Etiketler

, , , , , , , ,

FATİH ALTAYLIKendimi tecavüze uğramış gibi hissediyorum!

Türkiye, internete düşen bir ses kaydıyla seçim anketi manipülasyonunu tartışmaya başladı. Konuşmalarda adı geçen Fatih Altaylı son yaşananların ardından Medyaradar röportajcısı Alev Gürsoy Cimin’e hem o ses kayıtları hem de Türkiye’deki medyanın gidişatı ile ilgili çok çarpıcı açıklamalar yaptı..“Kendimi tecavüze uğramış gibi hissediyorum”diyor. Çok üzgün, tüm eleştirilere tek tek yanıt veriyor. Ses kayıtlarını tane tane anlatıyor. “En çok direnenlerden biri benim” diyor. “Neden istifa etmiyor” şeklindeki sorulara ise tepki gösteriyor. Ona göre medyada büyük bir sorun var ve o, tüm bu büyük sorun ve baskıya rağmen hâlâ en iyi şekilde işini yapmaya çalışıyor. “Ben Süpermen değilim” diyor. Çünkü Türkiye’de artık hiçbir şey eskisi gibi kolay değil. Ona göre en zor iş medyanın işi.
Bu röportajın öyküsü, tüm röportajlarımdan çok farklı… Günler, haftalar hatta aylarca uğraştım; 1 yılımı aldı Fatih Altaylı’yı röportaja ikna etmek! Çektiğim telgraf, attığım binlerce maile rağmen Altaylı’nın yanıtı hep olumsuz oldu. Pes etmedim, çünkü özellikle Gezi sürecinin ardından Altaylı ile konuşmak benim için şart olmuştu. Altaylı, beni yine reddetti ve haklı sebepleri vardı; bana gayet samimi bir şekilde izah etti.  Ben de kaderime razı olarak sonunda pes ettim. Taa ki o ses kayıtlarının patlamasına kadar… Ses kayıtlarının ardından Altaylı’nın bir kez daha peşine düştüm, yine reddetti ama bu kez fazlasıyla büyük bir direniş gösterdim. O da bu röportajın benim hakkım olduğunu düşündü ve sonunda kırmadı.
Röportajı Habertürk Gazetesi’ndeki odasında yaptık. Kırgın, kızgın ama tüm olup bitene rağmen hâlâ çok samimiydi. Lafı eğip bükmedi, “Sürekli dövülüyoruz, sürekli fırça yiyoruz”diyor. Onun ses kayıtlarından, tapelerden korkusu yok. Tek endişesi ailesinin ona olan güvenini yitirmesi, ahlakını sorgulaması. “Gerisi boş” diyor. Medyanın üzerinde büyük bir baskı olduğunu söylüyor bunu yeni yeni dillendirmeye başlayanlara da “öğleden sonra günaydın” diyor. Ona göre gazeteciler tasmalı olur ama onun tasması yok… “Çünkü ben bir sokak köpeğiyim” diyor ekliyor: Yarın bugün araba da çarpabilir. 
Ben lafı çok uzatmıyorum. Tüm satırları olay, her açıklaması bomba ve çok ama çok hızlı yetiştirmem gereken bir röportaj bu…
Hemen sözü Sayın Fatih Altaylı’ya bırakıyorum. Merak ettiğiniz tüm sorular ve yanıtları burada… Çok sevgiler…

RÖPORTAJ: ALEV GÜRSOY CİMİN
Twitter: @gazetecialev
Mail: alevgursoy2008@gmail.com

****************
Fatih Bey, öncelikle geçmiş olsun demek istiyorum. Hiç de kolay bir durum değil son dönemde yaşadıklarınız.  “Gezizede”liğiniz devam ediyor galiba, şimdi de “seszede” oldunuz gibi. İtibarınızın sarsıldığını düşünüyor musunuz?
Sağ olun. Türkiye’de yaşayan herkes bunu tadacaktır bir gün. Köşedeki bakkalın bile telefonlarının dinlendiğini düşündüğü bir ülkede bu durum şaşırtıcı değil. Üzücü olan, o kaydın üzerinde oynanarak yayınlanmış olması. Böyle bir talep geldiği doğrudur. Benim yanıtımın bazı bölümleri kesilmiş, bazı bölümlere yapıştırılmış. Ve sanki ben böyle bir şeyi öneriyormuşum gibi bir hava çıkmış. Mantıksızlık  anketin yayınlanan haline bakınca ortaya çıkıyor zaten… Ben BDP’ye 3,5 puan eklemişim gibi bir kayıt var. Oysa ben buna itiraz eden tarafım ama kayıtta bunun böyle anlaşılması istenmemiş ve değiştirmişler. Sonuçta biz BDP’nin oyunu yüzde 5 olarak açıklamışız. Bir öncekine göre yüzde 25 düşüşlü… Şimdi ben ona 3,5 eklediysem BDP’nin oyu 1,5’a mı düşmüştü yani? Zırvanın daniskası… Aynı tarihlerde yapılan başka anketler var, onlarda da BDP’nin oyu hemen hemen aynı. İtibarım sarsıldı mı diyorsunuz. Sarsılmaz olur mu? Tabii ki sarsıldı. Bu iktidar döneminde herkesin itibarı sarsıldı. Bize bunlar yapılıyor da, diğer medyayöneticilerine yapılmıyor mu zannediyorsunuz. Medyanın itibarı yerlerde… Tabii ben bir yandan da gülüyorum. Yıllardır “medyaya baskı medyaya baskı” diye bağırıp duruyorlardı birileri… İşte bunun kanıtı ortaya çıktı şimdi. Baskıya uğrayan mı suçlu, baskıyı yapan mı?

“BU İKTİDARLA HERKESİN İTİBARI SARSILDI”
Siz “montaj” dediniz, ancak “Tapelere bakılacak olursa pek de montaj gibi durmuyor” diyenlerin sayısı bir hayli fazla. Onlara yanıtınız ne olur?
Onlara ne diyeyim? Bazıları canı neye inanmak istiyorsa ona inanır. Beni onlar değil de bazı gazeteciler üzüyor ya da sinirlendiriyor. Bu meslekte en şerefsizlerin başında gelen ve bunu herkesin bildiği birisi abuk sabuk yazıyor. Ya da bazıları mal bulmuş mağribi gibi üzerine atlıyorlar bu sözlerin. Sanki kendi gazetelerinde bunlar yaşanmıyormuş, yaşandığını bilmiyorlarmış gibi… Şu kadarını söyleyeyim. İnşallah bu onların da başına gelmez. Ben istesem de onlar kadar kötü olamam. Konuşmayı adam gibi dinlesinler ve montaj olduğunu şöyle anlasınlar. Ben sözde ‘’Manipülasyon yaparım’’ diyorum. Yahu böyle bir konuşmada kim öyle der? Türkçe’nin günlük kullanımına aykırı. Siz öyle bir cümle kurar mısınız? “Tamam ben manipülasyon yaparım’’ diye bir laf olur mu? Benim “Manipülasyon yapamayız” diyen cümlem kesilmiş yapıştırılmış. Çok açık.

“MANİPÜLASYON YAPSAYDIK İSTİFA ETMEZDİM, GAZETEYİ KAPATIRDIK”

Birçok kişi merak ediyor ve ben de özellikle bu soruyu tekrar sormak istiyorum. Gerçekten Habertürk’te anket manipülasyonu yapıldı mı yapılmadı mı?

