Etiketler

, , , ,

ünalCumhuriyet tarihinin en çalışkan Başbakanını bu hale getirdiler ?

Recep Tayyip Erdoğan, hiç tereddütsüz 90 yıllık Cumhuriyet tarihinin en çalışkan Başbakanı olarak tarihe geçecek. Başladığı işi takip edip bitirmesi, Anadolu ile kurduğu güçlü bağı, ekibine hakimiyeti ve onları motive etmesi gibi pek çok konuda, bugüne kadar Başbakanlık koltuğuna oturan 25 isim içinde tartışmasız en tepede bulunuyor.

Erdoğan‘ın çalışkanlığında elbette tabandan gelen tek isim olmasının da payı var. Bugünlere önünü aça aça, engelleri aşa aşa geldi. Aynı mücadeleciliğini, hız kesmeden Başbakanlık koltuğuna oturduğunda da sürdürdü.

14 Mart 2003’te göreve başladığında Türkiye’de o zamana kadar hiç görülmemiş bir katılımla devlet mekanizmasını işletmeye başladı. Toplumu ilgilendiren konular gündeme geldiğinde en muhalif STK’lar bile işin içine dahil edildi. Adının anılmasından korkulan isimlerin konu ile ilgili görüşleri varsa bunların konuya müdahil olmaları sağlandı. Onlardan gelen görüş ve raporlara ayrı bir önem verildi.

Bu yönetim tarzı, 2006 sonuna kadar devam etti. Ardından Cumhuriyet mitinglerinin başlamasıyla oluşan kamplaşma döneminde bu toplumsal istişare mekanizması daraltıldı. 21 Temmuz 2007 seçimlerinin ardından yapılan meşhur balkon konuşması, yavaş yavaş unutuldu.

Kendine yakın grupların övgü dolu rapor ve sunumları her şeyin üstünde tutuldu. Ne de olsa AK Parti’nin oyları yüzde 35’ten 47’ye çıkmıştı. Seçmen desteğini vermişti. Bir dahaki seçimlere kadar kimsenin gereksiz görüş beyan etmesine ihtiyaç kalmamıştı.

12 Eylül 2010 referandumunda elde edilen yüzde 58’lik “Evet” sonucunun verdiği güç, Erdoğan liderliğindeki AK Parti iktidarına “muktedir” olmayı da sağladı. 12 Haziran 2011 seçimleri ise AK Parti’nin ve Başbakan Erdoğan‘ın ayaklarını yerden kesti.

Piyasa ekonomisi dili ile ifade etmek gerekirse, güçlü bir rakibin olmadığı pazarda tek üretim yapan firma olmak gibi bir ortam oluştu. AK Parti, rekabetçi bir piyasa olmadığı için ürününü geliştirme ihtiyacı duymadı.

Ne üretim yaparsa, ne üretirse satılmakta olduğunu gören AK Parti, eski ürün kalitesini bile devam ettirme gereği duymadı. Kar hırsına kapılan sanayici gibi, bu kez maliyeti düşürmek için kaliteden çalmaya başladı.

Sonunda 2013 model AK Parti ve Başbakan Erdoğan ortaya çıktı.

Erdoğan, milletvekilleri ile görüşmeyi bırakalı yıllar oldu. 2013’ten itibaren Bakanlar da yakın çevresine Başbakan’a ulaşamamaktan yakınmaya başladı.

Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, MİT Başkanı Hakan Fidan, şimdinin İçişleri Bakanı geçmişin Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala, Siyasi Başdanışman Yalçın Akdoğan, Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşarı Yusuf Tekin, Maliye Bakanlığı Müsteşarı Naci Ağbal ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal‘ın da aralarında bulunduğu iki elin parmakları sayısınca isimle ülkeyi yönetmeye başladı.

Bir dönem ufku açıldıkça açılan Türkiye gitti, yerine ufku daraldıkça daralan bir ülke geldi. Bu dar kadronun ülkeyi nereden nereye getirdiğini kafanızı kaldırıp baktığınızda göreceksiniz. Bir çevre ülkelerle olan ilişkilerimize, bir de içeride memleketin düşürüldüğü duruma bakın.

Türkiye hakkında dışarıda bir takım güçlerin hesapları yok mu elbette var. Bu hesaplar, bizim bu topraklara geldiğimiz 943 yıldan bu yana var.

Dış güçlerin hesapları AK Parti iktidara geldiği yıllarda yok mu idi. 10 yıl önce, 5 yıl önce? Hep vardı ve hep olacak.

Dışarıdakilerin hesaplarını bozmak, dün kol kola verdiğin insanları “ihanetle” suçlamakla olmaz. Bu masalları anlattıkça, bugün yanında duranlar, “Acaba ihanetle suçlanma sırası ne zaman bana gelecek?” demeye başlar.

8 ay sonra iktidarı bırakıp Çankaya Köşkü’ne çıkma planları yapan bir liderin partisini, kim ne diye “Erdoğansız” dizayn etmeye kalkışsın.

Japonya’da söylediği gibi, “yerel ve global bir güç olma iddiası bulunmayan” bir ülkenin liderine kim ne diye operasyon yapmaya kalkışsın.

Erdoğan, bugünlerde dün nasıl kandırıldığını anlatıyor. Yarın bugün nasıl kandırıldığın hep birlikte göreceğiz.

Ünal TANIK / Rotahaber

Reklamlar