Etiketler

, , , , ,

Bahşiş2Türkiye, tarihinin en büyük yolsuzluk, usulsüzlük ve rüşvet operasyonu ile çalkalanıyor.

İranlı Rıza Sarraf’ın, 3 bakanımıza “rüşvet vermek” suretiyle kara para akladığı ve çıkar ilişkileri ağı oluşturduğu, iddiaların merkezinde yer alıyor.

Sarraf ile “çıkar ilişkisi“ kuran 3 bakan ve eski Çevre Bakanı’nın fezlekeleri bütün engellemelere ve ayak oyunlarına rağmen Meclis’e ulaştı.

Şayet Meclis olağanüstü toplanırsa, haklarındaki iddiaları ve delilleri içeren savcılık hazırlık soruşturması, kürsüden okunacak.

Fezlekelerin kopyaları ise önceki gün sosyal medya ve haber sitelerine düştü.

Şok eden iddiaları görmezden gelmek mümkün değil…

Kaldı ki iddiaları bizim için güçlü kılan bir olaya 17 Aralık soruşturmasından kısa süre önce şahit olduk. Şöyle ki:

Çağlayan Adliyesi’nde görev yapan muhabirimiz Kamil Maman, 25 Aralık soruşturması sanıklarından birinin şu an müvekkili olan bir avukat vasıtasıyla ekim ayı başında, İran’ın yüklü miktarda kara para aklama operasyonuna dair “ihbar mektubu“ olduğunu öğreniyor.

Sonrasında mektubun peşine düşüyor.

İki sayfalık Ş.D. adına bir ihbar dilekçesine ulaşıyor.

İhbarı gerçekleştiren zatın dilekçe üzerindeki numarasını arıyor.

Kendisi ile randevulaşıp buluşuyor.

İhbara konu şahsın elindeki belgelerin izin verdiği kadarının kopyasını alıyor.

60 milyar dolarlık transfer

Ş.D. bilgilere Rıza Sarraf’ın 10 kadar paravan şirketinin genel müdürü A.D. üzerinden ulaştığını ve 60 milyar doları bulan para transferinin de 420 sayfalık dekontlarının elinde olduğunu söylüyor.

Ş.D. iddialarını birer dilekçe ile devletin en üst makamlarına da bildirdiğini vurguluyor.

Muhabir arkadaşımız, Rıza Sarraf’ı internetten araştırıyor.

Hakkında daha önce de benzer iddiaların haberlere konu olduğunu görüyor.

Haber müdürümüz ile görüşüp, konuyu araştırmaya başlıyor.

Vergi müfettişlerine verdiği ve altında imzası olan “İran’a para aktarıyoruz” dediği itiraf tutanağında telefonu mevcut olduğu için A.D’yi arıyor.

Ardından perde arkasındaki isim olduğu iddia edilen ve banka dekontlarından birinde ismine 355 bin dolar havale yapılan Rıza Sarraf’ın yine ifade tutanağında yer alan telefonunu arıyor.

Karşı görüşlere yer vermek amaçlı bu aramalar, 6 Ekim Pazar günü gerçekleşiyor.

Muhabirimiz, A.D’ye “Halihazırda benimle konuştuğunuz numara da Rıza Sarraf’ın şirketine ait bir hat“ hatırlatması yaparak, para transferinin Rıza Sarraf ile ilişkisi olup olmadığını soruyor.

O görüşmeler fezlekede

Bu görüşmelerin içerik dökümleri 3 bakan ile ilgili Meclis’e intikal eden fezlekelerde yer alıyor.

A.D. “Bu sizi ilgilendirmez beyefendi… Şimdi devlete intikal etmiş mi etmiş. Devlet cezasını keser neyse gider yatarım veya da çıkarım. Bu sizi ilgilendirmez“ diyor.

Rıza Sarraf da yine fezlekede dökümü yer alan bir dakika kadar süren görüşmede, “Siz haberinizi dilediğiniz şekilde yapın, biz mahkemede onun cevabını veririz“ diyor…

6 Ekim akşamı, Bakan olduğundan bu yana kendisi ile görüşme fırsatı bulamadığım İçişleri Bakanımız Muammer Güler akşam 20.30 sularında şahsımı aradı.

“Kamil” isminde bir muhabirimizin çalışmasından söz etti. “Adamın avukatları var“ tarzında “ikazda” bulundu.

Haber ve arama konusu hakkında bilgim olmadığını, araştıracağımı söyledim.

Ertesi gün, haber müdürümüzden olayın detaylarını öğrendim.

Bakan Güler, 7 Ekim günü bu kez Medya Grup Başkanımız Sayın Fatih Karaca’yı arıyor.

Ardından Ekonomi Bakanımız Zafer Çağlayan da Sayın Karaca’yı arıyor.

Aynı gün Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış da, yurtdışında olduğu için Ankara’daki bir AK Parti Genel Başkan Yardımcısı üzerinden Ankara Temsilcimiz Adem Yavuz Arslan’a ulaşıyor.

Sarraf’ın “çok yardımsever“ bir insan olduğunu, haber yapılarak yıpratılmasının yanlış olacağını iletiyor.

Adem Yavuz Arslan, daha sonra Bakan Bağış’ı Temsilciler Meclisi programında ağırlıyor.

Bağış, program dışı sohbet sırasında “muhabirimizin para istediği” iddiasını dile getiriyor ve “Sarraf’ın elinde ses kaydı var” diyor.