Tekrar tekrar başa mı döneceğiz? YAPILMADI. O tarihte Metropoll araştırma yayınlamış bizimle aynı günlerde. Orada da kararsızlar dağıtılınca 4,8 ediyor. Bizde de 5 çıkmış. Araştırın bakın, o tarihte BDP’nin anketlerdeki oyu ne. Bakın benden talep edilmiş olabilir ama ben, biz öyle bir şey yapmayız, yapmadık. Değiştirmektense anketi yayınlamamayı tercih ederim. Eğer o anketin satırına dokunmuş olsaydık, bugün ben istifa etmezdim, Habertürk Gazetesi’ni kapatırdık. Bunu yönetim kurulu başkanı Kenan Tekdağ’a sorun, o da aynı yanıtı verecektir size.

Anketin değiştirilmesi yönünde talep geldi mi peki?

Geldi diyorum ya, bir daha mı söyleyeyim? Kırk kere mi söyleyeyim? Geldi, geldi, geldi, geldi.

“TALİMAT BANA SARAÇ’TAN GELDİ”

Talep kimden peki?

Bana gelen talep Fatih Saraç’tan…

Bu konuşmalar sizce kimler tarafından, nasıl sızdırıldı?

Kimden sızdırıldığını bilmiyorum. Ama niye böyle bant yayınlandığını tahmin edebiliyorum.

Niye?

Bir kaç gün önce Başbakan’ın Almanya seyahati öncesi bir soru soruldu. Zaman Gazetesi’nde yayınlanan  ve AKP’yi yüzde 40’ın altında gösteren bir anket vardı. Bu anketi sordular Başbakan’a. O da sinirlendi. “O anket paralel anket” dedi. Bizim bir gün önce yayınlanan anketimizde yüzde 44 olduğunu hatırlattı ve cebinden bir kâğıt çıkararak “Bak bu da en meşhur, en güvenilir anketçini anketi. Orda da yüzde 47’yiz” dedi. Bence bu kayıt “Al sana paralel anket” demek için sızdırıldı.

“İLK ARAYAN EKREM DUMANLI’YDI”

Cemaat yapmış olabilir mi?

Onu da bilmiyorum ama ilk arayıp “Dert etme bu senin ayıbın değil bunu yapanların ayıbı. Bunu da bir twett’le herkese söyleyeceğim” diyen Ekrem Dumanlı oldu.

“HABERTÜRK SÜREKLİ HABER YÜZÜNDEN DAYAK YİYOR”

Türkiye kuşkusuz ki sağlık alanında çağ atladı ama görünen o ki medyada henüz atlayamamış. “Anket kayıtları montaj” dediniz, samimiyetinize inanıyorum. Peki ya bu sağlık haberiyle ilgili ses kayıtlarına ne demeli, onlar da mı montaj?

Bakın bütün bu telefon kayıtlarının ortaya çıkmasının ortaya çıkardığı tek bir gerçek var. Butelevizyon ve gazete gördüğünüz gibi yaptığı her haber yüzünden sürekli dayak yiyor. “Bunu nasıl yaparsınız, bu nasıl haber?” diye. Bir şeyleri ortaya koymaya çalışıyoruz ve bunun karşılığında biz sürekli fırça yiyoruz. Bu fırçayı da ben yemiyorum, arada Fatih Saraç var. Ona tepkilerini gösteriyorlar.

“SÜREKLİ FIRÇA YİYORUZ”

Fatih Saraç sanki kurum içerisinde iktidarın sözcüsü gibi davranıyor. Yanılıyor muyum? Eğer yanlışsam düzeltin.

Nesini düzelteyim? Konuşma tarzı ve konuşmalar ortadayken…

Burada var oluş nedeni ne, hükümet adına mı var?

Bunu ben bilemem Alev Hanım. Ben gazetenin sahibi değilim. Künyede üstümde isimler var. Ben buranın sahibi olsaydım bu soruların tümüne yanıt verirdim. Ama ben sadece gazeteyle ilgili kendi alanımda belli yetkilere sahibim.

“ATILAN O BAŞLIK DOĞRU DEĞİLDİ”

Siz hükümet cephesinden o sağlık haberine gelen tepkinin ardından köşe yazdınız; peki mesleki açıdan bu ne kadar doğru?

Şimdi söyle doğru; o başlık bana kalırsa ağır bir başlık. Çünkü sağlık alanında yapılan iyi çalışmaları herkes gibi biliyoruz. O başlık bana göre ağır olmuştu. Olmamıştı.

“İŞTEN ATILMAMALARI İÇİN DİRENDİM”

Peki o arkadaşların işten atılmaları ne kadar etik, yaptıkları haber ve gelen talimat üzerine bunun yapılması?

O olayın olduğu tarih ile o arkadaşların işten atılma tarihine baktığınızda benim ne kadar bir direnç gösterdiğim ortadadır.

“BALDIZIMI KOVUN DİYE TALİMAT MI VERSEYDİM?”

Haberi yapan o isim aslında Ceyda Erenoğlu. Yani baldızınız. Ancak o haber sebebiyle 3 gazeteci işten çıkarılırken bunların arasında haberi bizzat yapan baldız yok; neden?

Ne yapayım “Baldızımı da kovun” diye talimat mı verseydim?

“SARAÇ’IN ÜSLUBU HOŞ DEĞİL”

“Namus fukaraları” diyor Fatih Saraç kendi çalışanları için o ses kaydında… Bu çok acı değil mi?
Kötü tabii ki normal değil. Saraç’ın konuşma üslubu kulağa hoş gelmiyor.

“DÜŞMANIMIN BİLE SES KAYITLARININ YAYINLANMASINI İSTEMEM”

Talimat gazeteciliği böyle bir şey mi acep?
Benim böyle bir konuşmam yok, buna emin olun. Bu başımıza gelen istemem ki hiç sevmediğim, medya gruplarının ve medya çalışanlarının bile başına gelsin. Kimse bunu yaşamasın. Sevmediklerim bile… Eğer herkesin yaptığı konuşmalar ortaya çıkarsa kimsenin durumunun çok da farklı olmadığı görülecektir. Alev Hanım beni en çok üzen şu: 5 yıldır “Medyaya baskı” deniliyor. Bunu Türkiye’de ilk söyleyen benim. 2007 yılında ben Akif Beki’nin beni arayarak manşet değiştirmemi istediğini, Cumhurbaşkanı’nın manşetlerini indirmemi istediğini ben söyledim, bir başkası değil. Ve bu unutulmadı, AK Parti’nin benden hoşlanmamasının bir nedeni de budur.

“AK PARTİ BENDEN HOŞLANMIYOR”

AK Parti sizden hoşlanmıyor mu?
Hoşlanıyor mu sizce?
Başbakan ilk sizin programınıza çıktı?
Belki de daha çok ses getireceğini düşündü. Diğerlerine çıksa o kadar etkili olmayacağını hissetti belki de, bilemem ki.
Siz Başbakan’dan hoşlanıyor musunuz?
Ben Başbakan’a sadece 2003, 2004 yıllarına kadar açık destek verdim. Nedeni de çok basitti: O gün Türkiye’de farklı meseleler konuşuluyordu ve ben Türkiye’de demokrasinin zarar görmemesini düşünüyordum. Benim görevim sandıktan çıkana bir sonraki seçimlere kadar destek vermek. Bu CHP-MHP bile olsa değişmez.

