Etiketler

, , , ,

 

Ahmet_TasgetirenAKP tartışılıyor…  (18 Temmuz 2003 cUMA) 

AKP, seçimlerde yüzde 34.5 oy aldı. ANAR’ın son yaptığı ankette oy oranı daha da yükselmiş (yüzde 39.5) gözüküyor.

Bu beklenebilir bir şeydi. Çünkü AKP yeni kurulmuş bir parti idi ve halk bir anlamda Tayyip Erdoğan’ın popülaritesine ve belirsizliğe oy vermişti. Parti hükümeti devralacak, icraata başlayacak ve bir süre içinde bunun halk değerlendirmesine yansıması olacaktı. Artı veya eksi…

Artı oldu.

Bu sonuçta, herhalde Tayyip Erdoğan’ın kendine özgü iletişim tarzının ve halka, hatta burnundan kıl aldırmayan kesimlere verdiği “bu işi yapacak” kanaatinin, Abdullah Gül’ün sakin ve iletişime açık imajının, Cemil Çiçek’in Adalet Bakanı ve hükümet sözcüsü olarak uyum paketlerinin hazırlanmasında gösterdiği performansın, Ali Babacan’ın ekonomi, Hilmi Güler’in enerji, Recep Akdağ’ın sağlık alanında sessiz sadasız yaptıklarının, diğer bakanların genel ahengi bütünleyen duruşlarının etkisi vardır.

Ama şimdilerde AKP’nin “tartışılma”ya başladığı ve tartışılma dozunun gittikçe yükseldiği de bir gerçek.

Hangi alanlar tartışılıyor?

-Bir kere zam ve ek vergilerin Tayyip Erdoğan’ın hatırını zorladığını görmek gerekiyor. Hükümete, en azından “Ne yapsınlar, kaynak bulmak için buna mecburlar” tarzında savunma getirenlerin sayısının azaldığı açık. Başbakan’ın “Kaynak nerede? Kaynak hortumların kesilmesinde” sözlerinin mürekkebi kurumadan, vatandaşın üzerine 2.5 katrilyonluk bir zam-vergi paketi konuluyorsa, bunun altında kalan insanın, “İyi ettin, ceddine rahmet, eline sağlık, biraz daha yüklesene” demeyeceği açık.

-İşçilere ve memurlara verilen zamların “sıfır”dan başlayarak geldiği komik nokta, bir başka feveran kaynağı oluyor. Herhalde “Hükümet bu zammı al başına çal” diye sokaklara dökülen insanların önemli bir kısmı seçimlerde AKP’ye oy vermiş ya da yarın AKP’nin kapısını çalacağı insanlardır. Tayyip Erdoğan’ın gözünde heyecan bulan insanlardır. Ama onlar feveran halinde. Ben Başbakan’ın, memur sendikalarının sokağa dökülme uyarısına “Nereye dökülürlerse dökülsünler” tarzındaki cevabının da, işçilerin talebi karşısında “onlar biraz da işsizleri düşünsün” sözlerinin de, öfke dozu yüksek ve Tayyip Erdoğan’dan beklenmeyen sözler olduğunu düşünüyorum.

-Bazı bakanlar hakkında ortaya sürülen ve uzun süre cevaplanamayan iddiaların, halkın zihninde, hükümetin “yolsuzluklarla mücadele” söylemini zaafa uğrattığını kabul etmek gerekiyor. Bakanlar hakkında her yolsuzluk iddiasının, hükümetin imajından, inandırıcılğından bir çentik sıyırdığı muhakkak. “Temiz kalmak, temiz kalmak, temiz kalmak…” Bence AKP’nin başarısının temel şartı bu. Bu alanda inandırıcılık kaybedildiği anda Tayyip Erdoğan çok şey kaybedecek. Bakanlar hakkındaki iddialar “iftira atıyorlar” söylemiyle cevaplanamayacak bir noktada bulunuyor. “Verdimse verdim, yaptımsa yaptım. Herkes yapmıyor mu?” tarzındaki sözler, kamuoyunda sadece kirlenmeyi itiraf şeklinde okunuyor. Azmi Ateş’in başkanlığını yaptığı Meclis komisyonu siyasi tarihimizde büyük bir iş gerçekleştirdi. Onun artılarından bir kısmı hükümete yansıyor, ama hükümet, bakanlarının imajı üzerinde hassasiyet gösterebildiği takdirde.

