Etiketler

, , , , , ,

Mehmet KamışMehmet Akif’ten birkaç satır şiir, biraz Fatih Sultan destanı, bol imam-hatip söylemi, çokça uluslararası komplo ve Türkiye’nin büyük devlet olmasını istemeyen dış güçler nakaratı…

Bol dini cümle ve ‘biz şu binaları yaptık’ söylemi, Türkiye’nin pupa yelken yol aldığı güvenlikçi ve baskıcı konsepti gizlemeye yeter mi? Dün Taraf gazetesinde yayımlanan belgeler, AK Parti’nin gelinen noktada eski devleti kendisine bire bir modellediğini göstermesi açısından son derece önemliydi. Son iki yıldır savrula savrula çığırından çıkan bir parti haline geldi AK Parti. 80’li-90’lı yılların güvenlik öncelikli devletine yeniden dönüştü yaşananlar… Suçu olsun olmasın herkesin fişlendiği, herkesin tasnif edildiği, bu fişlemelerin ihtiyaç duyulduğu zaman yürürlüğe konulduğu bir ülke haline geldik. Fişlenme için herhangi bir kıstas ve ölçü de yok. Dindar olman, lâ dini olman, solcu, sağcı olman da fark etmiyor.

Zannedilmesin ki AK Parti bu duruma, şu son yolsuzluk operasyonlarından sonra geldi. Yolsuzluk operasyonları sadece gizli ve sessiz yürütülen bu politikaların üzerindeki perdeyi kaldırmış oldu. Başbakan ve danışmanları, biraz daha uzun süreye yayarak yapmak istedikleri işleri, yolsuzluk iddiaları ortaya çıkınca biraz daha öne almış oldular sadece. Yolsuzluk iddiaları gündeme gelince, üretilmiş algılarla; düşman olarak hedefe koyduklarına karşı hiçbir etik değer tanımadan savaşa tutuştular. 28 Şubat sürecinde Peygamberimiz’e (sas) ağır hakaretlerle dolu bir rapor hazırlayan polis şefi Cevdet Saral’ın iddialarını Hizmet aleyhinde diye gazetelerinde manşete çıkardılar. Bugün AK Parti’nin laf ve sözde kalan beyanlarından başka fiilen savunduğu hiçbir etik değer kalmamış durumda. Ne demokrasi, ne insan hakları, ne şeffaflık, ne hukuk ne de İslamî kriterler… Cümlelere sığdırılan sözler kimseyi kandırmasın, ortaya çıkan belgeler gösteriyor ki bütün dinî cemaatler tek tek fişleniyor. Söz dinlemediği düşünülen cemaatlerle, hiçbir ilke tanımadan amansız bir mücadele içine giriliyor. Yalan söylememek, rüşvete bulaşmamış olmak, yolsuzlukla anılmamak ya da bunlardan arınmak gibi ilkeleri artık görmüyoruz. Öyle ya, reel hiçbir somut bilgiye ve belgeye dayanmaksızın kendi dümen suyuna girmediği için bir kısım Müslümanları İsrail uşaklığıyla, uluslararası güç merkezlerinin oyuncağı olmakla suçlamak hangi ilke ile bağdaşabilir? Bir Müslüman’a münafık anlamına gelecek şekilde İsrail uşağı demek, eğer yalansa söyleyeni aynı mertebeye düşürmez mi? Bu sözler hiçbir delile, hiçbir kaynağa dayanmadan sadece siyaseten önünde engel gördüklerinize pervasızca söylenemez. Söylerseniz Allah katında bunun faturasını ödersiniz.

Türkiye fena halde savruluyor. 10 yılda sivil vatandaşlar olarak elde ettiğimiz bütün kazanımlar büyük bir tehdit altında. Korkarım yeni Türkiye denen bu zihniyetle 90’lı yılların güvenlikçi ama güvensiz ülkesine dönme riski taşıyoruz. Önceki gün Bağcılar’da otopark kavgasından dolayı 4 kişi öldü. Rivayete göre haraç isteyenler ile vermek istemeyenlerin kavgasında gencecik çocuklar toprak altına girdi. 90’lı yıllara ait bu tür haberleri ne zamandır okumuyorduk. Kapkaç çeteleri, faili meçhul cinayetler, mafyatik çatışmalar ne kadar çok konuştuğumuz konular arasındaydı. Hepsi birer birer gündemimizden kalkmıştı. Ama korkarım ki eski devlet bugün AK Parti’yi ele geçirmiş görünüyor. İlk tasfiyelerini de partinin içinde yaptı ve yapmaya devam ediyor. Partiyi parti yapan ve bugüne getiren isimler ise birer ikişer ya savundukları değerleri bırakıyor ya da daha önce yaptıkları görevleri…

18 Ocak 2014 MEHMET KAMIŞ / ZAMAN
Reklamlar