Etiketler

, , ,

FATİH ALTAYLI“ADALET yerini bulsun” diye tahliye edilen “saygın işadamlarımızdan” Reza Zarrab’ın dün bir ses kaydını dinlettiler.
Geçenlerde dinlediğim ses kaydında “İçim acıdı” demiştim ya, bu kez de öyle oldu.
29 yaşındaki dolar milyarderi “saygın işadamı” Reza Zarrab, telefonda “rüşvet işlerini halleden” Rüçhan Bayar isimli adamıyla konuşuyor. Önemli birine verilecek “hediyeden” söz ediyorlar.
Adamı “bir saatten” söz ediyor.
Reza Zarrab, söz konusu saatin bir an önce satın alınarak “hediye” edileceği “devlet büyüğüne” ulaştırılmasını emrediyor.
Ve dedesinden öğrendiği “veciz bir cümle” ile “hediyenin önden gitmesi” gerektiğini “ders verir gibi” anlatıyor adamına.
“Orospu ile memurun bahşişini baştan verin.”
Zarrab’ın bahsettiği kişi, büyük ihtimalle devletin bir bakanı veya üst düzey bir bürokratı.
Acaba o kişi, her kimse, bu kaydı dinlediğinde ne düşünmüştür.
Ne hissetmiştir.
Karşısındakinin gözünde ne olduğunu anlamış mıdır!
Devletin her noktasında ve bürokrasinin her kademesinde dün ve bugünden sonra Reza Zarrab’la “muhatap” olacaklar, Zarrab’ın kendilerine ne gözle baktığını ve bunda ne kadar haklı olduğunu öğrenmişler midir!
Ama bana sorarsanız Reza Zarrab denilen ve salınmasıyla adaletin yerini bulduğuna inanılan “saygın” işadamı biraz ayıp etmiş.
Orospu dediklerine haksızlık etmiş.
Orospu dediği aslında “seks işçisi” ve bahşişi kendi emeği, kendi bedeni üzerinden hak ediyor.
Diğerleri gibi sizin, benim çocuklarımızın geleceği üzerinden değil.
Diyeceğim o ki, orospu diye aşağıladıkları bunlardan daha namuslu ve daha şereflidir.
Çünkü onlar vatanı ve milleti değil, ancak kendilerini satarlar.

İNSAN İÇİNE NASIL ÇIKACAKSINIZ!

“SAYGIN işadamları” tahliye edilip “adalet yerini bulunca” sosyal medyada kıyamet koptu.
Gece saatlerinde Instagram’da bir fotoğraf ve bir yorum gördüm.
Çok hoşuma gitti.
Salıverilen “saygın” kişilerin fotoğraflarını kolaj yapan bir Instagram kullanıcısı, altına şöyle yazmıştı:
“Hapisten çıktınız ama insan içine nasıl çıkacaksınız!”
Durumu çok güzel özetleyen bir cümleydi.
“Bunu köşemde kullanayım” diye düşündüm.
Dün gazeteye gelince Instagram’da bu fotoğrafı aramaya başladım, ancak bulamadım.
Epey bakınıp bulamayınca fotoğrafı yükleyen Instagram kullanıcısına mesaj attım.
“Dün yüklediğin fotoğrafı ve altındaki yorumu kullanmak istiyorum, ama bulamıyorum” diye.
Anında yanıt geldi.
“Abi akşam öfkeyle attım, ama sonra korktum sildim.”
Aynı kişiden durumu özetleyen ikinci bir cümle:
“Korktum sildim.”
İşte Türkiye’nin hali bu.
Cümlesinde küfür yok, hakaret yok, son derece insani ve terbiyeli bir tepki gösteriyor ve biraz düşününce “korkuyor” ve “siliyor”.
Yeni Türkiye’nin özeti budur.
Bir haksızlığa, bir hukuksuzluğa tepki göstermeye bile korkmak.
Boş bulunup gösterirsen de bunu hemen silmek.
Fikir özgürlüğümüz ve ileri demokrasimiz budur.
Güle güle kullanın.

