamanınızın ne kadar değerli ve kısıtlı olduğunu tamamen takdir ederek, Türkiye’deki son gelişmeleri özetlediğimiz, kaygılara ve belki de bazı sorularınıza yanıt verdiğimiz bir yazılı özetin, ofisiniz için çok yararlı olacağına inanıyoruz.

Gösterdiğiniz nezaket için şimdiden teşekkür ediyor ve uygun olduğunuzda sizinle görüşmeyi dört gözle bekliyoruz.

Saygılarımla,

Mehmet Kılıç,

Center for Global Affairs, Müdürü”

Reklamlar