Etiketler

, , , , ,

28 Şubatta MedyaYaklaşan 28 Şubat (jonturk.blogcu.com)

28 Şubat’a gelinmeden önceki süreçte yaşananlarla, bize şu günlerde yaşadığımız olaylar arasında paralellikler var hissi uyandııyor. Hepimizin malumu olan 28 Şubat darbesi günlerinde irtica ve Rehaf Partisi darbecilerin kullandığı en önemli argümandı. Darbe taraftarı gazetelerde silahlı adamlarla şeriat getirecekler diye makale yazan darbecilerin kullandığı köşe yazarları vardı. Kelli felli profesörler masa başı uyduruk araştırmalarla irtica çok güçlendi yarın bile kapınıza gelebilirler diye topluma korku salıyorlardı. Ortalıkta da bir sürü islamı temsil ettiğini söyleyen (aczimendi,hizbullah vs.) enteresan tipler dolanıyordu. (Hani bugün nerde aczimendiler?) Ve enteresan tiplerin kirli ilişkileri gösterilerek kara propaganda yapılıyordu. Amaçları bütün tarikat ve cemaatlerin hepsi bu kirli ilişkiler içinde yaşıyor havası oluşturmaktı.    28 Şubat Tvlerde yapılan darbenin asıl kahramanları tv programcılarıydı. Tv programcıları oluşturdukları irtica paranoyası ile toplumu yönlendiriyorlardı. Daha yeni işimden kovuldum diye ağlayan tv programcımız o günlerde kanaat önderi pek çok müslüman hocayı dilene dolamıştı. Ünlü tv programcılarımızın o günlerde yoğun baskıları sonucu intihar eden hoca bile olmuştu. Birçok kanaat önderi faili meçhul yapılmıştı.

Sonunda amacına ulaşan Darbeciler Rehaf Partisini iktidardan uzaklaştırıp zorlama koalisyonlara kavuşmuşlardı. Bu zorlama koalisyonlar ve Anasol-M hükümeti darbecilerin bir dediğini iki etmeyerek. 12 yaşından küçüklere kuran eğitimini yasaklamış ve çocukların kuranla olan ilişkilerini koparmışlardı. Ve bunun gibi bir çok acımasız ve izansız karara imza atarak islamsız bir Türkiye’ye kavuşmayı umuyorlardı.

Millet darbecilerin her yaptığını sineye çekip darbeciler ne derse biat ediyordu. Millet bu darbe severliğin faturasını ağır bir yoksullıkla ödemeye başlamıştı. Darbeci sevgilisi Anasol-M hükümeti anayasada yazılı olan sosyal devlet ilkesini hiç dikkate almıyor. Birçok insanı parasızlık dolayı tedavi bile ettirmeyip ölüme gönderebiliyorlardı. Atatürkçülüğüde kendilerine maske yapan darbeciler bankaları ve devlet kaynaklarını sömürerekten zenginleşiyorlardı. Bu yolsuzluklar sonucu halka daha ağır faturalar çıkıyordu. Türkiye uluslarası alanda dalga konusuydu.

Yaklaşan 2003 yılına doğru milletin büyük çoğunluğu kendini yoksullaştıran ve sömüren Anasol-M hükümetine sandıkta ağır bir darbe vurmuştu. Seçmenlerin bir kısmı da yanlış istikametden vazgeçmeyip hala Cem Uzan gibi tiplerin peşine koşuyordu.

Ak Parti hükümeti kurulmuş ve ezilen sömürülen millet kendini ifade edecek bir mecra bulmuştur. Recep Tayyip Erdoğan ve Ak Parti kısa zamanda önemli işler başarıp milletin sevgisini kazandılar. 2006 yılına gelindiğinde yapılan büyük çalışmalar cumhurbaşkanı, mahkemeler vs. gibi bürokratik engellerle durdurulma noktasına gelmişti. Yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimleri ve ortaya çıkan islama saygılı yürütme organı derinleri derin derin düşündürüyordu.

Ak Parti’nin karşısında hiçbir oyunu tutmayan derinler farklı taktikler üzerinde çalışmaya başlamışlardı. Yeni taktiklerin birinde zamanında en çok hakaret ettikleri Erbakan hoca’yı bile kullanmışlardı. Bazı islami grup(ki bunların içinde tamamen derinlere çalışanlarda var.) ve islamcı partileri Ak Parti’ye karşı cephe oluşturma cephe içerisinde görmeye başlamıştık. Birçok islamcı cemaat ve parti Ak Parti gitsinde kim gelirse gelsin akımına kapılmıştı. Derincilerin esas planı geride yavaş yavaş çalışıyordu. Ak Parti içindeki kendi adamlarınıda kullanaraktan M. Fethullah Gülen ve gönüllüler hareketine karşı amansız bir savaş başlatmışlardı. Konjoktüre göre kimi zaman Gönüllüler Hareketi kötü kimi zaman Ak Parti kötü taktiğiyle iki grubu birbirine düşürmeye çalışmaktalardı.

