Etiketler

, , , , , , ,

APO'nun MektubuALİ FUAT YILMAZER’DEN FLAŞ AÇIKLAMALAR

Emekli İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer, Bugün TV’de Merkez Siyaset programına gündemi değiştirecek açıklamalar yaptı. Yılmazer; Ergenekon, Balyoz, Oda TV, KCK ve Atabeyler gibi soruşturmaların hepsinin Başbakan’a arz edilerek sürdürüldüğü ve tutuklamaların da Başbakan’ın talimatıyla yapıldığını ifade etti.

Yılmazer’in açıklamaları özetle şöyle:

BAŞBAKAN’DAN TALİMATLARLA TÜM OPERSAYONLAR YAPILDI, NEREDE CEMAAAT

“25 yıllık meslek hayatımda böyle bir devir görmedim. Hukuksuzluk had safhada. Ben Cemaatçi değilim. Fethullahçı olduğuma dair haberlerin kaynağı Aydınlık Gazetesi’dir. Oda TV soruşturmasından sonra sözde Ahmet Şık ve Nedim Şener’i sahte delillerle gözaltına aldığımız iddia edildi ve ben görevden alındım. 2008 yılının başından itibaren operasyon hakkında bizzat Başbakan’a ben bilgi veriyordum. Ondan aldığım talimatlara göre hareket ediyordum. Götürdüğümüz bilgiler ve ondan aldığımız perspektif sayesinde operasyonlar yapıldı, o halde nerede Cemaat?

ODA TV DE BAŞBUĞ’UN TUTUKLANMASI DA BAŞBAKAN’IN TALİMATI

Başbakan, bize ‘tutuklayın’ dedi tutukladık. Oda TV soruşturması Başbakan’ın talimatıyla yapılmıştır. Asıl kırılma İlker Başbuğ’un tutuklanmasıyla başladı. Başbakan’ımızın talimatı ‘mutlaka tutuklansın’ olmuştur. 

HEM TUTUKLAYIN DİYORDU, HEM TOPLUMA BAŞKA ŞEY SÖYLEDİ

Başbakan, hemen tutuklanmanın akabinde açıklama yaptı, herkes altüst oldu. Hem tutukla diyorsunuz hem de Türk toplumuna bambaşka bir açıklama yapıyorsunuz. Bu açıklamalar, teşkilatı şoke etti ve Ergenekon sürecini sabote etti.! Ergenekon, internet andıcı, Oda TV, KCK gibi operasyonlarda bütün bu tutuklamalardan Başbakan’ın bilgisi vardı.

MİT, ÖRGÜTLERİN EYLEMLERİNİ POLİSE HABER VERMEDİ

Metropollerde ölümlü eylemlerden haberi olan MİT elemanları var. Biz engellemesek eylem yapacak olan örgütler var ve MİT bunu biliyor ama bize haber vermiyor. Bunu Başbakan’a arz ettim 2008 yılında. Başbakan’dan perspektif almadan KCK operasyonları yapılmadı. Bize şunu dediler; MİT’i deşifre ettiniz, ben böyle bir şey yapmadım. Adli süreçte tüm ayrıntıları Başbakan’a arz ettim. MİT’in adının karıştığı bir durum söz konusu. Hakan Fidan ifade vermeyecek de kim verecek? İl Emniyet Müdürü’nün makamında oturuyorum, savcı 4 tane MİT’çinin numarasını istiyor ayrıca Başbakan bilgilendiriliyor. Başbakan’ın hiçbir geri dönüşü olmadı. Eğer geri dönüş olsaydı arkadaşlar, bu hassasiyeti savcıya iletirlerdi. (MİT mensupları) Öcalan’ın el yazılı talimatını Kandil’e götürüp, PKK’yı eylemlere ikna ettiler.!!!! Sonrasında karakol baskınları oldu…(2008)

7 ŞUBAT’TA ‘CEMAAT’ LAFI TAMAMEN KARARTMADIR

7 Şubat cemaat işi değildir, bu tamamen bir karartmadır. Ben bu işin göbegindeydim. Kimse milleti kandırmasın! HEDEF başbakan değildi, hedef Hakan Fidan değildi.

