Etiketler

, , , , ,

özkökMİT’in “ya ortaya çıkarsa?” korkusu

BANA göre, önümde duran rapor tam anlamıyla bir “devlet skandalı…”

Normal bir demokraside olsa, bir Watergate etkisi bile yaratabilir.
İki gündür MİT’ten bir açıklama gelir diye bekliyorum.
Haber önceki gün “T24” adlı sitede bütün ayrıntıları ile anlatılıyor.
Tık yok…
Ertesi gün, başta Radikal olmak üzere birçok gazete yayınlıyor.
Hayret bir şey, MİT’ten yine tık yok.
İşin garibi, öteki gazeteler de bu olayı sanki “rutin” ve normal bir şeymiş gibi veriyor.
Ben çok şaşırdım ama isterseniz gelin birlikte değerlendirelim.

İKİ BAKAN MİT’İN YAPTIĞI TAKİBE DE TAKILIYOR

Haberin başlığı şöyle:
“MİT Zarrab için 8 ay önce uyarmış…”
MİT 8 ay önce Türkiye ile İran arasındaki para trafiğini takibe alıyor.
Türkiye-İran-Birleşik Arap Emirlikleri, Dubai ve Çin arasındaki para trafiğini, bütün ayrıntıları ile tespit ediyor.
18 Nisan 2013’te 45650928 sayılı bir raporla servise sokuluyor.
Buraya kadar her şey normal.
Rapor 3 sayfalık bir yazıyla “Başbakanlığa da” gönderiliyor.
Bu da normal… Fakat bundan sonra işler biraz tuhaflaşıyor.
MİT’in yaptığı takibe, iki bakan da takılıyor.
Buna göre, Zarrab’ın altın taşıyan uçakları Türkiye’de alıkonulduğunda Ekonomi Bakanı Çağlayan devreye giriyor.

Bu arada, İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğlunun Zarrab’ın bir yakının T.C. vatandaşlığı girişimini takip etmek üzere para aldığı bilgisi veriliyor.

SON PARAGRAFTAKİ DİKKAT ÇEKİCİ UYARI

Ama asıl skandal raporun sonundaki “Sonuç ve değerlendirme” bölümünde…
Gazetelerin rapordan tırnak içinde aktardıkları ifade şöyle:
“R. Zarrab’ın, bakanlar Zafer Çağlayan ve Muammer Güler ile mevcut ilişkisinin ortaya çıkması halinde, söz konusu hususların hükümet aleyhinde kullanılabileceği değerlendirilmiştir…”
Sizce bu değerlendirmenin anlamı nedir?
MİT, Başbakan’a alenen, bakanlarınız bu trafik içinde, tedbir almazsanız, bu aleyhinize kullanılabilir, tüyosu veriyor.
Daha da açıkça yazayım: “Tedbir alın yoksa başınız derde girer” diyor.
Bunun adı “Suçu örtmek ve delil karartmak” değildir de nedir Allah aşkına…
Devlet adabını bilen biri çıkıp bana şunu açıklasın:
“Türkiye Cumhuriyeti İstihbarat Teşkilatı’nın”, görevleri arasında, Başbakan’a böyle“koruyucu kollayıcı, özel bir servis” yapma konusu var mı?

‘Ortaya çıkarsa aleyhinize olur’ ne anlama geliyor

MİT’in resmi sitesine baktım.
Teşkilat’ın görevleri şöyle tarif edilmiş:
“Türkiye Cumhuriyeti’nin
-Ülkesi ve milleti ile bütünlüğüne,
-Varlığına, bağımsızlığına ve güvenliğine,
-Anayasal düzenine ve milli gücünü meydana getiren bütün unsurlarına, karşı içten ve dıştan yöneltilen mevcut ve muhtemel faaliyetler hakkında milli güvenlik istihbaratını Devlet çapında oluşturmak.”
Görev tanımını 3 kere okudum. MİT’in görev tarifinde “Aman dikkat aleyhinize kullanılabilir, tedbir alın” gibi, “Delilleri ortadan kaldırın” anlamında da yorumlanabilecek bir servis verme yok.
“Ortaya çıkması halinde” ifadesi bir skandal değil mi.
İstihbaratla ilgili bir devlet kuruluşu, ortada bir yolsuzluk ve rüşvet
iddiası varsa, bunun ortaya çıkmasından endişelenmez, tam aksine “ortaya çıkarılmasını” amaçlar.
Yanılıyor muyum…

