Etiketler

, , ,

Ahmet Hakan– Yargıya meydan okuyarak… – Savcıya meydan okuyarak… – Mahkemelere meydan okuyarak… Bu krizden çıkamazsınız. Krizden çıkamayacağınız gibi memleketi de alaşağı edip batırırsınız.

Çünkü…

Başbakanların yargıyı takmadığı, savcıları azarladığı, mahkemelere sırt çevirdiği devletlere her şey denir ama “hukuk devleti” denemez.

Şunu aklınızdan çıkarmayın: Hukuk biterse felaket başlar.

Sayın Başbakan…

“Ben bu yargıya, bu mahkemeye, bu savcıya çevremdeki insanları teslim etmem arkadaş” anlamına gelebilecek sözler söylemekten, davranışlar sergilemekten vazgeçin.

Çünkü bu sözler ve bu davranışlar, bu ülkenin birliğini, düzenini, temelini, adalet duygusunu, eşitlik anlayışını çok ağır biçimde dinamitliyor.

Bir arada barış içinde yaşama duygusunu yerlere çalıyor.

Sayın Başbakan…

– Bu ülkede genelkurmay başkanları bu yargıya teslim oldu, bu yargının verdiği kararlara uymak zorunda kaldı, bu yargının verdiği kararlar doğrultusunda hapislerde yatıyor.

– Bu ülkede “dokunulmaz” sanılan generaller bu yargının verdiği kararlar doğrultusunda müebbet üstüne müebbet aldılar, Silivri zindanında yatıyorlar.

– Bu ülkenin gazetecileri bu yargı tarafından yargılandı, bu yargı tarafından hapislere atıldı.

– Bu ülkenin belediye başkanları, siyasetçileri yargılandı, bileklerine plastik kelepçeler takıldı, aylardır hapislerde yatıyor.

Soruyorum:

Bu insanların, sizin çevrenizdeki insanlardan ne farkı var Sayın Başbakan?

Onlar söz konusu olduğu zaman “Gidin yargılanın, bir şeyiniz yoksa neden çekiniyorsunuz kardeşim, adalete güvenin” demiştiniz.

Fakat sıra sizin partililerinize ve çevrenize gelince…

“Olmaz” diyorsunuz, savcı azarlıyorsunuz, direnişe geçiyorsunuz.

Oysa yargı aynı yargı, mahkeme aynı mahkeme, hatta savcı bile aynı savcı.

Yani “paralel devlet” ise aynı “paralel devlet”.

Sayın Başbakan…

Sizin tutumunuzdan biz  ne anlamalıyız?

Şunu mu:

Sizin yakınınızdakiler yargının bile dokunamayacağı kadar pek mühim, çok elit, çok önemli, çok dokunulmaz kişiler…

Sizin yakınınızda olmayanlar ise…

Sonuna kadar vurulacak, dövülecek, hapislere tıkılacak, ağır müebbetlere çarptırılacak kişiler.

Bu mudur yani?

Eğer buysa bunun bildiğimiz o “Eski Türkiye”den ne farkı var Allah aşkına?

Sayın Başbakan…

Eğer siz bugün “Ben bu yargıyı maksatlı buluyorum, bunlara güvenmiyorum” derseniz…

Siz “başbakan” olarak bunu derseniz…

Bütün vatandaşlarınıza da böyle deme hakkı  doğmaz mı?

Soruşturulan her vatandaşın da, “Ben bu yargıyı maksatlı buluyorum, bunlara güvenmiyorum” deme hakkı olmaz mı?

Dahası “Başbakan’ın yakınlarını gözaltına alamıyorsunuz, gücünüz bana mı yetiyor” cümlesi, gayet haklı bir cümle  olmaz mı?

Sizin elinizde devasa bir “devlet gücü” var ve siz bu devasa güce dayanarak çevrenizdekileri yargıdan kurtarabiliyorsunuz.

Peki elinde böyle bir güç olmayan sade vatandaşlar ne yapacak?

Onları kim koruyacak?

Onları kim kurtaracak?

Sayın Başbakan…

“Paralel devlet” deyin, “derin çete” deyin, “faiz lobisi” deyin, “dış güçler” deyin, “Türkiye’yi çekemeyenler” deyin… Ve bu dediklerinizle sonuna kadar mücadele edin.

Ama “Ben bu yargıya etrafımdakileri teslim etmem arkadaş” anlayışından vazgeçin.

Çünkü bu anlayış, sadece sizi değil, bizi de batıracak.