CEMAAT İDDİASINA AZİZ YILDIRIM NASIL İNANDIRILDI ANLAYAMIYORUM

Şike sürecinin tüm safhalarından Başbakan’ın haberi vardı. Önüne dosya konuldu. (Aziz Yıldırım’ın 1 numaralı zanlı olduğunu da biliyor muydu? sorusuna) dosya önüne konuldu diyorum lafın tamamını bana dedirtmeyin. Cemaat iddiasına Aziz Yıldırım nasıl inandı, nasıl…

7 BİN KİŞİNİN DİNLENMESİ TEKNİK OLARAK DA MÜMKÜN DEĞİL

Dinleme sayılarının basında geçen rakamlarla örtüşmesi mümkün değil. İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nün dinleme kapasitesi 2 bin 500’dür. 3 bin kişi dinlenemez, teknik kapasitesi yetmez. Takipte olan en az 10 örgüt vardır. İçinde PKK, Devrimci Karargah, sol örgütler, dini referanslı örgütler var. En düşüğü Selam örgütüdür. Bu soruşturmada en fazla dinlenen 300’dür, olsa olsa 500’dür. 7 bin kişi dinlenemez. Emniyet’te havadan dinleme yapan cihazlar yok. Sabri Uzun bu cihazların MİT ve Jandarma’da olduğunu söyledi.

***

Ali Fuat Yılmazer; “İlker  Başbuğ’un tutuklanması talimatını Başbakan’dan aldık.” Dedi. Haklıdır ve askere kumpas yapıldı diyen Yalçın Akdoğan da buna şahittir.!(@fuatavni)

****

134 ASKERİMİZİN KANI HÜKÜMET VE MİT’İN ÜSTÜNDE.!!

İstihbarattan Sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı Yılmazer’in açıklamalarının ortaya çıkardığı Ergenekon ve MİT ile ilgili çarpıcı bilgiler üzerine önemli tespitler…

– Öcalan’ın asker ve polisimize saldırı talimatını içeren mektubu İmralı’dan Kandil’e bizzat MİT götürmüş… TCK. 302 ve devamındaki maddeler gereği ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren bir ihanettir bu. 134 yiğidimizin kanı hükümetin ve MİT’in üstündedir.

– “Ergenekon‘un tüm safhalarını operasyon öncesi Başbakan ile bizzat görüşüyordum, bilgi veriyordum. Hep destekleyici oldu” diyor Yılmazer… ErgenekonBalyoz, Oda TV, KCK, Atabeyler gibi soruşturmaların hepsi Başbakan’a arz edilerek sürdürülmüş ve tutuklamalar Başbakan’ın onayıyla yapılmış… Tüm bunlar, Başbakan ve Yalçın Akdoğan’ın “Cemaat orduya kumpas kurdu” iddialarının, esasen kendi sorumluluklarından kaçmak ve Camia’yı yok edebilmek için yeni bir müttefik kazanmak gayesiyle Cemaat’e kumpas kurulduğunu anlatıyor.

Gültekin Avcı/Bugün Gazetesi

Vatana ihanet budur!

Biri Savcı Öz diğeri de İstihbarattan Sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı Ali Fuat Yılmazer.

Ergenekon soruşturmasını başlatan ve yürüten isimler.

“Ergenekon’un tüm safhalarını operasyon öncesi Başbakan ile bizzat görüşüyordum, bilgi veriyordum. Hep destekleyici oldu” diyor Yılmazer.

Ve Ergenekon soruşturma sürecinin Başbakan’ın tam bilgi ve kontrolü altında olduğunu gösteren anlatımlarına devam ediyor.

Ergenekon, Balyoz, Oda TV, KCK, Atabeyler gibi soruşturmaların hepsi Başbakan’a arz edilerek sürdürülmüş ve tutuklamalar Başbakan’ın onayıyla yapılmış.

Nedim Şener ve Ahmet Şık Başbakan’ın onayıyla gözaltına alınmış.

Ve en önemlisi İlker Başbuğ konusu kendisine arz edildiğinde Başbakan Erdoğan “Mutlaka tutuklansın” demiş.

Krize sebebiyet veren 7 Şubat KCK soruşturmasında; MİT elemanlarının terör olaylarına karıştığı ve savcılığın MİT Müsteşarı’nın ifadesini alacağı hususları Başbakan’a bildirilmiş.