“DİRENÇ GÖSTEREN BİR KUKLA OLABİLİRİM”

MHP lideri Bahçeli sizin için “kukla” dedi.

“Direnç gösteren bir kukla” olabilirim. Bugün kim kukla değil ki. MHP lideri biraz terbiye sınırlarını zorlamaya başladı ama bunu bana söylemesi doğru değil.

“BAŞBAKAN’DA OYLARIN MHP’YE KAYMA ENDİŞESİ VAR”

“Alo Fatih”te sürekli tüm yollar MHP’ye çıkıyor, MHP lideri Bahçeli de doğal olarak çok sinirleniyor.

Başbakan bir yanda AKP, bir yanda CHP olsun istiyor. Biliyor ki Türkiye’de CHP’nin alacağı oy oranı ortada. Sağ seçmenin oyunun bu partiye gitmeyeceğini de biliyor. AKP oylarının CHP’ye gitmesi imkânsız ama MHP’ye kayabilir çünkü MHP netice itibariyle bir sağ parti. Sağ partiler arasında bir geçirgenlik var. Neden Demokrat Parti’yi içinde kattı, çok mu ihtiyacı vardı? Bence yoktu. Mesele bu zaten, bir gün AKP’den yaka silkenlerin MHP’ye kayma kaygısı var Başbakan’da. Sağ ile sol arasında bir geçirgenlik yok ama sağ partiler arasında bir geçirgenlik var. Biliyor ki o seçmen ne olursa olsun aman solcular gelmesin diye AK Parti’ye verecek ama MHP varken durum değişebilir. Bakın bugün cemaat dese ki, “Ben bütün oyların CHP’ye verilmesini istiyorum” dese kaç kişi verir? Belki yüzde 5, belki 10… Ama “MHP’ye verin” derse verirler. Başbakan’ın Türkiye’de kendine rakip gördüğü parti MHP…

“BİZİM TARAFIMIZ YOK”

“Herkesin tapesi var, benden çok farklı değiller” dediniz ya, neden sadece Habertürk’ün ses tapeleri yayımlanıyor? Bir yerleri rahatsız mı ediyorsunuz?

Çünkü bizim bir tarafımız yok. Düşmanımız çok. İş ilişkimiz bile yok.

“SÜREKLİ DÖVÜLÜYOR, SÜREKLİ FIRÇA YİYORUZ”

Patronunuz Turgay Bey, işadamı ama?

Onun da kimseyle bir ilişkisi yok ki. Burası içine kapanık bir yer. Şimdi her yerde işadamları gazeteci… Ben şunu anlamıyorum; milletin bilmem neresine koyanların gazetesi konuşulmazken şimdi niye biz konuşuluyoruz? Benim anlamadığım bu. Yolsuzluk konuşulmuyor, hırsızlık konuşulmuyor, bizim sağlık haberimiz konuşuluyor; bu çok enteresan.

“CEMAATİN BENDEN HOŞLANMASI MÜMKÜN DEĞİL”

Hükümet benden hoşlanmıyor dediniz, peki ya cemaat?

Cemaatin benden hoşlanması mümkün mü? Geçmişte yazdıklarımı bir tarayın isterseniz.(Arşivden bir gazete istiyor ve geçmişte Gülen için kaleme aldığı bir yazıyı okuyor bana Fatih Altaylı… Başlığı da “Şeriattan korkma, cemaatten kork”!) 
Ben bu yazıyı yazdığımda iktidarla cemaat aynı yatakta yatıyordu. Bakın Alev Hanım bu gazete bu kadar fırça yiyorsa emin olun bir şeyler yapıyordur. Fatih Altaylı neden bu kadar fırça yiyor sanıyorsunuz, direndiği için.

“DİNLENMEKTEN DEĞİL MONTAJDAN KORKUYORUM”

Başbakan’ın hatta Cumhurbaşkanı’nın dinlenildiği bu kâbus dolu ortamda siz hiç dinlenebileceğinizi aklınıza getirmediniz mi? Telefon konuşmalarınızı yaparken özen göstermiyor muydunuz?

Aklıma getirmedim çünkü dinlendiğimden ve konuştuğum herkesin dinlendiğinden eminim yıllardır. Benim dinleme kayıtlarından bir korkum yok. Yeter ki, montajlama olmasın. O dinlemeler benim nasıl bir adam olduğumu da gösterir. Tabii orda gırgırlar, alaylar, dalga geçmeler de var.

Cep telefon numaranızı değiştirmeyi düşünüyor musunuz?

Ne fark eder ki, değiştirsem dinlenemem mi? Yine dinlenir. Kontörlü hat alıp, her konuşmadan sonra hat değiştiren siyasetçi var. O bile dinlenmiş. Sonuçta aradığınız kişi de dinleniyor zaten. Korkum yok.

CHP ve MHP kurmayları, ses kayıtlarının ardından Habertürk’ün yayınlarının tarafsızlığını ve güvenilirliğini yitirdiğini iddia ederek Habertürk’e çıkmama kararı aldı, bununla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Yanlış karar ama saygı duyarım. Yanlış adrese kızıyorlar. Diğer medya gruplarının ses kayıtları da yayınlanırsa herkes her şeyi görür. Bakın ben bana yapılan baskılar karşısında, en fazla direnç gösterenlerden biriyim.

“HABERTÜRK KİMSENİN DÜŞMANI DEĞİL”

MHP diyor ki, “Habertürk müzmin bir MHP düşmanıdır.” Bu çok ağır bir itham değil mi?

Habertürk kimsenin düşmanı değildir.

“TÜRKİYE BASKILARDAN KURTULACAKSA HABERTÜRK FEDA OLSUN”

Habertürk çok büyük bir marka, bu yaşananların ardından sizce nasıl etkilenir?

Medya kuruluşları böyle krizler yaşarlar. Bu dönemde herkes zedeleniyor. Türkiye iyi bir yola gidecekse, Türkiye bu baskılardan kurtulacaksa Habertürk feda olsun. Biz tarafsız yayıncılığa devam edeceğiz. Bana küfreden, kızan kadar “Biz sizi yıllardır biliyoruz” diyen de var. Yüzde elli ellidir.

“MANİPÜLASYON YAPSAYDIM GAZETENİN KAPANMASINI İSTERDİM”

Özür dilemeyi düşünüyor musunuz?

Bakın aramızda bir iletişim sorunu yaşanıyor galiba. Ankette bir manipülasyon yapsaydım özür dilemekle yetinmezdim Habertürk’ün kapatılmasını isterdim. İstemişler, yapmamışım. Kimden özür dileyeceğim? İstediklerini yapmadım diye hükümetten mi? Fatih Saraç’tan mı? O da gidip Bilal Erdoğan’dan mı dilesin “Altaylı istediğimizi yapmadı” diye?

“TÜRK MEDYASINDAKİ HERKES UTANÇ İÇİNDE”

Çok samimi bir soru soracağım ve asla niyetim sizi incitmek, kırmak değil. Montaj olduğunu iddia ettiğiniz o kayıtların ardından hiç utandınız mı?