HAYAL KURABİLMEK NE GÜZEL OLURDU

12-13 yaşlarında bir çocukla sohbet ediyoruz.
Gelecekle ilgili hayallerini anlatıyor.
Neler yapmak istediğini, hangi mesleklere ilgi duyduğunu, geliştirmek istediği hobilerini, daldan dala atlıyor.
Sonsuz genişlikte bir ufuk.
Epey bir anlattıktan sonra durdu.
Yüzüme baktı.
“Fatih Abi sen ne hayaller kuruyorsun?” diye sordu.
Durdum.
Boş boş yüzüne baktım.
Yanıtım yoktu.
“Bilmem” dedim.
Sorusunu anlatmak ihtiyacı hissetti.
“Boş kaldığın zaman, akşam yatağa yattığın zaman ne düşünüyorsun, ne hayal ediyorsun?”
Ben durmaya devam ettim.
Düşünüyordum. Ne hayal ettiğimi düşünüyordum.
O an facia bir durumda olduğumu anladım.
Çok uzun zamandır hayal kuramıyordum.
Ne yatağa yattığım zaman, ne boş boş otururken, hiçbir zaman bir hayal kurmuyordum uzun zamandır.
Çok düşünüyordum ama hiç hayal kurmuyordum.
“Yarın ne olacak, bu ülke kaosa mı gidiyor, iç çatışma olasılığı var mı, toplumun dışlanan kesimleri kendilerini nasıl ifade edecek, çocuklarımızı nasıl bir Türkiye bekliyor, biz geldik gidiyoruz ama çocuklar nasıl bir ortamda yaşayacak, yaşamak zorunda kalacaklar?” gibi pek çok şey düşünüyordum sürekli olarak ama bunlara hayal denemezdi!
Dense dense kaygı denebilirdi.
Ve insan kaygıyı hayal etmezdi.
Hayal dediğin güzel olurdu, ileriye dönük mutluluklarla ilgili olurdu, korkularla değil.
Son ne zaman hayal kurduğumu düşündüm.
En azından 3-4 yıl olmuştu herhalde ve hayalimi bile hatırlayamıyordum.
Ben bunları düşünürken karşımda oturan çocuk yerinden kalktı ve bana acıyan bir ifadeyle bakarak, “Çok sıkıcısın” dedi.
Sonra ekledi.
“Babam da senin gibi. Onun da pek hayali yok anladığım kadarıyla” dedi.
Bense, “İnsan yaşlanınca hayal edebileceği şeyler azalıyor” falan gibi bir şeyler gevelemeye çalıştım.
Sert bir ifadeyle, “Her zaman hayal edecek bir şeyler bulabilirsin” dedi.
Kalktı gitti.
“Umarım senin de hayallerini öldürmezler” diyemedim.

İLKELİ DIŞ POLİTİKA

MISIR’da “seçilmiş” Cumhurbaşkanı Mursi, halk hareketleri sonucunda görevini yapamaz hale gelip en sonunda görevden alınınca Türkiye sert tepki gösterdi.
“Seçilmiş cumhurbaşkanına yapılanları tanımıyoruz” dedi ve Mısır’ın yönetimiyle ilişkilerini kesti.
Ukrayna’da seçilmiş Cumhurbaşkanı Yanukoviç, halk hareketleri sonucunda iş yapamaz hale gelip meydanlarda onlarca kişi can verince ülkesini terk edip Rusya’ya sığınmak zorunda kaldı.
Türkiye, hemen Dışişleri Bakanı’nı gönderip yeni yönetimle doğrudan temasa geçen ilk ülke oldu.
İlkeli dış politika diye ben buna derim.
Siz neye dersiniz bilemem.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Arsızlık ve yüzsüzlük meziyet olmadığı zaman.

FATİH ALTAYLI / HaberTürk

Reklamlar