İrtica tehdidi unutulmuş hatta MGK’da tehdit olmaktan bile çıkmıştı. Derinciler artık irtica yerine cemaat tehlikesi diye bir şey uydurmuşlardı. 28 Şubat’ın gözde kelimesi irtica yerini cemaat kelimesine terketmişti. Atatürk adını kullanaraktan bankaları hortumlayanlar artık her olumsuz şeyde cemaat yaptı propagandası yapıyorlardı. Ergenekon ve Balyoz tutukluları bizi buraya cemaat attı deyip teröristleri de cemaatin kullandığı yalanını bile söylüyorlardı. Cemaat kelimesi artık öyle sihirli bir kelime haline gelmişti ki bir kadın ve erkek gayrı meşru ilişki içinde ifşa olsa hemen cemaat sihirli kelimesini kullanaraktan Gönüllüler Hareketini suçluyorlardı.

Her kötü işte cemaat sihirli kelimesini kullanaraktan kamoyu oluşturmaya çalışan derincilerin hedefinde sadece Gönüllüler Hareketi olmayıp 28 Şubat’da yarım kalan işlerini tamamlamak istemektedirler.

Ulusalcıları, ülkücüleri, pkk siyasetcilerinden sonra islamcı hareketi de kendi yanına çekmeye çalışan derinciler Gönüller Harekatını suçlu örgüt gibi göstermeye çalışaraktan kendi iktidarlarını hazırlıyorlar. Ak Parti içindeki derincilerde artık bütün işi gücü bırakıp cemaat sihirli kelimesini kullanaraktan Gönüllüler Hareketine büyük zararlar vermek istiyorlar.

Peki bundan sonra ne olacak?

Eğer Ak Partinin güçlü kişileri de cemaat sihirli kelimesine inanaraktan hareket etmeye başlarlarsa; kısa zamanda Ergenekoncular ve Balyozcular dışarı çıkıp tüm suçlarından aklanır. Bunu fırsat bilen derinciler cemaat sihirli kelimesini kullanaraktan Gönüllüler Hareketinden intikam almaya çalışırlar. Derincilerin dümenine girmiş Ak Parti’yi iyi günler beklemez. Yıllardır uğraştıkları fitne fesat tohumları yeşerip boy veren derinciler Ak Parti içinden koparacakları yeni grupla (ya da Ak Parti ile) zorlama koalisyon kurup yeni 28 Şubat icraatlerine imza atabilirler. Tabi ki bunların sonucunda millete gene fakirlik ve çile düşer. Kaybeden sadece Gönüllüler Hareketi olmaz tüm millet her şeyini kaybedebilir.

İkinci senaryomuz bu kadar karanlık ve karmaşık değil. Ak Parti dirayetli durursa 28 Şu bat özlemi çekenler çok net bir hüsrana uğrar. Kara propagandaya yenilmeyen Ak Parti milletini de ezdirmemiş olur.

Biten Ergenekon’un Ruhu İslamcı Medya’da Nasıl Dirildi? 2

 Nereden başlasak bilemiyoruz.?

28 Şubat kartel medyasına benzer bir tek seslilik havasının hakim medyamız şu günlerde bir sınavdan geçmektedir. Yapılan araştırmalarda medyaya güven 2007’den bu yana en düşük seviyeye gelmiş durumda. Günümüzün kartel medyası figürleri 1997’dekinden daha farklı. Tek tek sayacak olursak Sabah, Takvim, Yeni Şafak, Akit, Milat, Türkiye gazeteleri. Televizyon kanalları Atv, ahaber, tvnet, tv24, dosttv, kanal7, habertürk, ntv, ülketv ve trt kanalları. İnternet medyasından sayacak olursak rotahaber, ensonhaber, haber7, sontv, medyagündem vb siteler.

Yukarıda saydığımız muhafazakar medya iktidarı her şartta savunuyor. Ülkede yanlış giden şeyler olduğunu iddia ederseniz yeşil kartel medyası tarafından hemen Amerika yada İsrail ajanı ilan ediliyorsunuz. Asgari ücretin net 805 TL. olduğunu ve asgari ücretli çalışanların boğaz tokluğuna modern köle gibi çalıştığını söyleseniz. Yandaş kartel medya hemen size dünyadan örnekler vererek aslında TC asgari ücretli çalışanların haline şükretmesi gerektiğini Suriye’de olsalar onu da bulamayacaklarını yazıyorlar. Yandaş kartel medya köşe yazarlarının  çoğununsa bu devirde çok zengin olduklarını görüyoruz. Aile efratları devlet makamlarında güzel yerlere gelen İslamcılar 15 bin TL civarı maaşları cebe indirmekle islama en büyük hizmeti yaptıklarına inanıyorlar.