Bakın ben size daha da samimi  bir yanıt vereyim. Türk medyasındaki herkes yıllardır utanç içinde. Bunu kendi aramızda da konuşuyoruz. Böyle bir ortamda eğer utanç içinde değilsek o zaman sorun vardır. Ve şimdi siz büyük ihtimalle bu sözü başlık yaparsınız. Fatih Altaylı: Utanıyorum diye başlık atarsınız. Türk medyasını dibine kadar arasanız benden daha samimi bir adam bulamazsınız. Başıma gelen de bu yüzden gelir genelde zaten.

“BEN MR.HABERTÜRK DEĞİLİM”

Sayın Turgay Ciner bu ses kayıtlarının internet ortamına düşmesiyle hiç kuşkusuz ki herkesten daha zor duruma düştü, çünkü güven bunalımı yaşanıyor şu an Habertürk’e… Turgay Bey ne diyor yaşananlara?

Turgay Ciner veya başkası adına bir yanıt verme durumunda değilim. Turgay Bey’den bir randevu alırsınız, bu soruyu ona sorarsınız. Zaten benim en büyük sıkıntım bu. Habertürk’le ilgili her şey bana soruluyor. Kırk kere yazdım, söyledim ben “Mr.Habertürk değilim” diye. Ama tüm medyanın hoşuna gidiyor hedef tahtasının ortasına Altaylı’yı oturtup ateş etmek.

“MİRGÜN CABAS TİPİK BİR SAMİMİYETSİZ MEDYA MENSUBU”

Mirgün Cabas’ın programında “Bazı yerlerde olmak, olmamaktan daha iyidir” dediniz… Ne demek istediniz?

Açık değil mi söylediğim? Orada Mirgün’e samimiyet dersi vermek istedim. Çünkü Mirgün ekranda jest ve mimikleriyle benim söylediğim “Sen de NTV’de baskıya maruz kalmadın mı?” cümleme son derece samimiyetsiz yanıtıyla ayıp etti. “Ben istifa ettim” dedi. ki bunun böyle olmadığını biliyoruz. NTV ekranından alıp, aynı grubun dergisine kaydırdılar. O da paşa paşa kabul etti. Sonra da ekranda bana ders vermeye kalkıştı. İstifa ettim diyen o kapıdan çıkar gider. Herkesi salak sanıyor Mirgün. Motosiklet üzerinde Türkiye turu yaptığını, haberden uzaklaşıp turizm programı yapmayı Kabul ettiğini, sonra da GQ’nun başına geçtiğini. Sonra oradan da alınınca ayrıldığını hatırlamayacak kadar aptal olduğumuzu düşünüyor. Tipik bir samimiyetsiz Türk medya mensubu. Sorularıyla ağzıma etse hiç bir şey demem. Ama samimi olacak önce. Adam olacak. Sözde kahraman olmayacak. “Evet benim de başıma geldi’’ demek çok mu zordu.

“İSTİFA ETMEMİ DÖRT GÖZLE BEKLEYENLER VAR”

İstifa zor bir karar mıdır?

Benim konumumda kolay bir karar değildir. Bakın Habertürk’ü ben kurdum. 400 gazeteci bir o kadar da matbaa çalışanı var. Bu arkadaşlarımı Türkiye’nin farklı gazetelerinden koparıp buraya getiren benim. Ben istifa ederim ve hayatımda hiç bir şey değişmez. Bir internet gazetesi kurarım, şimdi kazandığımdan da daha çok para kazanırım. Ayrıca kazanmasam kaç yazar. Peki, bu arkadaşlar ne olur? Buraya yeni birisi gelir. Kendi ekibini getirir ve 400 tane doğru düzgün, onurlu gazeteci işsiz kalır. Ben burada patronun da arkamda durmasıyla bugünkü ortamda  yapılabilecek olanın azamisi bir gazetecilik yapıyorum. Bir kaç hafta önce Cüneyt Özdemir ve eşiyle ailece yemekteydik. Cüneyt “Ağabey, 17 Aralık’ta ortaya dökülen ne varsa, siz aslında bunların hepsini bir dönem bir şekilde haber yapmışsınız.” dedi. Ali Ağaoğlu, Reza Zarrab, Mehmet Cengiz, Abdullah Tivnikli gibi pek çok isim bizim gazetede haber oldu. Var mı başka bir yer bu haberleri yapan. Kolay mı oldu zannediyorsunuz bunlar? Bedel ödemiyorum mu zannediyorsunuz? Biz oturduğumuz yerden söverek gazetecilik yapmıyoruz. Gerçekleri yazarak, bularak, çıkararak gazetecilik yapıyoruz.

“İSTİFA ETSEM 400 GAZETECİ İŞSİZ KALIR”

Ülkeyi aylardır alabora eden bu kavganın illa bir tarafında olmak mı gerekiyor, taraf olmayan bertaraf mı oluyor?

Doğruluk bertaraf olmaz. Bugün çok tartışılan bir Emniyet müdürü bir gün bana şöyle dedi: “Fatih Bey, siz o koltuğa nasıl oturdunuz anlayamadık. Yıllarca sizi araştırdık, MASAK’ından, istihbaratına kadar. Bir tek şey bulamadık. Bu meslekte bu kadar temiz kalıp nasıl yükseldiniz dedi” İzni olmadığı için adını vermiyorum. Ama kulağınıza yazmamak kaydıyla fısıldarım. Taraf olmayanlar dürüstse, iyi insanlarsa bertaraf olmazlar ama çok üzülür, çok sıkıntı çeker, çok daralırlar.

“YILLARDIR BERTARAF EDİLMEK İSTENİYORUM”

Bertaraf olduğunuzu düşünüyor musunuz?

Siz söyleyin oldum mu? O kadar kolay değil. Yıllardır beni bertaraf etmeye çalışanlarla mücadele ediyorum. Niye ediyorum onu da bilmiyorum. Bakın benim süper bir hilem var. Bu hileyle baş etmek mümkün değil.

Neymiş o hile?
Dürüstlük.

“BU DÖNEMDE EN İYİSİNİ YAPIYORUM”

Şu şartlar altında hala mesleğinizi iyi yaptığınıza inanıyor musunuz?

Bunu tüm medya yöneticilerini bir araya getirip sorsanıza lütfen. Başından beri söylüyorum. Böyle bir dönemde yapılabilecek kadar iyi yaptığıma inanıyorum. Galiba siz de beni buranın sahibi falan zannediyorsunuz.

“KİMSENİN ADAMI DEĞİLİM, BEDEL ÖDÜYORUM”
“Bedel ödüyorum” dediniz. Fatih Altaylı neyin bedelini ödüyor?
Kimsenin adamı olmamanın…

Fatih Altaylı güçlü müdür, bunları da aşar mı?

Doğruluk güçtür.

Daha ağır bedellerin de yolda olduğunu düşünüyor musunuz?

Türkiye’de işlerin daha da çirkinleşeceğini düşünüyorum. Sadece kendim için değil. Herkes için. Daha kim bilir neler dökülecek ortaya. Bakın hafta sonunda yazdım bunu. Müslüman olduğunu söyleyenler arasındaki savaşlar daha acımasız oluyor. Youtube’a girin kafa kesme görüntülerini izleyen de kafası kesilen de kafayı kesen de Allahüekber diyor.

“KOLTUĞUMU HAYALLEYENLER VAR”

Peki, sizin mutsuzluğunuzla mutlu olan meslektaşlarınızla ilgili neler düşünüyorsunuz, epey sert yazılar kaleme alındı?