“Bildiği bir konuda savcı Hakan Fidan’ı ifadeye çağırınca, Başbakan neden böyle davrandı şaşırdım” diyor Yılmazer.

Yılmazer tüm süreci yaşadığı için çok net ve iddialı şekilde anlattı hepsini.

Başbakan’ın “montaj” diyerek manipülasyon yapabileceği türden değil bunlar.

KUMPAS İDDİASI KUMPASMIŞ

Tüm bunlar neyi anlatıyor?

Başbakan ve Yalçın Akdoğan’ın “Cemaat orduya kumpas kurdu” iddialarının, esasen kendi sorumluluklarından kaçmak ve Camia’yı yok edebilmek için yeni bir müttefik kazanmak gayesiyle Cemaat’e kumpas kurulduğunu anlatıyor.

Dikkat ediniz ki tüm dava süreçleri Başbakan’ın kontrolünde.

Org. Başbuğ’un mutlaka tutuklanmasını isteyen Başbakan.

Sonraları utanmadan “İlker Başbuğ’a ‘terör örgütü mensubu’ diyenleri tarih affetmez” diyen de Başbakan. (1 Şubat 2013.)

Hani Cemaat yargıyı ele geçirmişti?

Tüm bu dava süreçleri boyunca yargının neler yaptığını ve yapacağını biliyormuşsunuz.

Hani Ergenekon, Balyoz Hizmet Camiası’nın TSK’ya kumpasıydı?

Hani 7 Şubat KCK-MİT soruşturması hükümete darbe girişimiydi?

Hepsini biliyormuşsunuz Sayın Başbakan!

Bilmeyi de bırakın tüm bu süreçleri siz yönetmişsiniz!

Tüm istihbarat ve adli soruşturma sürecine hâkimmişsiniz.

“Başbakan’a rağmen Ergenekon’da tek bir tutuklama olmadı” diyor Yılmazer.

“Ergenekon operasyonları öncesi tüm listeler Başbakan’a arz edildi, ondan sonra adli aşamaya intikal ettirildiler” diyor.

Yani Ergenekon Savcıları’ndan bile önce tüm isimlere ve gelişmelere Başbakan hâkim durumda.

“Paralel devlet/çete” dediği savcı ve polis şefleriyle oldukça yakın çalışmış Başbakan.

Bizzat onlardan bilgi almış tüm bu soruşturmalar boyunca ve yıllarca.

Savcıları, polisleri, onların ne yaptıklarını, soruşturmada bundan sonra ne yapılacağını çok iyi biliyormuş.

O zamanlarda Başbakan’ın hâkimiyetindeki bu soruşturmalarda onun talimatlarını yerine getirirken “paralel” değilmiş bunlar!

Ama ne olduysa Başbakan birden 7 Şubat’ı bahane edip Ergenekon ve KCK süreçlerine ve bu süreçleri yürütenlere karşı tavır takınıyor.

Dolmabahçe görüşmesindeki taşların döşenme zamanı mıdır bilinmez.

Oysa Başbakan 7 Şubat sürecini, MİT’in yediği haltları, müsteşarların ifadeye çağrılacağını son güne kadar biliyor.

Biliyor ama artık Hizmet Camiası’na yönelik yok etme hamlelerine başlama zamanı gelmiştir.

Ve Başbakan kendince ürettiği yapay argümanları ve iftiraları Hizmet Camiası’na yöneltmeye başlar.

Ne oldu sonunda?

Yılmazer’in bu anlatımları gerçek kumpası ve şarlatanlığı ortaya koydu.

Evet, iğrenç bir kumpas esasen Hizmet Camiası’na kurulmuş.

Nitekim Başbakan 16 Mayıs’ta ABD’de Obama’ya Hizmet Camiası’nı bitirmek için hazırladıkları dosyayı verirken, 1 aydan beri kendi bakanlarının Reza Zerrab ilişkisini ve yolsuzluklarını biliyordu. Çünkü MİT, Başbakan ABD’ye gitmeden 1 ay ve 17 Aralık soruşturmasından 8 ay önce yolsuzluğu Başbakan’a bildirmişti.

