Etiketler

, , , ,

A.HakanBir “acziyet itirafıdır”
paralel devlet.
*
Koca ülkeyi 11 yıl boyunca yönettikleri halde “savcım çete olmuş, polisim çete olmuş, biz de seyretmişiz” türü bir acziyetin itirafıdır.
“Şu anda bu ülkenin vatandaşları, bu ülkenin mahkemelerine güvenecek mi, güvenmeyecek mi?” sorusuna doğru dürüst cevap verememe acziyetinin itirafıdır.
Yönettikleri devlette atılan her adımın, vatandaşlar tarafından “acaba hükümetin işi mi, Cemaat’in işi mi” diye karşılandığı gerçeğinin itirafıdır.
*
Bir “çıkmazın itirafıdır”
paralel devlet.
*
Günde en az 40 kere şikâyet ettikleri halde, binlerce bürokratı oradan alıp buraya vermek dışında ellerinden hiçbir şeyin gelmediğinin itirafıdır.
Somut bir tek kanıt ortaya koyamamanın, bir dosya açamamanın, hukuki bir yol bulamamanın itirafıdır.
Sızlanmak ve tehditler savurmak dışında hiçbir şey yapamamanın itirafıdır.
Bir büyük açmazın, bir muazzam çıkmazın itirafıdır.
*
Bir itiraftır paralel devlet.
*
“İşime gelince kullandım, ucu bana dokununca aslan kesildim” itirafıdır.
“Yönetemedim, beceremedim” itirafıdır.
“Kendim besledim, kendim büyüttüm, kendim sızlanmaya başladım” itirafıdır.
“Ne yapacağımı bilemiyorum” itirafıdır.
“İstikrar vaat ettim, fetret devrine neden oldum” itirafıdır.
*
Kısacası…
Tepeden tırnağa, baştan sona, yukarıdan aşağıya…
Tarihte eşi görülmemiş bir büyük itiraftır paralel devlet.

‘AB ikna oldu’ demeleri iyidir
“Avrupa Birliği ikna oldu” falan diyorlar ya…
Bence bırakalım desinler.
*
Son tahlilde…
Türkiye’nin Avrupa Birliği yörüngesinden çıkmaması gerektiğinin bir kabulüdür bu…
*
Düşünsenize:
Ya “AB ikna olmadı” sonucuna varsaydılar?
*
İkna olmayan, kendileri gibi konuşmayan, kendileri gibi düşünmeyen herkese yaptıklarını AB’ye de yapmazlar mıydı?
“Eyyy AB” diye başlayan bir nutuk ve yönün AB dışına çevrilmesi…
Hafazanallah! Hafazanallah!
*
“Avrupa Birliği ikna oldu” falan diyorlar ya…
Hiç ses etmeyelim.
Hep beraber “tabii tabii” diyelim de AB’den kopmasınlar, elimizde bir “standart” kalsın bari.

Ah ulan Reza

Bİze seni “Ebru Gündeş’in mahcup eşi” diye tanıttılar.
Bize seni “hayır hasenat seven bir işadamı” diye tanıttılar.
Bize seni “şarkı sözü yazan romantik delikanlı” diye tanıttılar.
*
29 yaşında paraya para, jete jet, yalıya yalı, tekneye tekne, çantaya çanta demeyen halinle…
“Var bu işte bir iş” diyorduk ama bu kadarını beklemiyorduk.
*
Meğer…
– Külçe külçe altınlarla İran’a hayat suyu olurken yolunu da buluyormuşsun.
– İran’daki ortağınla kaynağı kuşkulu paranı aklıyormuşsun.
– Bakanların aklını paralarınla çeliyormuşsun.
– Jetle umreye yetkili gönderme türü kıyaklar geçiyormuşsun.
– Pahalı saatler armağan ediyormuşsun.
– Çantalarla paraları ofislere servis ediyormuşsun.
*
Ve bunlar bir şey değilmiş.
Öğrendik ki:
Bir de Suudi Arabistan’ın Amerika Elçisi’ne suikast düzenleme işine finansörlük yapıyormuşsun.
*
Yok, yok.
“Feteraller” değil bu son iddiayı ortaya çıkaran.
İddianın bir tarafından gayrimilli FBI var, diğer tarafında tam milli MİT var.
Yani FBI ile MİT’in ortak iddiası bu…
Ama sen yine de “KAHROLASI FEDERALLER” diyebilirsin.

Ahmet Hakan——-

Bugünler daha iyi günlerimiz, daha çok çekeceğimiz var… 

Kürsiye her çıktığınızda herkes ama herkes, “Acaba bugün kim ‘günün haini’ ilan
edilecek?”
 diye bir meraklanıyorsa…

Yanınızda yörenizde, “Sayın Başbakanım biraz tansiyonu düşürseniz, biraz
gülümseseniz, biraz rahatlasanız, biraz rahatlatsanız” deme cüretini
gösterebilecek tek bir kişi bile kalmamışsa…

Etrafınız, “En doğrusunu, en güzelini, en iyisini siz bilirsiniz efendim
diyenlerle çevriliyse…

Milletvekilleriniz, “Ölümüne biat, ölümüne itaat” diye haykırıyorsa…

“Siz direttikçe, siz aksileştikçe, siz rahatlamadıkça, siz rahatlatmadıkça
piyasa çöküyor, dolar alıp başını gidiyor, felaket yaklaşıyor… Biraz sakin,
lütfen biraz sakin…” demek bile basbayağı bir cesaret işi haline gelmişse…

Partinizden herhangi biri olanca iyi niyetiyle, “Nereye gidiyoruz böyle?
Neresinden tutsak elimizde kalıyor. Buna bir dur denmesi gerekmiyor mu?”
diyemiyorsa… Ya da dediği anda “Vay hain vay”
 diye karşılanması
kaçınılmazsa…

Sözde özerk Merkez Bankası Başkanı bile, “Ne yaparsam memleketin hayrına bir iş
yapmış olurum” demek yerine, “Ne yaparsam Başbakanımın gözüne girerim” diye
düşünerek iş tutuyorsa…

Parti içinden, “Tamam, Başbakanımızı kimselere yedirmeyelim, ama Başbakanımız da
memleketi yenilecek bir lokma haline getirmemek için adımlar atsın” diye minik
bir çıkış yapmak, belayı bulmak ile eşanlamlı hale geldiyse…

Meclis’te uçan tekme atmak, yumruk sallamak bir tür “Başbakan’a sadakat”in
ölçüsü haline gelmişse…

Her gün ama her gün, “işler toparlanınca kendilerinden intikam alınacak kişi ve
kuruluşlar”
 listesi hazırlanıyor, her geçen gün listeye yeni kişi ve kuruluşlar
ekleniyor ve söz konusu liste her geçen gün daha da kabarıyorsa…

“Ortak akıl” gitmiş, yerine “tek akıl” gelmişse…

En kibar, en nazik, en kızdırmayacak, en alttan alıcı, en diklenmeyen, en küçük,
en hafif, en dengeli uyarı karşısında bile, “Ey TÜSİAD! Sen de hainsin oğlum!
Seni de yazdım bir kenara” deniliyorsa…

Bunlar daha iyi günlerimiz demektir. Ve daha çok çekeceğimiz var demektir.

Reklamlar