Etiketler

, , , ,

Adem YavuzAslında bugün yerel seçim sonuçlarını analiz etmeyi planlıyordum.

Özellikle de seçmenin yüzde 70 oranında yolsuzluklarainanmasına rağmen tercihini iktidardan yana yapmasını irdelemek istiyordum. 

Ancak Türkiye gündemi o kadar yoğun ki seçimi bile uzun uzun analiz etmek mümkün değil.

Malum olduğu üzere Dışişleri Bakanlığı’ndaki ‘çok gizli’ Suriye toplantısı internete sızdı. MİT Müsteşarı, Genelkurmay İkinci Başkanı, Dışişleri Bakanı ve Bakanlık Müsteşarı’nın katıldığı toplantıda olası ‘Suriye’ senaryoları tartışılmıştı.

Toplantının kaydı internete sızdıktan sonra ortalık karışmış, hükümet sızmayı savaş nedeni, sızdıranları da hain ilan etmişti. 

İçeriği, kaydedilmesi ve sızması her şekilde skandal olan bu olayın soruşturması sürüyor.
Kulisler hayli hareketli. 

En büyük zanlı soruşturmayı yürütüyor 

Ancak soruşturma ile ilgili ciddi şüpheler var.

Çünkü ses kaydının kim tarafından sızdırıldığı ile ilgili çalışmalar tam anlamıyla algı operasyonuna dönüştü. Öncelikle esaslı bir açmaz var.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu kaydın ‘içeriden’ yapıldığını söyledi. Yani ileri teknoloji ile yurtdışı bağlantılı bir ortam dinlemesi yok.

Kaldı ki toplantı öncesi ve sonrası böcek araması yapılmış ve bir şey bulunamamıştı.

Odanın yüksek güvenlikli, yani dışarıdan dinleme yapılamaz türden olması da bütün şüpheleri ‘içeriye’ çeviriyor. 

Doğal olarak en büyük zanlılar o toplantıda olanlar. Yani MİT, Dışişleri ve Genelkurmay.

Hükümet kaynaklarının ifadesine göre ‘MİT failleri bulmak için gece gündüz çalışıyor.’

Yani zanlılardan birisi bizzat soruşturmayı yürütüyor.

Bir bakıma en büyük zanlı suçluyu arıyor. Üstelik siyaset kurumu da alternatif kaynaklara bakmayı düşünmeyip doğrudan “MİT’in çalışmasını bitirmesini bekliyoruz” dedi.

Toplantının sızması zaten skandaldı.

Soruşturmanın zanlı sayılabilecek bir kuruma yaptırılması da ayrı bir skandal. Üstelik de bu kurumun sicilinde Oslo ve Paris olayları gibi skandallar var. 

17 Aralık ile lağvedilen hukuk ise bu çarpık durum karşısında sessiz. Savcılara yapılan telkinler de sır değil.

Uzun süredir Camia’ya yapılacak olan operasyon için dayanak arayanlar fırsatı yakaladı. Hal böyle olunca birtakım karanlık odaklar bu işi Camia’ya yıkmak için fazla mesai yapıyor.

Havuz medyası da linç kampanyası için senaryo hazırlığında.

Yani önce ‘casus’ ilan edip hükmü verenler şimdi bunun altını doldurmak için gece gündüz çalışıyor. 

Hiçbir şeyin gizli kalmadığı Ankara’da bu isimler de yakında ortaya çıkacaktır. 

Sonucu belli rapor 

Bakanlık’taki kritik toplantı öncesi ve sonrası tüm kurumda böcek araması yapan ancak hiçbir şey bulamayan emniyet şimdi rapor hazırlıyor.

Hükümet, 17 Aralık’tan bu yana 13 binden fazla emniyetçiyi sürdü. Yerlerine ‘çok güvendiği’ isimleri atadı.

Dolayısıyla bu kadroların yazdığı raporun objektifliği tartışmalı olacak.

Kaldı ki KPSS soruşturmasında raporların baskıyla tahrif edilmesine tepki olarak istifa eden polisin ifadeleri herkesin malumu. TÜBİTAK’ın böcek raporuna yapılan müdahale girişimleri de unutulmamalı.

Hükümetin kuru fasulye fiyatlarının artmasını bile Camia’ya bağladığı bir dönemde başka bir fail ya da odak aramaya gerek var mı?

Nasıl olsa algı operasyonu sonucu kimse bu durumu yadırgamaz hale getirildi.

Kaldı ki daha ilk günden Davutoğlu zanlıları pas geçip doğrudan Camia’yı işaret etti. Peki o zaman yapılan soruşturma neyin nesi?

Neden adil bir soruşturma, araştırmanın yolları açılmıyor?

Eli kolu bağlanmış, sempatizanlarının bile biçilip dağıtıldığı bir yapının bu işi yaptığını iddia etmek, bu işi gerçekte yapanların suçluluk psikolojisinden kaynaklanan feryatlarına benzemiyor mu? 

Camia’yı olağan şüpheli yaparak; gerçek faillerin ortaya çıkmasını engelleyecek yöntemlerle ve kurumlarla fail aramak karanlıkta evinde kaybettiğin şeyi, komşunun bahçesinde bulmaya çalışmaktan daha tuhaf değil mi?

O yüzden paralel yalanları ya da gizli ajandalarınızı bir kenara bırakın da skandalın faillerini bulup çıkarın.

Adem Yavuz Aslan / Bugün

Reklamlar