Onlarla ilgili  fazla konuşmak istemem. Değmezler. Pek çok meslektaşım da arayıp “Takma hiç birimizin durumu farklı değil, biz seni biliyoruz, tanıyoruz” dediler. Tabii o yazıları yazanlardan bazıları “Fatih’i oradan atsalar da ben gitsem. Hem ben Fatih gibi dik başlı da değilim, höt diye al sana derim” diyenlerdir.

“Bir Başbakan bir medya kurumunu arayıp böyle aleni bir şekilde müdahale ediyorsa orada medya özgürlüğünden artık kırıntı bile kalmamıştır” diyenler ağırlıkta, siz ne düşünüyorsunuz?

Öğleden sonra günaydın. Yahu çok gülüyorum size, yani siz derken kastım siz değil. Bunu söyleyen herkes. Yıllardır Meclis kürsüsünden beri “Medyaya baskı medyaya baskı var” diyenler, şimdi niye şaşırmış gibi yapıyorlar? Bu kadar sahtekâr bir toplum olur mu? Yani şimdiye kadar yalan mı söylüyordunuz “Medyaya baskı var” derken, bilmiyordunuz da uyduruyor muydunuz?

Siz de Başbakan’ın medyaya üzerinde büyük bir baskısı olduğunu söyleyebilir misiniz?

Allah Allah. Başka bir şey söyleyeyim size İki kere iki dört eder, üç kere üç dokuz. Beş kere beş yirmi beş.

“MEDYA 1 NİSAN 2007’DE BİTTİ”

Medyaya bu denli müdahalenin adı ne? Ve ne kadar doğru?

Sizce? Şunu söyleyeyim. Bu işlerin dibi 2007 1 Nisan’dır ama hiç kimsenin aklına bunu sormak bunu konuşmak gelmez. 1 Nisan’da benim başında olduğum Turgay Ciner’in sahibi olduğu gazetelere, televizyonlara el koyuldu. O zaman kim ne dedi bir araştırsanıza. Yargı “El koyma haksız” dedi. Yargı kararı uygulanmadı. Kim ne dedi? Kim yapılan yanlıştır dedi? Kimse. Hiç kimse. Medyanın bir bölümü, büyük bir bölümü zil takıp oynadı. Medyanın bu hale düşmesinin başlangıcı o gündür. Ama toplumun, medyanın ayıbı olduğu için kimse hatırlamak ve hatırlatmak istemiyor. Baskı maskı değil, direk el koyma. Dahası var mı? O gün neredeydi basın özgürlüğü şampiyonları? Bugünün kahramanları yıllarca TMSF emri altındaki gazetede, partinin atadığı adamların emri altında çalıştılar. Ben 17 Nisan’da gazetenin Ciner’e geri verilmeyeceğini hissettiğim anda ayrıldım. İstifa ettim ve çıkıp baskıyı anlattım. “Başbakan’ın basın sözcüsü bana manşet değiştirmem için baskı yaptı” dedim. Kim yazdı? Hiç kimse. Sadece Yeni Harman diye bir dergi yazdı. Allah razı olsun. Hiç değilse kayıt altına alındı.

“BAŞBAKAN’IN EN ÇOK ELEŞTİRDİĞİ GAZETECİYİM”

Başbakan’ın uçağı neden size yasak? Netice itibariyle siz çok muhalif bir isim değilsiniz. İktidarı destekleyen yazılarınız da hayli fazla…

Sizin muhaliften anladığınız Başbakan’dan “Tayyip” diye bahsedip, sabahtan akşama sövmeye yakın eleştiri. Ben ise haber yapıyorum. Eleştiren yazım da çoktur, hakkını teslim eden yazım da. Biz az önce söylediğim haberleri yapıp, iktidarı rahatsız ederken siz bunların asıl muhalefet olduğunu anlamıyordunuz tabii. Ama anlaması gerekenler anlıyordu. Açın bakın yazılarıma ne eleştiriler var. Ama yayın yönetmeni olunca dozu ayarlamak gerekiyor sadece. Başbakan’ın kürsüden en fazla eleştirdiği gazeteciyim ama bunları da hatırlamak işinize gelmez. Çünkü sesi çok çıkan kesimin benimle bir derdi var. Dert de şu: Onlardan değilim. Siyasi bir geçmişim yok, örgütüm yok, kıçımı sürekli dayadığım birisi yok. İşimden çıkıp eve gidince kendi hayatımı yaşayan, gazeteci arkadaşı hemen hemen hiç olmayan biriyim. Bu yüzden de saldırmak için onlar açısından uygun bir hedefim. Doğruları görmezden gelmek çok işlerine gelir. Başbakan’ın uçağı kriter ise o uçağa son yıllarda en az davet edilen benim. Demek ki kendimi kimsenin ermine vermemişim.

“ŞAHSIMA YÖNELİK GÜVENSİZLİK YOK”
Bundan sonra yazılarınızın şüphe duyulmadan okunabileceğine inanıyor musunuz? Bir güven bunalımı oldu mu size göre? 
Yazılarım ortadadır. Nesine güven duyulmayacakmış. Yalan mı yazmışım. 20 yıldır teke Tek köşesini yazıyorum. Ne ayıp yapmışım. Ara rejim dönemindeyiz. Geçer bunlar. Ben, benim şahsıma bir güvensizlik olduğunu zannetmiyorum. Bana gıcık olanlar olmaya devam edeceklerdir ki, etsinler. Okuyup güvenenler de okumaya ve güvenmeye devam edeceklerdir.

“DİBİNE KADAR SAMİMİYİM”

Gazeteci sarsılan güveni tekrar sağlayabilir mi?

Açtırmayın ağzımı. Ben bu medyada kimin ne MAL olduğunu iyi bilirim. Namus Abidelerinin patronlarının mitinglerine fotoşopla insan yerleştirip kalabalık gösterdiğini bilirim. Üç kuruş için kapı kapı dolaşanları bilirim. Bir yandan devletle olan işlerini halletmek için her türlü herzeyi yiyip sonra ahkâm kesenleri bilirim. Bütün bir meslek hayatını plastik bir maskenin ardında yarattığı sahte kimlikle geçirip yemediği halt kalmayanları bilirim. Bir gün bir kişi çıkıp da “Fatih Altaylı şahsi çıkarı için şunu yaptı bunu yaptı” diyebildi mi bunca yıldır?

“İSTİFA EDERSEM MEYDAN HAVUZCULARA KALIR”

Fatih Bey, aileden gelen bir zenginliğinizin var olduğu biliniyor. Torunlarınıza bile yetecek mal varlığınızın varken, hem patronajın getirdiği yükümlülüğü hem de hükümet cephesinden gelen bu baskıyı çekmek niye? Kaldı ki siz çok önemli bir gazetecisiniz, yazacak hiçbir yer bulamasanız bile duvara yazsanız yine okunur…

Yani diyorsunuz ki, istifa et git, ne çekiyorsun? Peki hepimiz istifa etsek. Ben edeyim, Enis Berberoğlu etsin, Fikret Bila etsin. Turgay Ciner medyadan çekilsin, Aydın Doğan çekilsin. Medya “Havuzculara” mı kalsın? Bu mu isteniyor? Bir de şöyle sorsanız. “Ulan bu herif niye çekip gitmiyor. Niye tüm bunları çekiyor. Niye uğraşıyor. Niye üzülüyor, niye hayatta en sevdiği insanları, uğruna canını vereceği insanların üzülmesine katlanıyor. Herhalde durduğu pozisyonun Türkiye açısından önemli olduğunu düşünüyor” deseniz. Daha basite indirgeyeyim isterseniz. Hakem maçı kötü yönetiyor, hatta hakem gole giden oyuncunuza bizzat faul yapıyor, federasyon kulübe baskı yapıyor diye futbolcu maçın orta yerinde maçı bırakıp çıkar mı? Yoksa her şeye rağmen mücadele edip, izleyenlerin rezaleti görmesini mi umar. Sonuçta maçı kaybedersiniz belki ama mücadeleyi bırakmazsınız. Lig uzun bir yoldur.

