Etiketler

, , , ,

Gültekin AvcıBiri Savcı Öz diğeri de İstihbarattan Sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı Ali Fuat Yılmazer.

Ergenekon soruşturmasını başlatan ve yürüten isimler.

“Ergenekon’un tüm safhalarını operasyon öncesi Başbakan ile bizzat görüşüyordum, bilgi veriyordum. Hep destekleyici oldu” diyor Yılmazer.

Ve Ergenekon soruşturma sürecinin Başbakan’ın tam bilgi ve kontrolü altında olduğunu gösteren anlatımlarına devam ediyor.

Ergenekon, Balyoz, Oda TV, KCK, Atabeyler gibi soruşturmaların hepsi Başbakan’a arz edilerek sürdürülmüş ve tutuklamalar Başbakan’ın onayıyla yapılmış.

Nedim Şener ve Ahmet Şık Başbakan’ın onayıyla gözaltına alınmış.

Ve en önemlisi İlker Başbuğ konusu kendisine arz edildiğinde Başbakan Erdoğan “Mutlaka tutuklansın” demiş.

Krize sebebiyet veren 7 Şubat KCK soruşturmasında; MİT elemanlarının terör olaylarına karıştığı ve savcılığın MİT Müsteşarı’nın ifadesini alacağı hususları Başbakan’a bildirilmiş.

“Bildiği bir konuda savcı Hakan Fidan’ı ifadeye çağırınca, Başbakan neden böyle davrandı şaşırdım” diyor Yılmazer.

Yılmazer tüm süreci yaşadığı için çok net ve iddialı şekilde anlattı hepsini.

Başbakan’ın “montaj” diyerek manipülasyon yapabileceği türden değil bunlar.

Kumpas iddiası kumpasmış

Tüm bunlar neyi anlatıyor?

Başbakan ve Yalçın Akdoğan‘ın “Cemaat orduya kumpas kurdu” iddialarının, esasen kendi sorumluluklarından kaçmak ve Camia’yı yok edebilmek için yeni bir müttefik kazanmak gayesiyleCemaat’e kumpas kurulduğunu anlatıyor.

Dikkat ediniz ki tüm dava süreçleri Başbakan’ın kontrolünde.

Org. Başbuğ‘un mutlaka tutuklanmasını isteyen Başbakan.

Sonraları utanmadan “İlker Başbuğ’a ‘terör örgütü mensubu’ diyenleri tarih affetmez”diyen de Başbakan. (1 Şubat 2013.)

Hani Cemaat yargıyı ele geçirmişti?

Tüm bu dava süreçleri boyunca yargının neler yaptığını ve yapacağını biliyormuşsunuz.

Hani Ergenekon, Balyoz Hizmet Camiası’nın TSK’ya kumpasıydı?

Hani 7 Şubat KCK-MİT soruşturması hükümete darbe girişimiydi?

Hepsini biliyormuşsunuz Sayın Başbakan! 

Bilmeyi de bırakın tüm bu süreçleri siz yönetmişsiniz!

Tüm istihbarat ve adli soruşturma sürecine hâkimmişsiniz.

“Başbakan’a rağmen Ergenekon’da tek bir tutuklama olmadı” diyor Yılmazer.

“Ergenekon operasyonları öncesi tüm listeler Başbakan’a arz edildi, ondan sonra adli aşamaya intikal ettirildiler” diyor.

Yani Ergenekon Savcıları’ndan bile önce tüm isimlere ve gelişmelere Başbakan hâkim durumda.

“Paralel devlet/çete” dediği savcı ve polis şefleriyle oldukça yakın çalışmış Başbakan.

Bizzat onlardan bilgi almış tüm bu soruşturmalar boyunca ve yıllarca.

Savcıları, polisleri, onların ne yaptıklarını, soruşturmada bundan sonra ne yapılacağını çok iyi biliyormuş.

O zamanlarda Başbakan’ın hâkimiyetindeki bu soruşturmalarda onun talimatlarını yerine getirirken “paralel” değilmiş bunlar!
Ama ne olduysa Başbakan birden 7 Şubat’ı bahane edip Ergenekon ve KCK süreçlerine ve bu süreçleri yürütenlere karşı tavır takınıyor.

Dolmabahçe görüşmesindeki taşların döşenme zamanı mıdır bilinmez.

Oysa Başbakan 7 Şubat sürecini, MİT’in yediği haltları, müsteşarların ifadeye çağrılacağını son güne kadar biliyor.

Biliyor ama artık Hizmet Camiası’na yönelik yok etme hamlelerine başlama zamanı gelmiştir.

Ve Başbakan kendince ürettiği yapay argümanları ve iftiraları Hizmet Camiası’na yöneltmeye başlar.

Ne oldu sonunda?

Yılmazer’in bu anlatımları gerçek kumpası ve şarlatanlığı ortaya koydu.

Evet, iğrenç bir kumpas esasen Hizmet Camiası’na kurulmuş.

Nitekim Başbakan 16 Mayıs’ta ABD’de Obama‘ya Hizmet Camiası’nı bitirmek için hazırladıkları dosyayı verirken, 1 aydan beri kendi bakanlarının Rıza Sarraf ilişkisini ve yolsuzluklarını biliyordu.Çünkü MİT, Başbakan ABD’ye gitmeden 1 ay ve 17 Aralık soruşturmasından 8 ay önce yolsuzluğu Başbakan’a bildirmişti.

Vatana ihanet

Yılmazer’in anlatımlarından bir kez daha hatırladık ki; Öcalan’ın asker ve polisimize saldırı talimatını içeren mektubu İmralı’dan Kandil’e bizzat MİT götürmüş.

Ve MİT kuryeliğiyle Öcalan’ın “saldırın” mektubunu alan PKK saldırdı, saldırdı, saldırdı…

Karakollar kana boyandı.

PKK’lı çakal sürüsünün saldırılarında 134 asker ve polisimizi kara toprağın bağrına gömdük acıyla, feryatlarla, gözyaşıyla…

Ve PKK’nın saldırması gerektiği emrini MİT götürdü Kandil’deki hainlere.

MİT’in ve bu konuda talimat verenlerin yaptığı düpedüz vatana ihanettir.

Hiçbir ülkenin milli istihbarat faaliyetinde veya siyasetinde böyle bir ihanet yoktur.

Bu ne milli bir faaliyettir ne siyasettir ne de bir istihbarat faaliyeti.

TCK. 302 ve devamındaki maddeler gereği ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren bir ihanettir bu.

134 yiğidimizin kanı hükümetin ve MİT’in üstündedir.

Feryatlar içinde molotofla yanarak ölen Serap Eser’in ahıda üstlerinde.

Yargı bunun hesabını mutlaka ama mutlaka soracaktır.

Gültekin AVCI / Bugün

Reklamlar