MİT’in içinde de mi paralel yapı var

OLAYIN ikinci boyutu da var.
MİT’in daha 8 ay önce verdiği bilgiler, savcıların peşine düştüğü bakanlarla ilgili iddiaların, öyle cemaat tarafından hazırlanmış bir komplo olmadığı anlamına gelmiyor mu?
MİT’in başında, Başbakan’ın Ankara’da en güvendiği iki-üç insandan biri olan Hakan Fidan oturuyor.
Fidan, bırakın Cemaat’in adamı olmayı, tam aksine onun hedefinde olduğu bilinen bir bürokrat.
Onun başında bulunduğu kurum da bakanlar ve oğulları ile ilgili bilgileri doğruluyorsa, o zaman İstanbul’daki operasyonları “yargı içinde paralel bir yapılanmanın” eseri olarak sunmak inandırıcı olmaz. Bunun anlamı apaçık, bir “yolsuzluk iddiasının üstünü örtmektir….”
Merak ettiğim bir konu da şu:
-Başbakanlık bu raporu aldıktan sonra ne yapmış?
-Acaba “Yakalandınız kaçın” anlamına gelen bu uyarıdan sonra gerçekten bazı deliller karartıldı mı…
-Yoksa, 8 ay önce böyle bir bilgi aldıkları halde, “Basını sindirdik. Yargı benim yargım, polis benim polisim, eh MİT de benim MİT’im. Nasılsa bana bir şey olmaz” özgüveniyle hiçbir şey yapılmadı mı…
Aradan 48 saat geçti…
Merakla bekliyorum…
Hem MİT, hem Başbakanlık “Benim MİT’imin bu çok özel servisi” hakkında ne diyor…

ERTUĞRUL ÖZKÖK / HÜRRİYET

—–

Gültekin AvcıMİT’in 8 ay önce bildirdiği yolsuzluk

MİT, 8 ay önce bakanların Rıza Sarraf’la olan uygunsuz ilişkilerini Başbakan’a bildirmiş.

İçişleri eski Bakanı Muammer Güler’in Rıza’nın kardeşi ile TC vatandaşlığına geçebilmek için 12.04.2013’te görüştüğünü, olumlu cevap aldığını…

Rıza’nın, kardeşi M. Sarraf ile 13.04.2013’te yaptığı görüşmede bakanın oğlu Barış Güler’in yanına geleceğini, ilk Bakanlar Kurulu’nda kararın çıkacağını ve Barış Güler’e 2 yıl boyunca danışman sıfatıyla 15.000$ verileceğini belirtmiş.

Nitekim Zafer Çağlayan’la ilgili “altın dolu uçak için istenen yardım” da bildirilmiş.

Adı geçen bakanlar sayıldıktan sonra Rıza Sarraf’la olan ilişkileri için raporun altına da not düşülmüş:

“Mevcut ilişkilerinin ortaya çıkması halinde, söz konusu hususların hükümet aleyhinde kullanılabileceği değerlendirilmiştir.” 

MİT raporundaki bu son cümle, servisin devlet için değil, sadece AK Parti ve hükümet için çalıştığının, partizan bir istihbarat faaliyeti yürütüldüğünün vahim bir göstergesidir.

Ayrıca önemle belirtmeliyim ki, rüşvet suçlarında suçun oluşması için rüşvet bedelinin bakanlara teslimi bile şart olmayıp, rüşvet anlaşmasının yapılması yeterlidir. (TCK.252/1)

Sorularla devam edelim.

Soruşturma neden şimdi? 14 ay neden gizlendi? Başsavcının neden haberi yok?

MASAK tarafından yürütülen altın kaçakçılığına yönelik inceleme Rusya’dan gelen talep üzerine başladı.

MASAK, tespitlerini 2012’nin Ekim ayında İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na bir rapor olarak sundu.

Soruşturma Savcısı ise 14 ay önce gizli teknik takip faaliyetine başladı.

Teknik takibi düzenleyen CMK.135/5 çok nettir.

“Bu madde hükümlerine göre alınan karar ve yapılan işlemler, tedbir süresince gizli tutulur.”

Bu hükümde “ancak Cumhuriyet Başsavcılığı’nın işleyiş sistemi istisnadır” veya “Başsavcılığın gözetim ve denetim yetkisi saklıdır” gibi gizliliğin işlemeyeceği başka bir makam veya başsavcı belirtilmemiştir.

Nitekim CMK.157. maddedeki soruşturmanın gizliliği ilkesi de başsavcıya bilgi verilmesini işaret eden bir istisna getirmemiştir. (Başsavcıların savcılar üzerindeki gözetim ve denetim yetkisini düzenleyen 5235 Sayılı Kanun’un 18. madde hükümleri saklıdır, gibi bir ifade kullanmamıştır.)

Kanunun başsavcıya vermediği yetkiyi kimse veremez.

Yani soruşturmanın esası kuşkusuz başsavcıya karşı da gizlidir.

Başsavcıların savcılar üzerinde gözetim ve denetim yetkisi vardır. (5235 sy. Kn. 18)

Bilinmeyen husus tam da buradadır.

Başsavcının savcılar üzerindeki gözetim ve denetim yetkisi tamamen idari olup, savcının yargı yetkisini nasıl kullanacağı (soruşturmayı nasıl yönlendirdiği ve kullandığı koruma tedbirleri) veya kullandığı ile ilgili değildir.