***

Emekli İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer, “İlker Baişbuğ Başbakan’ın emriyle tutuklanmıştır” sözlerinin ardından Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “baştan aşağı yalan sözler” şeklinde cevap vermesinin ardından bir kez daha konuştu. Yılmazer, “TC Başbakanı’na yakışmayan bir üslup için üzüldüm.Gerçekleri örtbas etmek isteyen bir Başbakan olduğu için utanç içindeyim ülkemin geldiği noktada. Burada bir izahat cevaplama yok. Sadece son dönemde sıklıkla karşılaştığımız baskı sindirme var bunların cevapları bunlar değil. Doğru bildiğim bilgileri de aynen anlattım” dedi.

Bugün TV’de Merkez Siyaset programına konuk olan Ali Fuat Yılmazer’in konuşmalarından satırbaşları şöyle:

Başbakan A’dan Z’ye yalan dedi. Sizi savcılarla kanka olmakla itham etti. Ne diyorsunuz?

Öncelikle şunu ifade etmiş olmalıyım ki, üzüntü verici bir açıklama oldu. İlk programda yaptığım açıklamalarda meselenin ciddiyetini üzerine konuştum, ama iftira atmadım. Bizzat yaşadıklarımı herkesle toplumla paylaştım. Doğru bildiğim bilgileri de aynen anlattım.

TC Başbakanı’na yakışmayan bir üslup için üzüldüm. Burada bir izahat cevaplama yok. Sadece son dönemde sıklıkla karşılaştığımız baskı-sindirme var; bunların cevapları bunlar değil. Hele ki ben yanlış da yapsam, sürçü lisan da yapsam, bir Başbakan’a-Milli İradenin temsilcisine bu lisan yakışmamaktadır.

Gerçekleri örtbas etmek isteyen bir Başbakan; utanç içindeyim ülkemin geldiği noktada. Belli ki gündemin yoğunluğu Başbakan unutmuş olabilir. Konuştuğumuz meseleler unutulacak gibi değil. En azından maruz kaldığım iftiranın tüm hayatım boyunca asla tahammül edeceğim bir durum değil.

Türkiye bu sıkıntılara maruz kalmasıydı, benimle mezara gidecek meseleydi. Artık benim dışımda gelişti. Belki de köprüden önceki son çıkışı ıskalamak üzereyiz. Hükümete çok yakın olup bir dönem o sürecin içinde olan hakkımda iftira isnatları kullanmaktan çekinmeyen o kesimlerin de hatırlamasında fayda olacak 2008’i anlatacağım.

2007 ve sonrası için ne söyleyeceksiniz?

2007 Mart ayında İstanbul’a tayinim çıktı. Haziran’da Ergenekon süreci başladı. Hangi dalgalar oldu onu hatırladım. 2007’nin dışında Ankara’da Atabeyler ve Danıştay Saldırılarına katkılarım oldu. Ondan dolayı tayinimle ilgili atıf yapıldı.

‘Başbakan’ın ağzından atabeyleri hiç duymadım’ 2006’da yapılan Atabeyler ve Danıştay sürecinde kimseyle görüşmedim. Danıştay Hakimine yapılan saldırıda hükümet Kocatepe’ye giremedi. Ciddi irticai faaliyetle suçlanma vardı. Cemil Çiçek’le arbede yaşandı. Türkiye’nin çok ciddi kaosa sürüklendiği cenazeye katılamadım. 2006’da yine Atabeyler. Başbakan’ın ağzından hiç duymadım. Çok ciddi bir soruşturmayı kimse tartışamadı, ağzına alınamadı. Sarı zarfla ağzı kapatıldı. Suikast planlaması, delilleriyle engellenmiş suikastı, hükümet ve yandaş medya ağzına almadı-konuşamadı. Ben uğraştım ben. Kimseyle paylaşamadım. Kimseyle konuşamıyordum. 2007; azınlık cinayetlerinin olduğu, hükümetin kaygılandığı ve siyasal gerilimin hat safhada olduğu zamandı. 

