Etiketler

, , , , , , ,

Ali Ünalİlk defa büyük Şafî âlimi Ebu Şame tarafından Haşhaşîler olarak adlandırılan terör şebekesinin kurucusu Hasan Sabbah, Şiîliğin merkezlerinden Kum’da doğdu.

İran’ın resmî mezhebi 12 İmam Şiîliği’ne bağlı iken, Rey’e (şimdiki Tahran) geldi. Burada bir diğer Şiî mezhebi İsmailîler ve Karmatîler oldukça faaldi. İsmailîliği Pers milliyetçiliği ve Zerdüştlük’le birleştiren ve Mekke’yi yağmalayıp, Hacerü’l-Esved’i çalan Karmatîler, Kûfe’de kurdukları terör merkezinden Abbasî hilâfetine karşı savaş veren terörist bir gruptu.

Hasan Sabbah, Rey’de İsmailî tesir altında Mısır’da İsmailî mezhebine bağlı Fatımî Devleti halifesi el-Mustansır’a biat etti.

Hasan Sabbah, İsfahan merkezli kurduğu gizli örgütünü bilâhare kuzey-batı İran’da Elburz dağlarında Alamut kalesine taşıdı. Örgütüne, bazı kaynaklara göre müridlerine afyon çektirip, onları bir tür “cennet”e ulaştırdıktan sonra yeniden dünyaya döndürdüğü için Haşhaşîler, bazı kaynaklara göre ise “katil sürüleri” manâsında “Asasin” denmiştir.

Hiyerarşik bir yapılanma içindeki örgütün tepesinde “En Büyük Dâî (Davetçi)” olarak Hasan Sabbah, onun altında Dâîler, onların altında Refikler (Yoldaşlar), onların altında da Fedaîler bulunuyordu. Örgüt üyeleri, bilhassa Fedaîler, hem mezhebî eğitim, hem de yakın dövüş ve suikastla öldürme eğitimi alıyorlardı. Kurbanlarını genellikle ucunda zehir bulunan hançerle öldürürlerdi. Cinayeti açık alanda işler ve böylece her tarafa korku salma gayesi güderlerdi.

Bu dönemde İslâm dünyası, Haçlı seferleriyle sarsılıyordu. Selçuklular ve Sultan Selâhaddin Haçlılara karşı mücadele verirken, Karmatî, İsmailî, Haşhaşî terörü, bütünüyle Selçuklulara ve Sultan Selâhaddin’e yönelmişti ve Selâhaddin, iki defa bunların suikast teşebbüsünden kurtulmuştu.

Bugün Türkiye’de olup bitenleri anlamada önemli ipuçlarından biri, her zaman Türkiye ile rekabet halinde bulunmuş olan İran’la girilen âdeta karşılıksız aşk münasebetidir.

İran, şu anda II. Bayezit’in saltanatının son dönemlerinde olduğu ölçüde denecek derecede Türkiye’de nüfuz sahibidir.

İran’ın Ankara Büyükelçisi Bikdelî, MİT ile İran gizli servisinin çok yakın ilişkide olduğunu söylemiştir.

Suriye’deki politikalarımız, tamamen İran lehine olarak gelişmiş ve bölgede etkimiz nerdeyse sıfırlanmıştır.

Bu politikaların bir diğer boyutu, Suriye’de el-Kaide’ye yapıldığı iddia edilen yardımlardır. Bu sütunda daha önce yer verildiği üzere, Amerikalı yazar Ralph Schoenman’ın 1992’de yayımlanan Siyonizm’in Gizli Tarihi kitabında, Suriye’nin dörde bölünmesinin İsrail’in kesin planları içinde bulunduğu ve dört devletten ikisinin birbirine düşman Sünnî devlet olacağı ifade edilmektedir.

El-Kaide, bu devletlerden birini kurmaya çalışmaktadır ve korkarım ki, eylemleriyle İsrail’in Suriye’ye doğru harekâtına zemin hazırlayacaktır.

El-Kaide, Mahir Kaynak’a göre “Amerikan operasyonlarının kod adı,” pek çok araştırmacıya göre, CIA ve İngiliz gizli servisi MI5’in “gizli terörist ordusu”dur.

ABD’de Neo-Conların liderlerinden olan Cheney’in yakın dostu Yasin al-Kadı’nın da el-Kaide finansörlerinden olduğu iddialar arasındadır.

CIA ve MI5 el-Kaide’yi kullanırken, ABD, el-Kaide ile iş tutan ülkeleri cezalandırmak gibi bir politika izleyerek, el-Kaide’yi iki defa kullanmış olmaktadır.

Sivil yardım kuruluşları topladıkları yardımları bazı siyasi hedefler adına kullanılma izlenimi verecek davranışlardan kaçındıkları takdirde yardım kuruluşu olarak kalabilecek yoksa üzerlerine çektikleri şüphelerle kendi fonksiyonlarını kendileri bitirmiş olacaktır.

20 Ocak 2014 ALİ ÜNAL / ZAMAN
Reklamlar