Cumhuriyet savcılarının nöbet işlerini düzenlemek, onlara evrak dağıtmak, aralarında iş bölümü yapmak, izin işlerini programlamak, hangi mahkeme ile duruşmaya çıkacaklarını belirlemek gibi idari görevler başsavcının yetkileri içindedir. 

Bunun dışında ancak mahkemenin denetleyebileceği bir gizli soruşturmayı bilmek ve müdahale etmek gibi bir yetkiye sahip değildir.

Zira soruşturma savcısının yürüttüğü teknik takip faaliyeti, başsavcıların gözetim ve denetimine tabi bir idari işlem değil ancak mahkemelerin denetimine tabi bir yargı yetkisinin kullanımıdır.

Nitekim teknik takipten mahkemenin haberi vardır.

Savcının soruşturmayı yürütürken kullanacağı yargı yetkisini sadece hâkim/mahkeme bilir ve denetler. Uygun bulmazsa teknik takip kararını vermez ya da ikinci üçüncü bir defa yinelemez.

Yani ismine bakıp da başsavcının her işlemin başı olduğunu zannetmek ciddi bir hata veya vahim bir kasıttır.

MİT 8 ay önce bildirdiyse…

MİT’in yolsuzluğu 8 ay önce Başbakan’a bildirdiği biliniyor.

Şu halde:

1-Yolsuzluk Başbakan tarafından 8 ay önce bilinmesine rağmen bakanlar hakkında hiçbir tedbir alınmamıştır. Başbakan’ın konu hakkında gereğini yapmak için 8 aydır neyi beklediği meçhuldür.

2-TCK.279. madde gereği tüm kamu görevlileri kendi görev sahalarında işlenen suçları derhal Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildirmek zorundadır. Bu konuda gecikme göstermesini kanun suç saymış ve cezalandırmıştır. Başbakan konuyu bildiği halde savcılığa intikal ettirmemiştir.

3-Başbakan 17 Aralık’taki doğal adli süreç başlayınca yargıya demediğini bırakmamış,“çete/paralel devlet” yaygaralarıyla ağır bir kara propaganda yaparak, yargıya ve adalete olan güveni tahrip etmiş, üstelik bu iddialar için hiçbir delil gösterememiştir.

Hâlâ da gösterememektedir.

MİT ise 8 ay önceden Başbakan’ı yolsuzluk hakkında bilgilendirmesine rağmen, Başbakan 8 ay önce nedense “çete/paralel devlet” çığlıkları atmamıştır.

Nitekim Başbakan 8 ay önceden yolsuzluğu bilmesine rağmen, “hükümete operasyon var, uluslararası komplo var” gibi delilsiz senaryolar da üretmemiştir.

Dilinizden düşürmediğiniz “çete, paralel devlet ve komplo”, 8 ay önce yok muydu Sayın Başbakan?

Belli ki sivil topluma, bürokrasiye ve yargıya yönelik psikolojik harp ve kıyım için şartların olgunlaşması beklenmiştir.

Üstelik “elinizde bir şey varsa bizimle paylaşın” diyen Başbakan’dır.

Savcıların soruşturma bilgisini Başbakan’la paylaşması kanunen mümkün değildir.

Lakin MİT Başbakan’ın arzuladığı şekilde yolsuzluk bilgisini paylaşmış ve Başbakan’ı uyarmıştır.

Bu süreçte (8 aydır) Başbakan’ın yolsuzluğun üstüne gitmeye yönelik herhangi bir inisiyatifi görülmediği gibi fevkalade manidar bir olay yaşanmıştır.

İçişleri Bakanı Muammer Güler, oğlu Barış Güler’i savcılığın teknik takibi konusunda ikaz etmiştir.

Dahası bu ikazla da kalmamış, savcılığın fiziki takibine karşı İstanbul İstihbarat Şubesi’ne soruşturmayı karartmak için hukuksuzca kontr-takip yaptırmış, adli takip ekibini takip ettirmiştir.

Savcılık, suç soruşturmasını karartmak için kontr-takip yaptıran İstihbarat Şube Müdürü Ahmet Arıbaş’a doğal olarak soruşturma açmış, ancak yine hukuksuzca Arıbaş ifadeye gönderilmemiştir.

Yolsuzluğun 8 ay önce Başbakan’ca bilinmesi ve bu süreçte savcılık soruşturmasının engellenmesi ve karartılması için yapılanlar…

8 ay önce yolsuzluk bilinmesine rağmen hiçbir önleme girişimi yok.

Suçlar ise her tarafa ve her yetkiliye yayılmış durumda.

Hiçbir savcı ve mahkeme de Anayasa’yla kanunları uygulayamıyor. Cumhuriyet tarihinde bir ilktir bu. 

Bugün hukuku katledenler, onu mutlaka bir gün hasretle arayacaklar ama bulamayacaklardır.

GÜLTEKİN AVCI / BUGÜN

Reklamlar