“KOLTUK HİÇ ÖNEMLİ DEĞİL”

Koltuk bu kadar önemli mi sizin için?

Alın vereyim siz oturun. Benim Sabah’a geçerken Turgay Bey’den tek talebim oldu. ‘’Yayın yönetmenliği yapmam’’ dedim. Sonra başıma kaldı. Habertürk’ü kurarken de öyle. Yayın yönetmeni olmak istemedim. Çeşitli isimlere teklif götürdük. Önemli isimlere. Gazetenin iddiasını ortaya koyacak isimlere. Olmadı. Başıma kaldı.

Koltuk için teşekkürler. Ben almayayım sizin hakkınız J Peki Fatih Bey, İktidar sizin için ne demek?

Hiç bir anlamı yok. Hiç hoşlanmam. Çünkü iktidar sahibi olanın kişiliğinde sorun varsa, iktidar çök kötü bir şeydir. Benim de çocukluğumdan beri başımın hoş olmadığı bir şeydir. İktidarların da beni pek sevdiğini zannetmem.

“ASLA YALAKA DEĞİLİM”

Bir türlü kimseye yaranamıyorsunuz. Biliyorum “kimseye yaranmak gibi bir derdim yok diyeceksiniz” ama ‘Yalaka’ ve yandaş ilan edildiniz. Bunlar sizi nasıl etkiliyor?

Lafa bakarım laf mı diye, söyleyene bakarım adam mı diye. Benim yalaka olmadığımı herkes biliyor. En iyi de iktidar partisi biliyor. Yandaş olsaydım, yalaka olsaydım bana başkaları üzerinden baskı yapılmasına gerek kalmazdı herhalde. Bakın Alev Hanım, tartışmanın yanlış yerinde duruyor herkes. Ortada yolsuzluk iddiaları varken, resmi dinlemeler varken, sahibi bile olmayan bir medya grubu oluşturulurken, bu yolla medya sahibi olan biri ‘’Bu milletin a.ına koyacağız’’ derken bunu tartışan konuşan yok. Bu lafı ben etseydim ne olurdu onu bir düşünün. Adam gazete ortağı oluyor ve ilk lafı ‘’Milletin bilmem neresine koymak’’ oluyor ve kimse bu adam ne diyor demiyor. Herhalde hoşlarına gidecek bunun yapılması. Bekliyorlar koysun diye. Biz tartışılıyoruz. Bu konuşulmuyor.

“BU MİLLETİN A.INA KOYACAĞIZ’’ DİYENLER TARTIŞILMIYOR

En çok ne zorunuza gidiyor?

Az önce söylediğiniz şey.

“MAĞDURİYETİM GAZETEMİZE EL KONULMASIYLA BAŞLADI”

Gezi süreciyle mi başladı asıl mağduriyetiniz aslında?

Benim mağduriyetim 2007 Nisanı’nda başladı. Başında olduğum gazeteye haksız hukuksuz biçimde el koyulmasıyla. Gezi ise son dönemde hakkımda yaratılmak istenen algıyla ilgili olarak sıkıntı yarattı.

“ELBETTE HATALARIM OLDU”

Süreçte hata yaptığınızı düşünüyor musunuz?

Yapmışımdır mutlaka. İktidar tarafı da bana kızdı o süreçte muhalefet tarafı da. Aslında yine kimse gerçekleri hatırlamak istemiyor ya da gerçeklere konsantre değil. Başbakan beni Gezi’yi başlatmakla suçluyor mesela. Gezi’nin ilk iki gününde hep oradaydım. Sonra o çadırların yakılması olayı patladı. Ben de o günlerde Gezi’de mücadele eden Sırrı Süreyya Önder’i Teke Tek’e çıkardım. Olayı anlattı ve o programdan sonra Gezi Olayı büyük bir işe dönüştü. Ardından da Başbakan’la yaptığım program geldi.

“ŞİMDİ OLSA BAŞBAKAN’LA O PROGRAMI YAPMAZDIM”

Şimdi Gezi olsaydı tavrınız yine aynı mı olurdu?

Hayır, aynı olmazdı. Başbakan’la o programı yapmazdım. Çünkü o program ya öyle olurdu ya da olmazdı. Ben ne yapsam aleyhime bir sonuç çıkacağı ortadaydı. Ben yine de deli cesaretiyle o programa çıktım ve yaptım. Kimse daha iyisini yapamazdı.

O süreçte en büyük tepkiyi Başbakan Erdoğan’ın Teke Tek programınıza katıldığında aldınız, en sert muhalefet ise işin aslı eşinizden geldi, hem de twitter üzerinden; Erdoğan’ın alkol sözlerine, eşiniz sosyal medyadan bir fotoğraf paylaşıp “İçiyorsam sana ne diyerek” gösterdi. Sonrasında konuştunuz mu?

Eşim harika bir insandır ve tepkisini bu şekilde gösterdiği için onu kutlamak gerekir. O gün o twiti program sırasında attı. Hangi kadın eşi Başbakan’ın karşısındayken böyle bir şey yapabilir? Ben programda Başbakan’a kibarca “İçen içer size ne bize ne’’ dedim ama Hande, bunu çok daha anlaşılabilir şekilde anlattı. Eşi benim konumumdayken bunu yapabilen kadına sadece saygı duyulur. Ben de duyuyorum. Ama o gün değil tanıdığım günden beri duyuyorum böyle birisi olduğu için. Konuştuk tabii. Eline sağlık dedim. Ama bazıları twitter üzerinden eşime olmadık tavsiyelerde bulundular. Onların birini bulsam gerçekten dövmek isterim.

Eşiniz de size tepki gösterdi mi program sonrası?

Tabii ki gösterdi.

“O PROGRAM ETİK OLMADI”
O program mesleki açıdan çok kötü olmadı mı sizce?
Oldu elbette. Bana göreyse çok iyi iş çıkardım. Birincisi o programı yapma talebi benden gelmedi. Başbakan Teke Tek’e çıkmak istemiş. Lütfullah Göktaş arayıp ‘’Başbakan Teke Tek’e çıkmak istiyor’’ dedi. Benim böyle bir davetim olmadığını söyledi. ‘’Biliyorum ama sana çıkmak istiyor’’ dedi. Ya bırakıp kaçacaktım, ya da yapılabileceğimin en iyisini yapacaktım. Yapmayı tercih ettim. Açıkçası Başbakan’ın ekrana çıkıp yatıştırıcı bir tutum alacağını umuyordum. Ama tam tersini yaptı. Program aslında ilk soruda bitti. Ben Başbakan’a ‘’Siz her şeyi halka dayanarak yapan, anketlere bakarak tavır alan bir lider olarak biliniyorsunuz. Şu Kışla işini de halka sorsanız. En azından İstanbul halkına sorsanız’’ diye başladım. ‘’Ecdadımızın eserini ihya etmek için halka mı soracağız’’ diye gürlediği anda program zaten bitti. Sonra aramızda bir alkolik tartışması yaşandı. Başbakan bunun üzerine programı bitirmek istedi. Mecburen bir reklâm arası verdik. Sonra devam ettik.