Telefon ihbarıyla Trabzon Jandarmasının İstanbul’a yönlendirdiği istihbarat ve şahsımın hiç bilgisi olmayan konuyu bana haber verilmesi üzerine ilişkiler ağını çözmekle Ergenekon süreci başladı. Dalga dalga başladı. Ben yine kimseyle konuşamadım. İşin vahametini, tehlikenin boyutunu paylaşacak bir tanıdığım yoktu. Bunu bana soran da yoktu. O dönemleri kastediyorsa, doğru, benimle görüşmüyordu. Ama o günü sokakta insanları tehdit edenlerdi. Üzerinde baskısını hisseden insanlardı. Hırant o tedirginliği yaşıyorsa, o bürokratların görevi toplumun huzurunu sağlamakla görevli olanların vurdumduymazlığını yaşıyorduk. Yine üzerine gitmedim.

‘Başbakan ile ilk 2008 Şubat’ta görüştüm’. Bir bakıyorum ne zaman görüştüm. Bugüne kadar ciddi şekilde düşündüm. 2008 Şubat’ta görüştüm. Onun da neden Şubat olduğunu söyleyeceğim. İkinci dalgada Ergun Poyraz, bu ülkenin başbakanı ve cumhurbaşkanı hakkında düzmece kitap yazdı ama, kimsenin “sen kimsin?” diyemediği kişiydi.

‘O günlerde görüşebileceğim kimse yoktu’. O günlerde görüşebileceğim kimse yoktu. 3. Dalga da Veli Küçük’ün de aralarında olduğu Dink’in 1. Dereceden tehdit aldığı dönemdi. Yine görüştüğüm kimse yoktu. “Nedir bunlar?” diye beni arayan olmadı.

Ocak 2008. Bir başka programda İstanbul’da maruz bırakıldığım baskıları anlatacağım. Makam odası yaptırıp, büro amirleri ve şubelerle ilgili, o dönemin Ergenekon operasyonlarını nasıl engellemeye çalıştığı, dönemin başsavcısının nasıl baskısına maruz bırakıldığım dönemi anlatıyorum. Veli Küçük alınmış, “senin durumun nedir” diye anlatan yok.

‘Muzaffer Tekin’i herkes hazır olda karşılıyordu’. Veli Küçük’ü anlatmaya gerek yok. Muzaffer Tekin’i anlatayım. Emekli diyorlar. Bir yüzbaşı. İstanbul’a gittiğimde şehit cenazeleri geliyor. İstanbul’daki camilerde kılınıyordu. O kadar geniş çaplı bakanlar cami avlularına giremiyorlardı. İstanbul Emniyeti’nin gücü yetmiyordu. Şehidinin yanına yaklaştırmıyorlardı. Çok ciddi, büyük, gösterişli şeylerle Muzaffer Tekin geliyordu. Herkes hazır olda karşılıyordu. Veli Küçük Ergenekon diye bilinen yapının en üst yapısı. Veli Küçük’ü nasıl aldık. Bizim geleneksel değerlerimiz var. Ben kadere inanmış insanım. Geçmişte yaptıklarımı anlatmaktan utanırım. Ama kadere inanmışımdır. Ben her şeyden önce hakka dayandım, yaptığım işin doğruluğuna inandım. O’nun dışında dayandığım başka dayanağım yoktu. Olaylar başlamış, 1 yıl geçti, yol açılmış. Neden sonra yine benim gayretlerimle bir ilişki tesis edilmişti.

Şubatı nereden çıkardım. Dedim ki benim sicilimde idari cezam yok. Sözlü yazılı ikazım yok. 25 yıllık memuriyetimde benim yasalara devlete bağlılığıma gölge düşürecek en küçük leke yok. Burada beni utandıran; (o zaman mevzu etmedim) Türkiye’nin ayıbı diyeceğim 2008’de, Türkiye bir kâbusundan kurtulmuş, geleceğe ilişkin inanç harekete geçmiş. Fakat bir soruşturma geçirmişim ben. Tek soruşturmam bu. Şimdi ikinci soruşturmayı geçiriyorum.