-Ve ABD ile ilişkiler. Hemen belirtmeli ki, hükümetin AB ile uyum çerçevesinde demokratikleşme alanında attığı adımlar, hep artıları yükseltiyor. Ama ABD ile ilişkilerde aynı şeyi söylemek mümkün değil. ABD ile ilişkilerin zor bir ilişki olduğu doğru. Bu ilişkiyi bütün bütün bozmayı düşünemezsiniz, ama bu ilişkiyi, şu andaki haliyle sürdürmek de halkın içine sinmiyor. Irak’taki Amerika, Türkiye’deki her iktidarın işini zorlaştıracak bir gerçeklik arzediyor. Belli ki Amerika’nın Ortadoğu projesi ile Türkiye’deki hiçbir iktidarın birebir örtüşmesi mümkün değil. Ama Amerika Türkiye’den, re’sen oluşturduğu projeye birebir uyumu bekliyor. Bu beklentiye uymadığınız zaman da dünyanın süper gücü ile hemen yanı başınızda ülkenizin geleceğini hayati anlamda ilgilendiren problemler yaşamaya başlıyorsunuz. Böyle bir durumda AKP gibi, hem de iktidarda olan bir siyasi kuruluş ne yapar? “AKP gibi” demenin altında, içerde “iktidar olma” sorunları bulunan bir siyasi oluşuma işaret etmiş oluyoruz. Ne yapar? İşte burada sıkıntı var. İktidar ABD ile ilişkileri bozmamaya itina ediyor. Bunun için işi “suhulet”le götürmeye çalışıyor. İktidarın bu tarz-ı siyasete “İlişkileri bozmadan milli çıkarları korumak” diye bir izah getirmesi beklenebilir. Ama ABD adına sergilenen politika, bu özeni asla yansıtmıyor. Aksine ABD, Irak’ta, sadece “çuval geçirme” gibi skandaldan da öte, “askerin ve ülkenin onuruna karşı cinayet” gibi algılanacak eylemler değil, Irak’ın yeniden yapılanmasında da Türkiye’nin hassasiyetlerini açıkça ıskalayan bir tutum sergiliyor. İşte burada hükümetin tavrı, bu tavrı geliştirenler ne kadar mutmain olurlarsa olsunlar, halkı tatmin etmiyor. Bir “alttan alma” olarak değerlendiriliyor. ABD’nin tavrına getirilen güzellemeci yorumlar yadırganıyor. AKP’nin ABD konusunda bir “yumuşak karnı” mı var sorusu soruluyor.

İşte bu sorular sorulmaya başlandığında, imaj yaralanması da başlamış demektir.

Bence AKP, oturup bir durum değerlendirmesi yapmalı. Kendisine yönelik maksatlı maksatsız, en iflah olmaz karşıtlarından gelenler dahil, tüm eleştirileri toplamalı, her birini kendi duruşu ile karşılaştırmalı, üzerinde kalanlar varsa onlardan arınmak için sür’atli bir rektifiye ameliyesi yaşamalı. “Küçük şey yoktur.” Denilmiştir ki: Duyarlı insanlar, küçük yanlışlıkları bile, üzerlerine yüklenmiş bir dağ gibi hissederler. Duyarsız insanlar ise, büyük yanlışlıkları burunlarının üzerindeki sinek gibi görürler.

AKP, halkın yüreğine duyarlı olmakla kazanır. Bence artık halkın yüreğine bakma zamanı gelmiştir.

Reklamlar