“BANA KÜFREDENLER BAŞBAKAN’IN YANINDA SÜT DÖKMÜŞ KEDİ GİBİLER”

En iyisini yaptım nasıl diyorsunuz?

O programda konuşulan her şey bugün malzemedir. Ben her şeyi sordum ama kimse onları görmüyor. Gözlerinden ateş fışkıran bir Başbakan’ın gözünün içine bakarak ‘’İki ayyaştan kastınız Atatürk ve İnönü mü’’ dedim. ‘’Değil’’ dedi. ‘’Atatürk Kültür Merkezini Atatürk adına alerjiniz olduğu için mi yıkmak istiyorsunuz’’ dedim. ‘’Yenisini yapacağız ve adı yine Atatürk olacak’’ dedi. ‘’Her içki içene alkolik diyemezsiniz’’ dedim. ‘’Partinize oy verenler arasında içki içenler var onlara da alkolik diyorsunuz’’ dedim. ‘’Bize oy verenler hariç’’ gibi tarihi bir yanıt verdi. Alev Hanım bakın benim işim orada Başbakan’ı dövmek değil, gerçek fikirlerini ortaya çıkarmaya çalışmaktı ve bunu da başardım. Bugün hala muhalefet tarafından kullanılan pek çok şey o programdan çıktı. Mesela Başbakan’ın Dolmabahçe’deki odasından vapurdan inenlere bakıp kızlı erkekli inenlerden rahatsız olduğunu o gün öğrendik. Ve daha pek çok şeyi. Şunu da unutmayın bana küfür edenler daha sonra Başbakan’la karşılıklı görüşme fırsatı buldular. Orda nasıl oturduklarını nasıl sus pus olduklarını bazılarının nasıl yalakalık yaptıklarını hepimiz gördük.

“MUHALEFET LİDERİ OLMAM İSTENDİ”

Daha sert daha herkesin beklediği Fatih Altaylı olsaydınız programda kimse size bir şey diyemezdi herhalde?

Ben bu işi kimse bana bir şey demesin diye yapmıyorum. Ayrıca da ben ne yapsam birileri bir şey diyor. O programda benden beklenen Türkiye’de olmayan muhalefet lideri olmamdı. Farkındayım. Hatta birisi ‘’Bir dağıtsaydın Başbakanı de gelip seni omuzlarda Gezi’ye taşısaydık’’ dedi program sonrası beni eleştirirken. Bakın orda insanın aklında kırk şey var. Başbakan’ı öfkesini görüyordum. Orda bazılarının beklediği gibi davransam ve ardından Başbakan o öfkeyle bir operasyon başlatsa, insanlar ölse, olaylar çıksa ne olurdu. Beni eleştirenler bu sefer de ‘’Altaylı tahrik etti bunca insan öldü. Bir program için buna değer miydi, “Altaylı ucuz kahraman olacak diye Türkiye karıştı’’ demeyecekler miydi? Üzerimde bunun vicdani yükünü taşıyabilir miydi? Şimdi en azından sadece kendimle ilgili bir şeyi taşıyorum.

“GAZETECİ TASMASIZ OLMAZ”

Herkes bana vuruyor “Ulan anlatırım her şeyi herkes benimle yuvarlanır” dediğiniz oluyor mu hiç?

Tabii ki olmuyor. İnsanların yaşama içgüdüleri var, hayatı devam ettirme içgüdüleri var. Uçak kazasında dağa düşüp yaşamak için arkadaşlarını yemek zorunda kaldılar. Birkaç gün önce tekneyle okyanusta kaybolan ve ölen arkadaşını yiyerek hayatta kalan bir balıkçının hikâyesi vardı gazetelerde. Hayatta kalma mücadelesi veren insanlar var. Onlara niye kötülük yapayım. Ama bugünlerde yaşadıklarımı bir gün yazacağım. İleride. Herkes bilsin, deneyim sahibi olsun diye. Bir daha kimse kimseye bunları yaşatmasın diye. Türkiye bir demokrasi olabilsin diye yazacağım.

“TASMAM YOK, SOKAK KÖPEĞİYİM”
Başbakan Erdoğan’ın “Tasmalı gazeteciler” ifadesi vardı? Bu ifadeye bir gazeteci olarak tepkiniz ne olmuştu?

Başbakan haklı. Ama Başbakan’ın kızdığı tasması kendi elinde olmayanlar. Gazeteci tasmasız olmalı. Bakın benim tasmam yok. Bu yüzden beni koruyan bir sahibim de yok. Ben sokak köpeğiyim. O yüzden herkes tekme atma hakkını görüyor kendinde. Bir gün araba da çarpar belki.

“BENİ KORUYAN SAHİBİM YOK”

Habertürk iktidara yakın mı? Mesela Yiğit Bulut’un bir dönem orada Genel Yayın Yönetmeni olması onun gazetecilik yeteneğinden mi kaynaklandı yoksa iktidara çok yakın bir isim olmasından mı?

Yiğit Bulut’un bizim oraya gelmesi Turgay Bey’in bir ekonomi kanalı kurmak istemesi sonucu oldu. O sırada Yiğit CNN’de Enis Berberoğlu ile bir ekonomi programı yapıyordu. Yiğit bize geldiğinde AKP’ye yakın falan da değildi. Daha çok ulusalcı olarak biliniyordu. Hatta Ergenekon’dan içeri atılacak diye yazılar yazılıyordu. Sonra dönüşüm geçirdi. Yani biz iktidara yakın birini almadık. Tam aksine iktidara çok uzaktı biz aldığımız zaman. Sonrasında iktidar sever oldu Yiğit. Bu suçlamanız doğru olsa hala bizde olurdu. İktidara bu kadar yakın birinin görevine son verebilmiş bir başka grup var mı Türkiye’de.

Erdoğan’ın Fatih Saraç’ı arayıp bir alt yazıya müdahalesinin etmesi ortaya çıkması kurum içinde nasıl yorumlandı, özellikle yöneticiler arasında?

Kurum adına herhangi bir şeye yanıt verme yetkim olduğunu düşünmüyorum.

“BASIN ÖZGÜR DEĞİL”

Türkiye’de şu an basın özgürlüğü olduğunu düşünüyor musunuz?

Türkiye Mars’ta üs kurmaya ne kadar yakınsa basın özgürlüğüne de o kadar yakındır.

Basın özgürlüğünün olmadığının iddia edildiği  bir ülkede bir gazetenin genel yayın yönetmeni olmak ne kadar önemli?

Basın özgürlüğü olan bir ülkede genel yayın yönetmeni olmaktan çok daha önemli. Bakın çok daha keyifli demiyorum. Çok daha önemli.

Medyanın en büyük problemi ne?

Türkiye.

Sansür uyguluyor musunuz kendinize ve hatta gazetenize?

Yanıtını bildiğiniz soruları niye soruyorsunuz? Bunu bana değil tüm medyaya sormak lazım. Aynı anda yanıt verelim. Tabii samimi yanıt verirler mi bilmiyorum.

