Etiketler

, , ,

Mehmet KamışTürkiye 12 Eylül 2010 referandumundan büyük bir demokrasi zaferiyle çıkmış, ülke 12 Haziran seçimlerine gidiyordu.

Başbakan meydanlarda, ‘‘AK Parti iktidarları döneminde, çeteler ve mafya en büyük darbeyi almış, ülkenin kaynaklarını ve enerjisini emen çete ve mafya örgütlenmeleri adalete sevk edilmiştir. Çetesiz, mafyasız, cuntasız bir Türkiye için mücadelemizi cesaretle, kararlılıkla sürdüreceğiz. Yeni Anayasa’yla birlikte, kamu yönetimi de kapsamlı bir reforma tabi tutulacaktır.” diyordu. Hele seçimlerde en çok tekrarladığı “Gerçekten sivil, özgürlükçü, tam manasıyla demokratik, katılımcı bir anayasa yapmak istiyoruz.’’ sözleri bütün Türkiye’de büyük heyecana sebep oluyordu.

80 yıldır dövülen halk, umutluydu. Demokrasi bu sefer gerçekten bu topraklara geliyor muydu yoksa? Millet artık dayak yemekten, ötekileştirilmekten, yok sayılmaktan, yabancılaştırılmaktan kurtulacak mıydı? AK Parti bu konuda çok büyük vaatler veriyordu. Tayyip Erdoğan konuşma metinlerinde, “Üstünlerin hukuku değil, hukukun üstünlüğünü tesis etmeye çok az kaldı. Bütün bu reformların neticesinde, millet adına karar veren, vicdanıyla karar veren, birilerinin arka bahçesi olan değil, milletin vicdanını temsil eden bir adalet ve yargı sistemini inşa etmiş olacağız.’’ diyordu. Siyasi partiler yasasının yeniden ele alınacağını, siyasetin finansmanı ve siyasi etik yasalarını yeni anayasa çerçevesinde yeniden şekillendireceklerini söylüyor ve demokrasi isteyen herkesi çok ama çok heyecanlandırıyordu. Hem yeni anayasa hem de siyasetin ahlakını bozan finansman konusu kökünden çözülecek gibiydi. Vaatler bunu söylüyordu.

Türkiye’de demokrasi volesi vurmaya hazırlanan AK Parti’nin seçim beyannamesi 5 ana başlıktan oluşuyordu. Bunlar; ‘ileri demokrasi’, ‘büyük ekonomi’, ‘güçlü toplum’, ‘yaşanabilir çevre ve marka şehirler’ ile ‘lider ülke’ olarak belirlenmişti. Aradan üç yıl geçti ve AK Parti bütün bu vaatler konusunda tam bir fiyasko yaşattı millete. Şimdi sormak lazım bu vaatlerin hangi birisini gerçekleştirdi. Yeni bir anayasa yapma vaadi, 12 Haziran seçimlerinin toplumu en heyecanlandıran sözüydü ancak seçimlerden hemen sonra askıya aldılar. Kamu vicdanı ve yeni bir Türkiye vaadine kanan herkes ilk şoku burada yaşadı. Kurulan komisyon Cemil Çiçek’in bütün gayretlerine rağmen havanda su dövdü ve boş turlarla ümitlerimiz yerle bir edildi. İleri demokrasi vaadiyle verilen siyasi destek, daha sonra Başbakan’ın ve bazı hükümet üyelerinin kendi yakınlarını kurtarmak için kullanılmaya başlandı. Seçim öncesi sıklıkla dillendirilen siyasi partilerin finansmanı konusu ise bir daha hiç ağza alınmadı. Bunun neden dillendirilmediğini, çok sonraları öğrenecektik. Milletin verdiği güçlü destek sayesinde siyaset bir zenginleşme, büyük paralar kazanma aracı haline getirilmiş, iktidar partisi siyasette daha önce hiç görülmediği ölçülerde ekonomik rant kapısı olmuştu.

Bugün geldiğimiz noktada, halkın anayasa oylamasıyla hayata geçirdiği HSYK’daki demokratik yapı, bütün eleştirilere rağmen değiştirildi ve adalet yürütmeye bağlandı. Kamu vicdanını yerle bir ede ede yolsuzluk soruşturmaları engellendi. İnternet ve çıkarılması düşünülen MİT kanunuyla bırakın ileri demokrasiyi askeri vesayet dönemlerinde hazırlanmış 12 Eylül Anayasası’ndaki haklarımızdan bile çok daha geriye gittik.

Birkaç yıl önce yeni anayasa ve ileri demokrasi vaadiyle oy toplayıp milleti kandıran Başbakan, bugün toplumun en saygın insanlarını ağza alınmayacak sözlerle itham ediyor, kitleleri haksız ve mesnetsiz suçlamalarla ötekileştiriyor. Toplumu kamplaştıran, herkesi tek tek fişleyen, hiçbir kriminal hadiseye karışmamış insanları ötekileştirip eski düzenden çok daha ağır hukuksuzluklara maruz bırakan bir hükümetle karşı karşıyayız. 2,5 yıl önce heyecanla sandığa koşarken bunu mu hayal etmiştik?

Yazık! Büyük, çok büyük kandırılmışlık duygusu yaşıyorum.

05 Mart 2014, Çarşamba Mehmet KAMIŞ / Zaman

 

Reklamlar