Etiketler

, , , ,

Deniz Ülke ArıboğanTürkiye tarihinde emsali görülmemiş bir kavga hepimizin gözleri önünde pervasızca sürüyor. Bir taraftan kasetler, yolsuzluk dosyaları, bilgi ve belgeler ortaya saçılırken, diğer taraftan da sahte belge düzenlendiği, yurt dışı odakların operasyon yaptığı ve devlet içinde çeteler vasıtasıyla milli iradeye saldırıldığı yolunda suçlamalar yükseliyor. Herkes kendi tarafını seçmiş, karşı tarafa topyekun bir saldırı halinde.

Meğer ne düşmanlar, ne düşmanlıklar varmış. Ne öfkeler biriktirmiş herkes birbirine. Kavgada yumruk sayılmıyormuş o anlaşıldı. Psikolojik harbin en bilinen silahları devrede. Kamuoyu oradan oraya savrulup duruyor. Halk, çeteyle savaşan devletten mi, yoksa yolsuzlukla savaşan paralel devletten mi şikayetçi olsun bilemiyor.

Asla unutulmayan eski hikayeler, derinlere gizlenmiş intikam duyguları ve iktidar mücadelesi tıpkı bir film gibi izlenebiliyor. Esasen senaryo çok yeni değil; bir zamanlar aynı ordunun neferleri olanlar çatıştığında hep ne oluyorsa şimdilerde de o oluyor. Her yumruk normalin çok ötesinde derinlere kadar işliyor. Birbirinin en zayıf noktaları bilen iki rakip ringde ve ilk defa bu kadar açıktan vuruşuyorlar.

Hükümet kanadının argümanları belli. Devlet içinde bir çete olduğunu ve gizli kapaklı bir biçimde hükümete yönelik bir operasyon yapıldığını düşünüyorlar. Onlara göre üstlerinin haberi olmadan soruşturma yapan, resmi hiyerarşinin dışında davranan, yurt dışı ile irtibatlı bir emniyet ve yargı çetesi yolsuzluk kisvesi altında hükümet üyelerini hedef almış durumda.

Amaçları da belli. İktidarı yıpratmak, milletin iradesini yok sayarak kendi iradesiyle yeni bir iktidar tesis etmek ve hatta meşru iktidarı şantaj ve tehditle esir almak istiyorlar. Yolsuzlukla ilgili soruşturma da özünde temizlenme maksadıyla değil, iktidarı şekillendirmek ve teslim almak amacıyla gündeme getiriliyor. O nedenle bu soruşturmayı başlatan polislere, yargı mensuplarına ve arkasındaki Cemaate karşı tavır almak ulusal bir davayı yürütmek anlamına geliyor. Bunun için de iktidar yeterince güvenmediği herkesi görevden alarak, bu topyekun saldırıyı karşı saldırıyla püskürtmeyi amaçlıyor. Cemaate yakın işadamlarına, siyasilere, entelektüellere yönelik operasyonlar başlarsa da şaşırmamak gerekir. Savaşın gidişatı o yönde.

Olayın karşı cenahından bakıldığında ise hükümetin büyük bir yolsuzluk batağına bulaştığı ve bunu örtmek için düşmanlaştırma politikası uyguladığı inancı hakim. Onlara göre yolsuzluk soruşturmaları Türkiye’nin geleceği adına çok önemli bir adım. Hükümetin iddialarını anlamsız buluyor ve soruşturmanın zaten hükümet üyelerine ve çocuklarına dair olması nedeniyle kendilerine haber verilmesi diye bir durum mümkün olamayacağını söylüyorlar. Birisine “ben, seni ya da oğlunu takip ediyorum” diye önceden bilgi verilmesinin suç olduğunu ve esas amacın hükümeti yıpratmak değil temizlemek olduğunu ifade ediyorlar. Eğer hükümet kanadının yaklaşımı doğru kabul edilirse “hükümete dair hiçbir suç kovuşturulamayacağını”, zaten çıkartılan son yönetmelik değişikliğinin de bunu hedeflediğini düşünüyorlar. Gerçekten de zanlılarla, otorite sahiplerinin aynı kişiler olduğu durumlarda ne yapılacağı konusunda ciddi bir belirsizlik olduğu görülüyor.