“KENDİ ADIMA HİÇ BİR KORKUM YOK”

Korkarak gazetecilik yapılır mı bir ülkede ve hiç korktuğunuz oluyor mu?

Kendi adıma korkmuyorum hiçbir şeyden.

Sizce Türkiye’de hala gazetecilik yapılıyor mu?

Yine yanıtını bildiğiniz ve benim başından beri yanıtını verdiğim bir soru. Yapabildiğimiz kadarını yapma mücadelesi veriyoruz.

“BEN SÜPERMAN DEĞİLİM”

En çok ne zorunuza gidiyor?
Baktığım zaman tüm olup bitenler zoruma gidiyor. Çünkü buradaki bütün çalışanlar benim burada nasıl bir duruş sergilemeye çalıştığımı biliyor. Bugün Türkiye özgür gazetecilik yapıyorum diyen yalan söyler. Çünkü öyle bir özgürlük yok.

“GÖNÜLLÜ ŞEREFSİZLİK DEĞİL, ZORUNLU ŞEREFSİZLİK”

Sloganınız “gücü özgürlüğünde” ama.
Bakın Türkiye’de kim olabildiğince özgürüz diyorsa o yalan söylüyordur ama biz elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz. TÜSİAD’a Başbakan hain dedikten sonra yazı yazıp tepki gösterdim çünkü bu doğru değildi. Birisi de çıkıp keşke benim için bu yazıyı yazsa ben süperman miyim? Türkiye’de her şeyi nasıl tek başıma yapayım. Yapabileceklerimin sanırı var. Eğer Türk medyasındaki bir kısım insanlar bugün şerefsiz konumuna düşürüldü ise bu gönüllü bir şerefsizlik değildir. Zorunlu bir şerefsizliktir.

“TÜRKİYE’NİN ÇİVİSİ ÇIKMADI ÇÜNKÜ ÇİVİ KALMADI”

İktidar ve cemaat arasındaki bu savaş bitmez mi ya da ne zaman biter size göre?
Bu kardeş savaşı falan diyorlar, bakın Suriye’de kardeşler birbirinin kafasını kesiyor. Daha da büyüyor bu kavga diye düşünüyorum. Bakın Türkiye’nin zaman zaman çivisinin çıktığı oldu ama genelde bir ya da iki çivi çıkıyordu, şimdi Türkiye’de çivi kalmadı. İskeleti birbirine bağlayan bütün çiviler çöktü. Darmadağın olduk.
Kazanan ya da kaybeden kim olur?
Türkiye kaybediyor görmüyor musunuz? Kim kaybetsin başka. Bakın Türkiye ciddi bir Ortadoğu ülkesi haline geldi. Bu kadar Ortadoğu ülkesi olursanız Ortadoğu’nun kaderini paylaşırsınız.
Habertürk Genel Yayın Yönetmeni değil de vatandaş Fatih Altaylı’ya soruyorum: Oyunuz seçimlerde AK Parti’ye mi?
Niye AK Parti’ye vereyim? Ben hayatımda hiç AK Parti’ye oy vermedim ki.
Destekliyordunuz ama?
Bakın ben sizin ideolojinize katılmayabilirim ancak kıyafetiniz, çantanız şık diyebilirim. Röportajlarınız da güzel diyebilirim ama bu sizinle aynı ideolojide olmamı gerektirmez. Ben Türkiye’nin böyle yönetilebileceğini düşünmüyorum. Ben Türkiye’nin böyle gidebileceğini düşünmüyorum ben hayatıma müdahale edene nasıl tahammül edebilirim?

“BEN BİR GEZİCİYİM, GEZİ KARŞITI DEĞİL”

Geziciler gibi konuştunuz…
Ben zaten Geziciyim. Benim tüm ailem oradaydı ve ben de ilk 3 gün oradaydım. Sonrasında gidemedim. Gezi’de kimse yokken Sırrı Süreyya ile ben vardım.

“TEK KORKUM EŞİM VE KIZIMIN BANA İNAÇLARINI YİTİRECEK OLMASI OLUR”

Korkuyor musunuz hiç daha beteri de olabilir diye?
Hayır, neden korkacakmışım? Ne olursa olsun. Benim tek korkum var; o da eşim ve kızımla sorun yaşamak. Onların benim namus ve ahlakımdan şüphe duyar hale gelmeleri, gerisi faso, fiso… Eşim ve ailemden biri benim ahlakımı sorgularsa o zaman biterim ben.

“EŞİM VE AİLEM AHLAKMI SORGULARSA BİTERİM”

Şu anda sizin yanınızda ama değil mi?
Ben ne yaşıyorsam o da şu an benimle yaşıyor. Benim telefonda delirdiğim anlarda en fazla eşim yanımda.
Ya kızınız?
Kızım  gayet makul bir şekilde davranıyor. Son zamanlarda dünyanın en akıllı kızı olduğunu düşünüyorum. Gayet aklı başında laflar ediyor.
Bir medya mensubu olmasını ister misiniz ileride?
Asla yanından bile geçmesin. Kesinlikle.
Sosyal paylaşım sitesindeki Alo Fatih’i de sorayım twitterdan takip ediyor musunuz? Epeyce ses kayıtlarını ti’ye alınıyor orada?
Arada bakıyorum hem gülüyorum hem de üzülüyorum çünkü o Fatih’i ben sanıyorlar. Ama ne yazık ki ben değilim.
Röportajın sonlarına gelirken sormadan edemeyeceğim. Fatih Saraç’ın burada olmasından rahatsız mısınız?
Siz benim yerimde olsaydınız olur muydunuz? Gönderme yetkim mi var? Benden künyede bile üstlerde. Yönetim kurulu üyesi. Benim yapabileceğim bir şey yok. Ama Turgay Ciner bence medyadaki en iyi medya patronlarından biri. Zaten 2 tane iyi medya patronu var.
Diğeri kim?
Aydın Doğan…

“TURGAY CİNER VE AYDIN DOĞAN VAR EN İYİ MEDYA PATRONLARI”

Kavgalıydınız sanırım?
Kavgalı olmam onun iyi bir medya patronu olmasına engel mi, Ne olursa olsun hatalarıyla, günahlarıyla yine de çok iyi bir medya patronu. En azından ayakta kalmaya çalışıyor.

“KENDİMİ TECAVÜZE UĞRAMIŞ GİBİ HİSSEDİYORUM”

Son olarak sizin köşenize ait olan o ne zaman adam oluruz bölümü var ya. Bana özel bugün bir şey söyleseniz! “Ne zaman adam oluruz” diye sorsam size?
Yaşananları gördükçe adam olmakla ilgili o köşeyi kaldırmayı düşünüyorum. Çünkü adam olmanın  çok uzağındayız. O kadar üzülüyor ve sinirleniyorum ki. Tecavüze uğrayanın tek suçlu gösterildiği ülke burası. Fatih Altaylı tecavüze uğradı kardeşim. Tecavüze uğradım ve suçlu gösteriliyorum. Birileri benim gazeteciliğime tecavüz ediyor, benim gazeteciliğimi beceriyor ve ben suçlu oluyorum. Bu gazete kapatılsa çok mu memnun olacaklar?
Bu yoğunlukta bana vakit ayırdınız. Size ne kadar teşekkür etsem azdır. Dilerim bu zor günleri atlatırsınız hem de en kısa zamanda. 

 

Reklamlar