‘Bakan’a gittim baskı iki kat arttı’. Bu soruşturmayı niçin geçirdim?! Raporluyken izinsiz il dışına çıkmaktan soruşturma geçirdim. Hastayım, üzerimdeki baskı yoğun, bunaldım tıkandım. Bir ilişki üzerinden Cumhurbaşkanımızdan randevu ayarlandı. Cumhurbaşkanımıza soruşturma yapamadığımızı anlatmaya gittim. Raporluyken gittim. Ondan dolayı soruşturma gitti. Dönemin emniyet müdürü her türlü izin kullanmam, il dışına çıkmam yasaktı. İlk bir yılı esaret altında yaşadım. Gittiğimi duyar duymaz, yurt dışından döndü, bana talimat gönderdi. Ben randevum olduğu için dönemeyeceğimi söyledim. Bu soruşturmayı açtılar. Tek soruşturmam budur. Bunu biz çağırdık buraya denilmedi. Bana ne söylendi o ayrı bir yürek acısı. Cumhurbaşkanına gittim bakana yönlendirdi. Üzerimdeki baskı iki kat arttı. Bin pişman oldum. Gerekmedikçe buraya girmeyeceğim. Hiç bir şey yapamaz hale geldim. (22 Mart 2013) 

*** NAZLI ILICAK’dan ANALİZ

NazlıABD’de başkan yolsuzluk yapsaydı!

Tayyip Erdoğan, “Başbakan ya da Cumhurbaşkanı yasa dışı dinlenir mi” diye soruyor; hatta bu fiili, casusluk faaliyeti içinde göstermeye çalışıyor.

Eski Özel Harpçi, güvenlik uzmanı emekli Binbaşı Mete Yarar ile görüştüm. Yarar, bana Amerika’daki NSA’nın (National Security Agency) başkanları, bakanları, devlette görev alan herkesi rutin olarak dinlediğini söyledi. Siyaset bilimci Prof. Hasan Köni’ye bu bilgiyi teyit ettirdim: “Seçimle gelen başkanlar da ülkelerine ihanet edebilirler. Bu yüzden başkan da dahil bütün kamu yetkililerinin konuşmaları gözetim altındadır; stoklanır ve yasaların ihlali halinde savcıya intikal ettirilir.” 

Dolayısıyla 17 Aralık’ta Tayyip Erdoğan ile oğlu arasında geçtiği iddia edilen konuşmalara “yasa dışı” diyerek konuyu örtmek mümkün değil. Hele de başka olaylarla bu konuşmalar teyit ediliyorsa. (Sümeyye Erdoğan’ın acele Ankara’dan İstanbul’a gelmesi; aileye yakın bir avukatın Şehrizar Konakları’ndan 6 daire alması; GSM operatörlerinin HTS kayıtlarında telefonlar arasındaki görüşmelerin zamanlamasındaki uyum.)

“Bu montajdır, dublajdır” iddiasının mutlaka bir mahkemede kanıtlanması gerekiyor. Amerika’da olsa, NSA bilgileri çoktan yargıya intikal ettirmişti.

Kaç kere görüştüler? 

Emekli Emniyet Müdürü Ali Fuat Yılmazer, Başbakan’a cevap vermek üzere yeniden BUGÜN Televizyonu’na çıktı. Erdoğan’la 2008’in Şubat ayından başlamak üzere, 2010’un 8’inci ayına kadar en az 30-40 görüşme yaptığını söyledi. (Başbakan ise “Ancak 2-3 defa birlikte olduk” diyor.)

Yılmazer ile Erdoğan’ın görüştükleri süre zarfında, Ergenekon ve KCK operasyonları gerçekleşti. Hem Ergenekon sürecine hem de KCK operasyonlarına Başbakan’ın desteğini biliyoruz. Bu durum, Yılmazer’in“Erdoğan’dan perspektif alıyorduk” iddiasını da doğruluyor. Başbakan, kendisini Ergenekon’un savcısı ilan etmemiş miydi ya da KCK’dan dolayı Büşra Ersanlı’nın çok tartışılan tutuklanması üzerine (30 Ekim 2011)“Siyaset Akademisi’nde ders vermiyor mu bu kişi” sözleriyle, onun örgüt üyesi olduğunu savunmamış mıydı? Arada tam bir uyum var.

