Etiketler

, , , ,

Ahmet-HakanOrtada kuyu var, yandan geç stratejisi…

Gezi’de ne yaptılar?

İsrail” dediler, “dış mihrak” dediler, “Amerika” dediler, “faiz lobisi”
dediler, “Zello” dediler, “Otpor” dediler, “Divan Oteli” dediler, “Soros”
dediler.

Asla ve kata…
Temel soruya…
Yani “Sabahın kör vaktinde barışçıl bir şekilde parkta sabahlayan gençlerin
çadırlarını niye yaktınız?” sorusuna bir türlü gelmediler.

Şimdi de aynısını yapıyorlar.

“İsrail” diyorlar, “dış mihrak” diyorlar, “Türkiye’yi çekemeyenlerin oyunu”
diyorlar, “Amerika” diyorlar, “Halk Bankası” diyorlar, “devlet içinde çete”
diyorlar, “paralel yapı” diyorlar.

Asla ve kata…
Temel soruya…
Yani “İyi de şu ayakkabı kutusundaki paralar, daha 30’uzuna bile gelmemiş genç bir adamın koca bakanlarla oyuncak gibi oynaması, çantalarla götürülen milyon dolarlarla ilgili iddialar ne olacak?” sorusuna bir türlü gelmiyorlar.

Bu, tam bir “ortada kuyu var, yandan geç” stratejisidir.

Stratejinin taktik adımları ise şunlardır:

– Kim ne kadar bağırıyorsa, iki kat fazla bağır.

– Kim hangi iddiayı ortaya atıyorsa, bin kat daha fazla iddiayı boca et.

– Öyle büyük bir plandan söz et ki, kimse milyon dolarları falan aklına
getirmesin.

– Öyle büyük bir gürültü kopar ki, çıkan gürültü arasında “Yolsuzluk iddialarına
maruz kalmış bir bakan nasıl koltuğunda oturabilir” sorusu kaynayıp gitsin.

– Amerika, İsrail falan de ki bakana verildiği iddia edilen 700 bin TL’lik saat
“devede kulak” sayılsın.

– Öyle bir ortam yarat ki “yolsuzluk” kelimesini telaffuz etmek bile bayağı bir
“babayiğit” işi olsun.

Tutar mı bu taktik?

“Ortada kuyu var, yandan geç” stratejisi…
Gezi’de tutmuştu.

Çünkü…
“Gezi’dekiler” ile “AK Parti tabanı” arasında kültürel, ideolojik, sınıfsal bir
uyumsuzluk vardı.
Derin bir uyumsuzluk.
Bu uyumsuzluk nedeniyle…
Anlattıkları “dış mihrak” masalları, “AK Parti tabanı” tarafından kolaylıkla
satın alındı.

Bundan dolayıdır ki…
“Gezi”, iktidarın ülke içindeki desteğine değil de ülke dışındaki desteğine
esaslı bir darbe vurdu.
İçeride değil de dışarıda itibar kaybına yol açtı.

Ama şimdi durum farklı…

İki nedenle farklı:

– BİR: Bu kez karşılarında “Gezi’ciler” yok, “Cemaat” var… “Cemaat” ile “AK
Parti tabanı” arasında kültürel, ideolojik, sınıfsal bir uyumsuzluk yok.
Aralarında bir fark var ama bu fark, hemen herkesin bir anda kavrayabileceği
türden bir fark değil. Anlatması çok zor bir fark…

– İKİ: Bu kez konu, “ağaç/çevre/betonlaşma/otoriterleşme/hayat tarzı” gibi daha
çok şehirli ve okumuş-yazmış kesimlerin dikkat kesildiği konular değil… Bu kez
konu yolsuzluk, rüşvet, milyon dolarlar falan… Ahalimiz ağaca, çevreye, yaşam
tarzına kulak asmaz ama bunlara dikkat kesilir.

İşte bu nedenle…
“Dış mihraklı/Haykırmalı/Boğuntuya getirmeli/Esas konuya bir türlü
gelmemeli/İsrail’li Amerika’lı” strateji…
Bu sefer Gezi’deki kadar işe yaramayacak.