Hepimizi batıracak. Yazık olacak. Hem size, hem bize… Hepimize yazık olacak.

Sayın Başbakan…

Etrafınızdakilerin soruşturulup yargılanmalarına izin vermeme gayretleriniz sadece vatandaşlarınızın adalet duygusunu yer ile yeksan etmiyor.

Ayrıca dışarıdan Türkiye’ye bakanlarda da çok derin bir kuşku ve kaygı yaratıyor.

Mahkemelerine, savcılarına, yargısına posta koyan bir Başbakan’ın ülkesini kimse “güvenilir” bulmaz.

Bulmuyorlar da nitekim.

Alıp da kaçıyorlar paralarını…

İşte bakın: Dolar fırlıyor, borsa çöküyor.

Sizin tutumunuz nedeniyle ekonomi de dibe vuruyor Sayın Başbakan.

Ve Sayın Başbakan, bütün bunların üstüne bir de “savaş”tan söz ediyorsunuz.

Bir ülkenin başbakanının “savaş”tan söz etmesinin ne anlama gelebileceği konusunda en küçük bir fikriniz var mı?

Bu mudur yani hamleniz?

Bu mudur günler  sonra bulup bulabildiğiniz çıkış yolu?

Tamam, savaşalım da, kime karşı savaşacağız Sayın Başbakan?

Savcıya karşı mı savaşacağız? Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na karşı mı savaşacağız?

Yargıya karşı mı savaşacağız?

Eğer bunlara karşı savaşacaksak, söyler misiniz hangi silahlarla savaşacağız?

Yoksa birbirimize karşı mı savaşacağız?

Komşu komşuyla mı karşı karşıya gelecek? Kardeş kardeşi mi vuracak?

Böyle bir savaşın galibi mi olur Sayın Başbakan?

Böyle bir savaşın zaferi mi olur?

Ne yani?

Tam da dört kıtaya yayılan emperyal bir devlet olacakken Suriye mi olacak burası?

Sayın Başbakan…

Lütfen bunları düşünün.

Birkaç gün konuşmayın mesela…

Konuşacaksanız bile hiç değilse meydan okumadan konuşun.

Konuşacaksanız bile daha az bağırarak konuşun.

Hiç değilse savcıya, mahkemeye, yargı erkine posta koymadan konuşun.

Biraz sakin olun, mutedil olun. Olaya öfkeyle, kinle, intikam duygusuyla değil akılla, şuurla, idrakle yaklaşın.

Toplantılar yapın, değerlendirmeler yapın. İstişare mekanizmasını çalıştırın.

Size “Hadi savaşalım Başbakanım” diyenlerle konuştuğunuz gibi biraz da başka şeyler söyleyenlerle konuşun.

Unutmayın:

Bugün size “Hadi savaşalım Başbakanım” diyenler, bu savaşın sonuçları ortaya çıktığında “Başbakan her şeyi çok yanlış yaptı” diyecekler.

Ama her şey için çok geç olacak.

Sayın Başbakan…

Diyanet İşleri Başkanlığı falan hatırlatmaya asla cesaret edemez ama ben hatırlatayım:

Biliyorsunuz “ilahi buyruk”, tepeden tırnağa “Kibirden kaçının” diye haykırır.

Ve eğer üzerinde biraz olsun düşünülürse… Bu buyrukta çok büyük hikmetler vardır.

Tam Cemaat’e tepki gösterecekken; TAM “Yetti gayri Cemaat” diyeceğim. Tam “Al paralelini de git” diyeceğim. Tam “Beddua etme yazıktır” diyeceğim. Bir gülme geliyor bana…

Neden mi?

Hüseyin Çelik yüzünden… AK Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik, bakın ne demiş:

“Cemaat devleti ele geçirmiş, devlete sızmış… Bunlar kargaları güldürür…

Bu paranoyaları bir tarafa bırakalım.”

Ne zaman demiş bunu Çelik? Beş yıl önce mi? Dört yıl önce mi? Üç yıl önce mi?

Hayır, hayır… 20 Şubat 2012’de söylemiş.

Dün gibi yani…

Tam “Cemaat”e karşı esaslı bir tutum alacakken… Hüseyin Çelik’in bu açıklaması giriyor devreye… Ve bir gülme geliyor bana…

İşte tam bu sırada… Bir de bakıyoruz ki kargalar gayet ciddi.

AHMET HAKAN COŞKUN / HÜRRİYET

Reklamlar