Her şey para ve devlet makamları olsa bu yazıyı yazmazdım. Ama maalesef yandaş medya geçmişte düşman olduğu karanlık şebekelerle çalışarak memlekete çok zarar vermekteler. Başbakanın damadı Serhat Albayrak’ın başında bulunduğu Sabah Gazetesi kendisine istihbaratçı ajan süsü veren gazeteci olduklarını iddia eden çetelerin tetikçisi adete. 28 şubat dönemimde de yaptığı yayınları çok iyi bildiğimiz Sabah yine aynı çizgide daha fazla demokrasi, ve hukuk isteyenleri hakkında uyduruktan haber göstermelerle tetikçiliğe devam etmektedir.

Sabah’ın hedef gösterdiği kişi yada kurumlar yandaş medya televizyonlarında bol maaşlı İslamcı ağabeyler tarafından kimi zaman naif bir üslupla kimi zaman sert bir üslupla dövülmekte. Bol maaşlı İslamcılar yolsuzlukların üzerine gidilmesini istemekte ama yolsuzlukları kovuşturan polis ve savcıları, yargılayan mahkemeleri ortadan kaldırma da hiçbir beis görmemekte. Seçime yakın yapılan yolsuzluk soruşturmalarının iktidarı hedef aldığı bu işi ABD, İsrail ve cemaatin planladığı iddia etmekteler. Seçime yakın yolsuzluk operasyonu olmazmış Hem her şeyimiz olan başbakana söylesek o her şeyi halledermiş. Kim yolsuzluk yapıyorsa sayın Başbakan ona çok kızarmış.

2006 yılında Yeni Şafak gazetesinde köşe yazarı olan Ahmet Taşgetiren AKP iktidarının yolsuzluğa bulaştığını yazdığı için gazetedeki köşesinden oldu. Köşesiz kaldığı günlerde cemaat medyası Ahmet Taşgetiren’e kucak açtı. Yaklaşık 6 sene Ahmet Taşgetiren cemaat medyasında yazdı, konuştu. 2013’de AKP iktidarına savcıların yaklaşık iki senelik yaptığı fiziki takip sonucu başlatılan yolsuzluk operasyonunda Ahmet Taşgetiren 2006 yılında yazdığı yazının tam tersini yazarak AKP’nin kesinlikle yolsuzluk yapmadığını söylemeye başladı. Ufak tefek şeyler oluyorsa da bal tutan parmağını yalar deyip susmamız gerektiğini söyledi. Ahmet Taşgetiren’in yandaşlığa dönüşümünde en can sıkıcı taraf Sabah’ın tetikçilerinin asılsız iddialarını dillendirmesi. Ahmet Taşgetiren’i neyin nasıl bu hale getirdiği çok umurumda değil.

Ahmet Kekeç, Salih Tuna, Hilal Kaplan, Nihal Bengisu Karaca vb. birçok köşe yazarı azıcık yapılan yolsuzluğun neredeyse İslam için olmazsa olmaz olduğunu iddia edecek seviyeye geldiler. Salih Tuna ve Hilal Kaplan’ın bir televizyon programında iktidarı savunurken kendi yazdıkları Yeni Şafak gazetesinin yolsuzluk daha önceden haber yaptığını görünce Nevval Hanım karşısında programı terk etmek zorunda kaldılar. Bu duruma düşen biri olsam televizyonlara bir daha çıkamazdım ama bunlar hala iktidara yağdanlığa devam.

Yiğit Bulut, Atılgan Bayar, Sevilay Sevilir gibi sonradan İslamcı medyasına taşınan arkadaşlara maalesef o kadar İslamcı abiden bir tane bile karşı çıkan olmadı. Bu insanların İslam diye bir dertlerinin olmadığını söyleyen olmadı. Cemaate laf söylemeye gelince ağır İslamcı ağabeylerimiz hemen her gün bir manifestoya imza atmaktalar. Yeni Şafak’da ki İslamcı ağabeyler cemaat yok olunca yeni bir asrı saadet devrinin başbakan  tarafından getirileceğini bile yakında yazabilirler. Ortada duran büyük yolsuzluk, kokuşmuşluk ve çürümeyi İsrail yüzünden görmeyen İslamcı ağabeyler Mümtazer Türköne’yi linç etmeye sıra gelince evdeki en büyük savaş baltasını eline alıyorlar. 300 yıldır esaret altında olan islamın bu durumanun en büyük müsebbibi Mümtazer Türköne ve yazılarının olduğunu söylersek mutlu olur İslamcı ağabeyler.

Devletin ayakta kalması için masumların ortadan bile kalkabileceğini söyleyen fetva hocalarının, masumları tepelemekten bahseden Çetin Doğan’dan ne farkı var? Çetin Doğan kemalizmin ayakta kalması için her şeyi yapabilirse bazı ünlü fetva hocalarımız da Başbakanın iktidar da kalması için milyonlarca masumun stadlarda toplanmasının fetvasını verebilirler. İsrail ve ABD ile ilişki içinde olan cemaatin tüm mensublarının devletin yani Başbakanın bekası için yok etmek. Muhsin Yazıcıoğlu’nun masum olduğunu ama devletin bekası için katledilmesinin iyi olduğunu yazan fetvacılar milyonlarca masumun fetvasını Allah Korusun verebilir mi?

jonturk.blogcu.com/

Reklamlar