Etiketler

, , , ,

FT HEFethullah Gülen Hocaefendi, İtalyan La Repubblica gazetesine gündemdeki konuları değerlendirdi. “Türkiye’ye dönecek misiniz?” şeklindeki soruyu Hocaefendi,
“Doktorların tavsiyesiyle burada kalıyorum. Ölümümle Türki-ye’nin sorunlarının çözüme kavuşacağını bilsem, her gün bin kez ölmeyi tercih ederim.” şeklinde cevapladı.

Fethullah Gülen Hocaefendi, Türkiye’deki tartışmalara ilişkin İtalyan La Repubblica Gazetesine özel röportaj verdi. Gazetenin, “Erdoğan, adaletten kaçmak için darbeden bahsediyor. Türkiye tehlikede” başlığı ile duyurduğu röportajda Hocaefendi, önemli açıklamalarda bulundu.

“Ölümümle Türkiye’nin sorunlarının çözüme kavuşacağını bilsem, her gün bin kez ölmeyi tercih ederim.” diyen Hocaefendi, Türkiye’deki hadiselerin ‘tek bir kişi veya tek bir partinin hâkimiyetindeki ülkelerde yaşananlara’ çok benzediğine dikkat çekti. Hükümetin yolsuzluğuna ilişkin soruşturmanın darbe olarak görülmesini ‘paranoya semptomu’ sözleriyle değerlendiren Gülen, özetle şu görüşleri dile getirdi:

“Belli makamlarda bulunan kişiler, söylediklerine dikkat etmeli. Bazı medya organları tarafından verilen sahte haberler, toplumu felce uğratacak kapasitededir. Geçmişte Türkiye acılı olaylar yaşadı. Gençler sokaklarda çarpıştı. Son yıllarda kaydedilen demokratik ilerleme, barış ve huzuru muhafaza etmenin, devletin zirvesinde bulunan kişilere düşen büyük bir görev olduğunu söylüyorum, ama bunun ne derece bilincinde olduklarını bilmiyorum. Bu zorlukların Allah’ın yardımıyla aşılacağını umut etmekten vazgeçmedim. Bu esnada bize düşen görev, dua etmek ve kutuplaşmayı artıracak davranışlardan kaçınarak, Allah’ın yardımını dilemektir.

Yolsuzluk meselesini, adli çerçeveden siyasi çerçeveye kaydırma çabasına benzer bir çaba var. Oysaki halk, yolsuzluğun varlığı konusunda hemfikir. Basına iletilen deliller, bakanların istifaları ve milletvekillerinin beyanları bunu anlatıyor. Benzer durumlar demokratik ülkelerde de yaşanıyor, ancak o ülkelerde hükümet darbesi veya bir ihanet gibi görülmüyorlar. Şayet ortada sorumlular varsa, mahkemeler tarafından tespit edilir ve cezalandırılır, hükümetler de yollarına devam eder.

Postmodern darbe dönemi olan 90’lı yıllarda da, cemaatimize karşı suçlamalar yöneltilmişti ve mahkemelerce bu suçlamaların hiçbir dayanağının olmadığı tespit edilmişti. Şimdi bu suçlamaları yineleyenler, günün birinde bundan pişman olacaklar ve bazıları özür dileyecek. Ama bu esnada tüm bunlar, insaniyet açısından olduğu gibi Türkiye açısından da bir kayıp anlamına gelecektir.

Aksi ispat edilene kadar biz masumiyet karinesi içindeyiz. Öte yandan, yolsuzluk soruşturması halen yürüyor. Devlet tüm gücüyle, sadece görevini yapmaya çalışan savcılar ve polislerin karşısında duruyor. Aynı şekilde büyük bir cemaat, medya aracılığıyla suçlu addediliyor. Yargı gücü, yürütmenin kontrolü altına alınmaya çalışılıyor. Çözüm belki de, yasalara, haklara ve katılım için aday olduğumuz AB kriterlerinde öngörülen demokratik ilkelere saygılı olmaktadır.

Türkiye’ye dönüşümün, zaten gergin olan durumu daha da kötüleştirmek için araç olarak kullanılmasından endişeleniyorum. 28 Şubat 1997’deki postmodern zamanında acı çektim, tabiri doğruysa, askeri rejimin baskısı altında yargı gücü tarafından zulüm gördüm, sonra da iftira ve karalama. Ne yazık ki bugün de basın yoluyla iftiralar atılıyor. Bu koşullarda, doktorların tavsiyesini izleyip, burada kalmayı tercih ediyorum. Ölümümle Türkiye’nin sorunlarının çözüme kavuşacağını bilsem, her gün bin kez ölmeyi tercih ederim. Türkiye’nin barış ve huzurunu hedef alanlara yeni bir malzeme vermemek için ülkemin özlemini kalbime gömerek, burada kalmayı tercih ederim.”

ROMA DHA / 29 Mart 2014

Reklamlar