Anlatılan masallara inananlar olacak tabii ki…
Ama inananlar, zaten inanmaya dünden razı olanlar.
“Çelik çekirdek” sayılabilecek taban yani…

Oysa…
Bakanları derhal görevden alsaydılar/İddiaların üzerine gidilmesine destek
olsaydılar/Yolsuzluğun ortaya çıkarılış biçiminin üzerine gittikleri kadar,
hatta ondan da çok yolsuzluğun üzerine gitseydiler/“Bana böyle bir operasyonu
nasıl yaparsın” demek yerine “Benim bakanım nasıl böyle işler içine girebilir”
deseydiler…

Ve tüm bunları yaptıktan sonra “paralel devlet” meselesine el atmaya
çalışsaydılar…

Kendilerine inanmaya dünden razı olmayan, yani kendilerine daha gevşek bağlarla
bağlı olan geniş tabanı da etkileyebilirlerdi.

Ne diyelim?
Söz de, karar da, taktik de, strateji de onların.
Belki de vardır bir bildikleri…

AHMET HAKAN COŞKUN / HÜRRİYET

KİTABA BOMBA MUAMELESİ ÇEKİLDİĞİNDE İTİRAZ ETTİM

‘Cemaat’çi mi olduk?
– AHMET ile Nedim tutuklandığında…
– Çok vahim hukuk ihlallerine imza atıldığında…
– Kitaba “bomba” muamelesi çekildiğinde…
– Basılmamış kitap bile suçlu ilan edildiğinde…
– Sanıkların telefonlarına sehven yüklemeler yapıldığında…
– Genelkurmay Başkanı “terör örgütü başı” suçlamasıyla içeri tıkıldığında…
Sesimi çıkardım, itiraz ettim, “Olmaz böyle şey” dedim.
Ancak…
“Bütün bu olup bitenlerin arkasında Cemaat var… İşte bunlar hep Cemaat’in işi” demedim.

BAŞBAKAN CEMAAT İDDİALARINI CİDDİYE ALMIYORDU

Peki neden?
Bu hukuk ihlallerine itiraz eden hemen herkes “Cemaat”i işaret ederken, ben neden “Cemaat” demedim?
Açıklayayım:

Çünkü…
– Başbakan “Cemaat” iddialarını zerre kadar ciddiye almıyor, “Bırakın da kahraman savcılar işlerini yapsınlar, çekindiğiniz bir şey mi var” diye gürlüyordu.
– Bakanlar, milletvekilleri “Cemaat” kelimesinin “c”sini bile telaffuz etmiyorlar, “kahraman savcılarımız” edebiyatı yapıyorlardı.
– İktidarı destekleyen kalemler, “Cemaat” diyenlere, “Her taşın altında Cemaat’i aramayın koçlar” diye laf çakıyorlardı.
– İktidarın yanında hizalanan tosunlar, “Cemaat” diyenlerle alay edip gırgır geçiyorlardı.

HÜKUMET OLUP BİTENLERDEN SONUNA KADAR RAZIYDI

Kısacası…
Olup bitenlerden sonuna kadar razıydı hükümetimiz.
“Ne Cemaat’i kardeşim! Bağırsak temizleniyor bağırsak” diyorlardı… “Bağımsız yargı” diyorlardı… “Olup biten her şeyden razıyız” diyorlardı… “Her şey benim kontrolümde gerçekleşiyor” diyorlardı…
Böyle bir ortamda…
“Hayır, sorumlu sen değilsin ey hükümet kardeş… Sorumlu Cemaat’tir, hepsini Cemaat yapıyor” denir mi?
Tabii ki denmez…
Ben de demedim.

ŞİMDİ HEPSİNİ CEMAAT YAPTI DİYORLAR

Gelelim bugüne…
Bugün hükümet, hepimize dönmüş ne diyor?
Şunu diyor:
“Hepsini Cemaat yaptı, hepsini Cemaat yapıyor… Dünküleri de Cemaat yapmıştı, bugünküleri de Cemaat yapıyor… Hadi hep beraber Cemaat’e yüklenelim.”
Ben de bu çağrıya…
“Yav he he” diye cevap veriyorum.

ZEKAMIZLA ALAY EDİLMESİNE İZİN VERMİYORUZ O KADAR

Kısacası…
“Cemaat’çi” falan olduğumuz yok.
Sadece aklımızla, zekâmızla, izanımızla alay edilmesine izin vermiyoruz, o kadar.

Reklamlar