Acem oyunu ve iftira

Arslan da, “Ses kaydını dinletsin, doğruysa muhabiri kovarız. Değilse iftira ettiği için suç duyurusunda bulunuruz ya da muhabirle görüşsün“ diyor…

Ama ne muhabir aranıyor ne de ses kaydı dinletiliyor.

Aksine fezlekeye giren yasal dinleme kayıtları, iddianın bir “Acem oyunu” ve “iftirası” olduğunu ortaya çıkarıyor.

İddiaya konu miktar 87 milyar dolar gibi çok büyük bir para olduğu ve 2008’de gerçekleşmeye başladığı için, haberi daha dikkatli inceleme gereği doğuyor.

Haber müdürümüz bu miktarın MASAK’tan kaçmış olamayacağını düşünerek, muhabir arkadaştan “yanıltılmamak” için 420 sayfalık para transferi belgelerinin tamamını elde etmesi gerektiğini söylüyor.

13 Ekim günü benzer iddiaları Yeni Şafak Gazetesi “TurkLeaks” manşetiyle yayınlayınca, haber güncelliğini yitirdiği için haberi bu haliyle yayınlamak yerine, MASAK incelemesinin sonucunu takip etme kararı veriyorlar. Araştırma aşamasındaki haberi de tekrardan gündeme almıyorlar…

Sarraf’ın, muhabirimizle yaptığı görüşme sırasında 17 Aralık’ta patlak veren soruşturma çerçevesinde, teknik takipte olması “büyük şans” (!)

Muhabirimizin konuşmasının yer aldığı kısa ses kaydında, haberin muhatabından görüş alma dışında bir hususun gerçekleşmediği açık ve net şekilde görülüyor.

Sarraf’ın açık bir iftira girişimi ile haberi engellenmeye çalıştığı, bakanları bu şekilde harekete geçirdiği anlaşılıyor.

Sarraf, emniyetteki ifadesinde de Yeni Şafak muhabirinin kendisinden haberi yapmamak için 1 milyon dolar istediğini ifade ediyor.

Yeni Şafak’ın CEO’su Ömer Bolat’ı da yine haber girilmesin diye Bakan Güler’e arattırıyor.

Ancak Yeni Şafak muhabiri ve Sarraf arasındaki görüşmenin yine fezlekede yer alan dökümünde de böyle bir talebin olmadığı görülüyor.

Sarraf benzer bir iddiayı Bakan Güler’e “rüşvet” karşılığında Fatih’ten sürdürdüğü Emniyet Müdür Yardımcısı O.İ. için de dile getiriyor.

Müdürü bir gecede sürdü

O.İ. kara para trafiğini tespit edip ihbarda bulununca, “Benden 1 milyon istedi” diyerek Bakan Güler’e şikayet ediyor.

Ardından da bir gecede müdür hakkında sürgün kararı çıkarılıyor.

Yani kim Sarraf’ın “kara para aklama“ çarkına ilişkin bulgulara erişirse, Sarraf tarafından anında “1 milyon istediler“ diye suçlanıyor ve ilgili bakanlar harekete geçiriliyor.

Güler ve Bağış’a haberi engelledin rüşveti!

Soruşturma kapsamında fezlekeye giren teknik ve fiziki takip, çok daha ürpertici bir gerçeği ortaya çıkarıyor.

7 ekimde BUGÜN Gazetesi’ni arattıran ve sonrasında “Muhabiriniz 1 milyon istemiş“ iddiasını dile getiren Bakan Egemen Bağış, “haberin yayınlanmasını engellediği için Sarraf’tan tam 500 bin dolar ‘rüşvet’ alıyor…“

Para alma trafiği de teknik ve fiziki takibe takılıyor.

Bu husus, Bakan Bağış hakkında Meclis’e gönderilen fezlekeye de delileriyle birlikte suçlamalardan birisi olarak giriyor.

Aynı şekilde Bakan Güler’e de “haberlerin yayınlanmasını engelleme çabalarından dolayı” yaklaşık 1 milyon dolar ek ‘rüşvet’ ödemesi yapılıyor.

Bakan Güler’e yapılan bu ödemeler ve görüşmeler de, teknik ve fiziki takiple tespit edilip Meclis’e gönderilen fezlekede suçlamalardan birisi olarak yer alıyor.

Parayla esir almış

Savcılık, BUGÜN ve Yeni Şafak’ın haberi yapmak için aradığı sırada, Sarraf’ın Halk Bankası Genel Müdürü Süleyman Arslan ile yeni anlaşmaya vardığını, “altın” yerine kara parayı “gıda ve ilaç” ihracatı gibi gösterip İran’a transfer etmek için çabaladığını, çıkması muhtemel haberlerin de bu anlaşmaya zarar vermesinden kaygı duyduğunu tespit ediyor.

Bu tespite, Meclis’e ulaşan fezlekede de yer veriyor.

Sonuçta, İranlı Rıza Sarraf’ın “kara para aklama“ haberi nedeniyle görüş alınmak üzere aranması, 3 bakanın devreye girmesi ve sonrasında alınan “rüşvet paralar” açık olarak “çıkar ilişkileri ağı” kurulduğunu gösteriyor.

İranlı Sarraf’ın, Türk bakanları para ile “esir” alıp Türk medyasına baskı uygulattıracak kadar kendisine bağladığını, “hepimiz batarız” düşüncesi üzerinden kendisine siyasi bir koruma kalkanı kurduğunu gösteriyor.

Erhan BAŞYURT / Bugün

Reklamlar