KCK

Büşra Ersanlı tutuklandıktan sonra G-20 zirvesi için Fransa’nın Cannes şehrine giderken (4 Kasım 2011) Başbakan gazetecilerle şöyle konuştu: “KCK’ya sahip çıkan arkadaşların kendilerini gözden geçirmeleri lazım. KCK denilen örgüt nedir? Bunun başında kim var? Kime dayanıyor? Arkadaşlarımızın bunlar üzerinde durmaksızın bu işi sahiplenmeleri gerçekten üzücüdür. KCK’nın, PKK terör örgütüyle bir ilişkisi olmadığını mı iddia ediyorlar? Bu iş İmralı’ya dayanıyor mu, dayanmıyor mu, ona bakılmalı…”

7 Şubat’ın perde arkası 

Ali Fuat Yılmazer, 7 Şubat 2012 krizine adım adım nasıl gelindiğini izah etti. 2008’de başlayan ve 2012’ye kadar devam eden KCK operasyonları sırasında, çok sayıda MİT mensubuna ulaşılmıştı. Sözgelimi, Öcalan’ın talimatını redakte eden Cengiz Kapmaz MİT elemanıydı ya da Oslo tutanaklarını birkaç saat yayınlayıp, sonra da kaldıran Fırat News’un, MİT’e yakın kişiler tarafından işletildiği ortaya çıkmıştı. Ayrıca, KCK yönetimine sızan MİT kadrosu, metropollere gönderilen eylemcilerden, onlara ödenen paralardan, alınan eylem kararlarından da haberdardı. Emniyet İstihbarat’ın ve Organize Şubesi’nin bulguları bu istikametteydi. Toplanan bütün deliller, Başbakan’ın bilgisi dahilinde savcılığa peyderpey intikal ettirildi. Nitekim örgüt yöneticiliğinden tutuklananlar oldu. MİT ise elemanlarının serbest bırakılmasını istiyordu. Savcılık, MİT ile bir yıl görüştü; müzakere etti. Onlara bazı sorular sordu: “Elemanlarınız vasıtasıyla KCK’dan aldığınız bilgilerle ne yaptınız? Bu bilgileri hangi makama yansıttınız? KCK’nın hangi operasyonlarını önlediniz?”

Sonunda ikna edici bir cevap alamayınca, Savcı Sadrettin Sarıkaya, teşkilatın yöneticisi 3 ismi (Afet Güneş, Emre Taner ve Hakan Fidan) ifadelerine başvurmak üzere davet etti. Bu davetin yapıldığından İstanbul Emniyet Müdürlüğü dolaylı bir şekilde haberdar oldu. Savcı Sarıkaya, polisten Emre Taner ile Afet Güneş’in ve eyleme karışan 2 MİT’çinin telefon numaralarını istemişti. Polis, bu bilgiyi amirlerine intikal ettirince, emniyet MİT’çilerin ifadelerine başvurulacağını değerlendirdi; dosya bu şekilde İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın tarafından Başbakan’a sunuldu. Sadece Hakan Fidan’ın ismi yoktu. Çünkü emniyet de Hakan Fidan’ın ifadeye çağrılacağından haberdar değildi. Başbakan, Emre Taner ve Afet Güneş’i onaylamıştı. Buna mukabil, “Hakan Fidan’ı benden gizlediler, bana komplo kurdular” diye düşündü. Fidan’ın ifadeye çağrıldığı bilgisinin de -kendisine emrivaki yapmak üzere- İstanbul Emniyeti tarafından sızdırıldığına inandı. Başbakan “Basına yansımasaydı, düzeltebilirdim” kanaatini taşıyordu. Ama sonradan, ifade olayını İstanbul Emniyeti’nin değil kendilerini koruma altına almak isteyen MİT’çilerin deşifre ettiği, bu haberin ilk Fırat News’ta çıktığı anlaşıldı.

“Cemaat, Tayyip Erdoğan’ı hedef aldı” iddiası karşısında, olayların nasıl geliştiğini anlatan Ali Fuat Yılmazer, komplo teorilerine ters düşen açıklamalar yapıyor. “7 Şubat, Cemaat operasyonudur” diyenlerin tek dayanağı, Zaman Gazetesi’nin KCK operasyonunu desteklemesiydi. Sadece gazete yayınına bakılarak komplo teorisi üretilir mi? Zaman Gazetesi daima PKK ve KCK’ya karşı şüpheci bir yaklaşım içinde olmuştur.

Ben ilk günden itibaren “2011 seçimlerinde AK Parti’yi canla başla destekleyen Cemaat, neden 7 Şubat’ta onu hedef alsın” diye sordum. Yılmazer’in açıklamaları bana çok daha mantıklı geliyor.

(Nazlı ILICAK/ 25 Mart/ Bugün)
Reklamlar