Etiketler

, , , ,

Gültekin AvcıSuriye konulu ortam dinlemesi gündemi sarstı.

Düşünün…

MİT Müsteşarı, Dışişleri Bakanı, Genelkurmay 2. Başkanı ve Dışişleri Müsteşarı’nın fevkalade mahrem konuşması dillerde.

Hemen söyleyeyim.
Bu illegal dinleme, TCK. 326 ve devamındaki hükümlere göre açık bir suçtur.

Ama çok vahim bir entrikayı da ortaya çıkarmıştır.

Bu dinlemenin suç olması ve ulusal güvenliği ilgilendirdiği söylenmesine rağmen, ülke ve millet aleyhine bir inisiyatif, gelişme ve karar varsa, medya bunun yayınını yapar.

Ortada savaş sebebi yokken, koca bir milletin çakma gerekçe üretilerek savaşa sokulması gibi bir entrika vardır.

Nitekim AİHM Observer&Guardian ve Vereniging Weekblud Bluf! davasında istihbarat raporlarının bile yayınlanabileceğine hükmetmiştir.

Strasbourg Mahkemesi’ne göre ulusal güvenlik konusunda her tür bilgi ve belgenin kayıtsız şartsız gizli olarak nitelenmesi mümkün olmadığı gibi, ulusal güvenlikle ilgilidir denilen hiçbir olguya devletler önceden yasak koyamaz.

Cemaat’in üstüne yıktılar

Başbakan ve Dışişleri hemen açıklama yaptı.

“Bu Türkiye Cumhuriyeti’ne yapılmış açık bir savaş ilanıdır, alçakça saldırıdır, namussuzluktur…”

Ve bu dinlemeyi ellerinde delil olmadan küstahça Cemaat’in üstüne yıktılar.

Devletin mahremine yönelik bu dinleme söylendiği gibi namussuzluktur ve alçaklıktır evet.

Ama hiçbir delil olmadan bu illegal dinlemeyi fütursuzca Cemaat’in üstüne yıkmak da alçaklıktır, namussuzluktur.

Hele bunu ispatlayamamak, dinlemeden daha büyük bir namussuzluktur.

Tablo ve teşhislerimiz şunlardır:

1- Dışişleri Bakanı’nın makamında ortam dinlemesi Türkiye Cumhuriyeti’nin gizlisi ve mahreminin olmadığını, rezillik boyutunda bir güvenlik zafiyeti içinde olduğunu göstermiştir.

“Türkiye Cumhuriyeti’ne savaş ilanıdır” deniyor.

Tamam, o halde kim savaş ilan etti söyleyin!

Ve gereğini yapın.
“Cemaat yaptı” şarlatanlığıyla utancınızı sakın örtmeyin!

2- Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenliğini ilgilendiren bu ortam dinlemesi TCK. 326 ve devamındaki maddelere göre suçtur. Failleri bulunabilirse (ki zannetmem) mutlaka cezalandırılmalıdır.

Fakat eylemin casusluk suçu olup olmadığı belli değildir.

Devlet sırlarına karşı suçlar ile casusluk (siyasal ve askeri) suçu farklı suç tipleridir.

Casusluk suçunun, mutlaka siyasal ve askeri casusluk amacıyla ve özellikle yabancı bir devlet yararına işlenmesi gerekir.

Buradaki suç büyük ihtimalle casusluk suçu değildir. 

Savaş üretme politikası

Zira deşifrasyonun siyasal veya askeri casusluk gayesiyle ve özellikle yabancı bir devlet yararına yapılıp yapılmadığı belirsizdir. 

Süleyman Şah Türbesi Türk toprağı olarak elbette ki korunacaktır.

Ancak ortada henüz vaki bir tecavüz ve savaş sebebi yoktur.

3- Savaş sebebi üretmeye çalışan bir AKP politikası açıkça görülmüştür.

Nitekim ülkenin MİT Müsteşarı’nın ürettiği tezgâhla savaşa sokulması, yabancı bir devletten çok daha fazla, öncelikle ve evvelemirde bu ülkenin ve milletin aleyhinedir.

Kaldı ki Ahmet Davutoğlu’nun “Başbakan, bu (Süleyman Şah Türbesi) bir imkân gibi değerlendirilmeli bu konjonktürde” sözleri, Başbakan’ın milli menfaatleri nasıl kayıtsızca AKP seçim menfaatlerine alet ettiğini göstermektedir.