Üstelik bazı AKP üyeleri ile ilgili yolsuzluk iddialarının yeni olmadığı da biliniyor. 11 yıldır iktidarda olan ve iktidarını giderek mutlaklaştıran her siyasi gücün bir miktar yozlaşması da kaçınılmaz bir durumdur.Bugün ortaya çıkan tabloya işini namusuyla yapan birçok AKP’li vekil ve bürokratın da tepkili olduğunu biliyorum. Sorun bunun olağan bir durum değil, olağandışı bir şeyler olduğunu varsayarak tepki gösterilmesinde.

Kanımca soruşturmalara tepki olarak ilk elde emniyetçileri görevden almak ve hakkında iddialar olan bakanları görevde tutmak ciddi bir taktik hataydı. Zira dışarıdan bakıldığında görünen resim, yolsuzlukları örtmek ve daha başka dosyaların açılmasını engellemek için çabalayan bir iktidar görüntüsü veriyor. Kızsalar da köpürseler de bu böyle. Atılması gereken öncelikli adım bakanların istifasını alıp, aklanana kadar görevlerine yenilerini atamaktı. Bu, yolsuzlukların üzerine nasıl gidildiğinin ve gidileceğinin de taahhüdü olur, üstelik itham edilen bakanlara da kendilerini aklama fırsatı verirdi.

Bence en büyük yanlışlardan birisi de bu bakanların kendilerini aklamaları için onlara hiçbir fırsat tanınmaması oldu. Bundan sonra onların temiz olduğunu ispatlayacak her belgenin, onlar tarafından üretildiği ve hükümet eliyle, “çıkar çatışması” olmasına rağmen kendilerine tahsis edilmiş bir otoriteden kaynaklandığı düşünülecek. Dünyanın neresinde kendisine dair bir soruşturmayı yürütmek o kişinin kendisine verilmiştir? Bu durum etik olmadığı gibi hukuki de değildir. Ben gerçekten samimiyetle bu bakanların ve çocuklarının aklanmasını temenni edenlerden birisiyim. Kanımca iktidar izlediği bu yöntemle, suçu maalesef bakanların üzerine yapıştırmış ve onları aklanma hakkından mahrum etmiştir.

Olayın diğer boyutuna gelince velev ki bu bir çetenin işidir, o çete üyeleri bilmez midir ki operasyonları yapanların görevden alınma ihtimalleri vardır? Onlar görevden alındıklarında kamuoyunda oluşacak hayal kırıklığının hesabını yapmamışlar mıdır? Belki başbakan Erdoğan’ın daha önceki tavırlarından onun nasıl davranacağı da aşağı yukarı belirlenmiştir. Belki tam da istenen bu yemin yutulması ve başbakan Erdoğan’ın yolsuzlukla savaşan değil onu örtmeye çalışan bir figür olduğunu ispatlamaktır. Daha da net söyleyeyim belki hedef bakanlar değil bizzat Erdoğan’ın kendisindir. Zaten görev süreleri bitmek üzere olduğu bilinen bakanlar yem olarak kullanılmış ve esas olta başbakana atılmıştır.

Bir süredir Türkiye’de bazı operasyonların hayata geçirildiği çok dillendirilen bir gerçek. Burada Türkiye’nin genel siyasi rotasının hedeflendiği söyleniyor. Eğer öyleyse böyle bir operasyonu önlemeye çalışırken esas operasyonu kendi elleriyle yapan bir iktidara dönüşmemek için akıllı olmak şarttır. Her stratejist bilir ki, taktik büyük stratejiyi vuruyorsa yanlış taktiktir. Bazen geri çekilmek stratejik zafere ulaşmak için, tercihen alınan taktik bir yenilgi de olabilir. Eğer operasyon varsa iyi tahlil edilmelidir.

Kanımca bu tür bir operasyonun atı ya da fili devirmeye değil,  Şahı mat etmeye yönelik olması daha mümkündür. Satrançta esas olan şahın korunmasıdır. Şahın diğer taşları korumak adına kelle koltukta ön saflara çıkması, kazanmayı imkansız, şahı korumasız kılar. Şah, göründüğü kadarıyla bir süredir yorgun düşmüş durumda. Ama en son aldığı yaralar daha derinlere nüfuz ediyor o açık. Kanımca mesele yerel ya da genel seçimler değil. AKP’nin iktidarını kaybetmesi kolay da değil, ama bu gidişle Cumhurbaşkanlığı seçimleri çok ilginç gelişmelere gebe olabilir.

Deniz Ülke Arıboğan, 23 Aralık 2013

 

Reklamlar