Belli ki Başbakan seçim kaybetmemek için, tüm ülkeyi savaşa sürükleme kararlılığı ve çılgınlığındadır.

4- Dinleme, Türkiye Cumhuriyeti’nin merkezi istihbaratının prestijini yerle bir etmiştir.

Dışişleri Bakanı’ndan çok MİT utanç içinde kalmıştır.

MİT Müsteşarı’nın “Gerekirse Suriye’ye dört adam gönderirim. Türkiye’ye 8 füze attırıp savaş gerekçesi üretirim, Süleyman Şah Türbesi’ne de saldırtırız” sözleri kendisini ve servisi bitirmiştir.

Bu kafa yapısıyla Türk milleti ve devletinin güvenliği için gerçek bir tehdit olduğunu göstermiştir.

Acaba pek çok ölümüzün olduğu Reyhanlı ve Cilvegözü saldırısında, Hatay’a, Ceylanpınar’a ve Akçakale’ye düşen top mermilerinde de, KCK/PKK eylemlerinde rolünü öğrendiğimiz Fidan’ın adamlarının rolü var mıdır?

Mihraç Ural’la MİT arasında anlık temas bağı var mıydı?

Niğde’de 1 polis ve 1 jandarmamızı şehit eden IŞİD unsurlarının ülkeye giriş yaptığını bilen MİT, jandarma ve polise neden haber vermedi?

Dünya istihbarat tarihinde bu derece rezil olan ikinci bir servis başkanı yoktur.
Bir istihbarat başkanını böylesine yerin dibine geçiren tek örnek hatırlıyorum.

Babaların babası Meyer Lansky, 48 yıl FBI başkanlığı yapan Edgar Hoover‘ın kadın elbiseleriyle girdiği homoseksüel ilişkileri fotoğraflatmıştı.

Ve Hoover‘ın sonu gelmişti.

Politik bir görüntü

Devletin üst makamlarının ve istihbaratın başı olarak kendinin mahremiyetini koruyamayan bir servis başkanının bu ülkeye verebileceği hiçbir şey yoktur. Ama bu ülkeden götüreceği çok şey vardır.

 5- Genelkurmay 2. Başkanı’nın TSK soğukkanlılığı ve feraseti içinde gerçekçi apolitik bir tavır sergilemesi beklenirken, adeta AKP unsuru gibi refleksler göstermesi hayal kırıklığı oluşturmuştur.

Zira açık bir savaş sebebi yokken ve karşısında “füze attırırım sebep üretirim” diyen bir MİT Müsteşarı varken, bu vebale bilerek ve isteyerek ortak olmaktadır.

Orgeneral, bu seçim sürecine savaşla girmek için açık bir planlama yapıldığını bizzat kendisi görmüştür.

Orgeneralin bu tavrı, TSK’yı politik bir görüntüye sevk etmiştir.

6- Bu tür istihbarat skandallarında dinleyenden çok dinlenenler itibar kaybeder.

Dinleyen için başarılı bir espiyonaj, dinlenen için de güvenlik kepazeliği söz konusu olur.

Nitekim Amerikan NSA kaç tane devlet başkanını dinlediğini, bunlar arasında Merkel gibi Avrupalı liderler olduğunu da kabul etmek zorunda kalmıştır.

Buna rağmen ABD ve NSA itibar kaybetmemiş, dinlenen devlet liderleri zor duruma düşmüştür.

Bu skandalla Türkiye’ye itibar kaybettiren kişiler Dışişleri Bakanı Davutoğlu, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Genelkurmay 2. Başkanı ve Dışişleri Müsteşarı’dır.

Derhal istifa etmelidirler.

7- Davutoğlu dinlenen odanın jammer sistemiyle korunduğunu söyledi.

Jammer sahasında sinyal kesici dalgaları kırmak oldukça zordur.

Bu halde akla ilk gelen ihtimal, bu mahrem konuşmayı yapanlardan birinin üstünde kayıt cihazı olduğudur.

Sanırım bu en güçlü ihtimaldir.

Belli ki, ortalıkta ve hâlihazırda açık bir savaş sebebi olmadığı halde; konuşanlardan biri AKP’nin kendi menfaatleri uğruna milleti sürüklediği savaş tezgâhından hiç memnun değildi.

AKP’nin kendi siyasal menfaatlerine nasıl milli menfaat esvabı giydirdiğini milletin görmesini istiyordu.

Öyle de oldu.

Gültekin Avcı / Bugün

Reklamlar