Etiketler

, , , , , ,

Ahmet Hakan ASKERİ vesayete karşı mücadele etmek kutsal bir işti.

Yolsuzluklara karşı mücadele etmek de en az onun kadar kutsal bir iştir.

Dolayısıyla…

Askeri vesayete karşı mücadele verilirken hangi enstrümanlar kullanılıyorsa neden yolsuzluklara karşı mücadele verilirken de aynı enstrümanlar kullanılmasın ki?

Sonuçta…

İkisi de kutsal bir iş.

Zaten öyle de oluyor.

İşte bakın:

Askeri vesayete karşı mücadele verilirken hangi odak, hangi ekip, hangi cemaat ön plandaysa…

Yolsuzluğa ve kokuşmuşluğa karşı mücadele verilirken de aynı odak, aynı ekip, aynı cemaat ön planda…

Hatta ve hatta savcı bile aynı savcı:

Zekeriya Öz.

Askeri vesayete karşı yalın kılıç ortaya atılan oydu…

Yolsuzluğa karşı da yalınkılıç ortaya atılan o…

Ama işte görüyorsunuz:

Askeri vesayete karşı mücadele verilirken…

“Yaşasın! Türkiye bağırsaklarını temizliyor” diyenler.

“Her taşın altında Cemaat’i aramayın” diyenler…

“En kahraman savcı Zekeriya Öz” diyenler…

“Dokunulmaz denilen generallere dokunuluyor… Ne güzel” diyenler…

“İşte böyle kahraman bir savcı çıkar ve vesayete tokadı basar” diyenler…

“Önemli olan vesayeti geriletmektir, isterse işin arkasında Cemaat olsun” diyenler…

“Askeri vesayetle mücadelede yöntemin hiç önemi olmaz” diyenler…

Şimdi tam tersini söylüyorlar.

Hiçbiri ama hiçbiri…

“Yaşasın! Yetim hakkının hesabı soruluyor” demiyor.

“Her taşın altında Cemaat’i aramayın” demiyor.

“Kahraman savcı Zekeriya Öz” demiyor.

“Dokunulmaz denilen bakan oğullarına dokunuluyor… Ne güzel” demiyor.

“İşte böyle kahraman bir savcı çıkar ve yolsuzluğa basar tokadı” demiyor.

“Önemli olan yolsuzlukla mücadeledir, isterse işin arkasında cemaat-hükümet kavgası olsun” demiyor.

“Yolsuzlukla mücadelede yöntemin hiç önemi olmaz” demiyor.

Ben ömrüm boyunca çok çifte standart, çok riyakârlık, çok çark gördüm.

Fakat bu kadar barizini, bu kadar göstere göstere olanını, bu kadar netini, bu kadar iyot gibi açığa çıkanını hiç ama hiç görmedim.

İşte bunlar hep denetimsizlikten

KUVVETLERİ ayırmayıp birleştirmeye kalkarsanız.

Medyada yolsuzluk haberi vermeyi acayip belalı bir iş haline getirirseniz…

Yargı denetiminin size işlemesinin önünü keserseniz…

Sayıştay denetimine bile geçit vermezseniz.

“Gözünün üstünde kaşın var” bile denemeyecek bir ortam yaratırsanız.

“Nasıl olsa denetim yok” şeklinde bir algı yaratırsanız.

Bakan oğullarına “Hangi çılgın bize operasyon çekecekmiş şaşarım” algısını yerleştirirseniz.

Etrafınızdakilerin “nasıl olsa hesabı sorulmuyor” hayaline kapılıp pervasızlaşmalarına olanak sağlarsanız.

Bir sürtüşme anında…

Elde tutulan yolsuzluk dosyaları, işte böyle “küt” diye ortaya çıkarılır.

Ve operasyon başlar.

Eğer yargısal denetimi boğmasaydınız…

Eğer medya denetimini boğmasaydınız…

Eğer Sayıştay denetimini boğmasaydınız…

Eğer etrafınızdakilere “kimse size dokunamaz koçlar” güvenini telkin etmeseydiniz…

Değil Cemaat, feriştahı gelse size kimse bir şey yapamazdı.

Toplum olup bitenleri “Vay anam vay neler dönmüş böyle Serhat” diyerek izlemek durumunda kalmazdı.

Ve sizler de böyle şaşkınlıktan ne yapacağını bilemez hale düşmezdiniz.

Bak, ne diyor Başbakanımız

TARİH: 19 Ocak 2009

Ergenekon Operasyonu’na imza atan Savcı Zekeriya Öz hedefte…

Başbakan Erdoğan, Savcı Öz’e yönelik eleştirilere yanıt veriyor.

Hem de pek veciz bir şekilde.

Lütfen dikkatle okuyalım:

İtalya’da ‘Temiz Eller Operasyonu’ olduğu zaman İtalya’yı Türkiye’ye örnek gösterenler, lütfen şu anda Türkiye’de ‘Temiz

Eller Operasyonu’ yapanlara saygı duysunlar.

Bir gazetenin bir mensubu ta İtalya’ya gitmiş. Kimi bulmuş? ‘Temiz Eller Operasyonu’nun savcısını bulmuş. Onunla söyleşi yapıyor. Ne kadar güzel! Tamam da benim ülkemde bu operasyonu yapana da saygın olsun… Niye ona durmadan vuruyorsun?

Bırakın bakalım nereye varacak bu işin sonu. Rahat olun! Anadolu’da güzel bir söz var: Abdestinden şüphesi olmayanın namazından şüphesi olmaz. Mesele bu.

İktidar için 4 maddelik kurtuluş reçetesi

BİR: Polise ve savcıya müdahale etmek, o polisi alıp başka polisi getirmek, savcılara gözdağı vermek yerine… Polisin ve savcının rahat çalışmasına imkân tanırsanız ve bunu samimiyetle yaptığınıza herkesi ikna ederseniz kurtulabilirsiniz.

İKİ: Polisi görevden almak, savcıyı bunaltmak gibi işlere tevessül edip “bunlar yargıdan kaçıyor” izlenimi vermek yerine…

“Soruşturmada adı geçen bakanlarımız istifa ediyor… Çiğ yemedik ki karnımız ağrısın… Hadi soruştur bizi aslanım” diye meydan okuyabilirseniz kurtulursunuz.

ÜÇ: “Vatan-millet–Sakarya– Amerika– İsrail–cunta–komplo” türküleri söyleyerek mağduriyet zırhını kuşanmaya çalışmak yerine…

“Yolsuzluk iddiasına maruz kalan babamın oğlu da olsa soruşturulur… Hırsızlık yaptığı iddia edilen kızım Fatıma da olsa soruşturulur…”  diye gür bir seda ile haykırabilirseniz kurtulursunuz.

DÖRT: “Zamanlama manidar” ya da “İyi ama neden şimdi” veya “Emniyet yargı cuntası var, bu işi hep onlar yapıyor” gibi meselenin özüne dokunmayan sızlanmalarla olayı geçiştirmek yerine… “Ey cunta! Bizim alnımız ak, gel soruştur, elinden geleni ardına koyma” diye meydan okuyabilirseniz kurtulursunuz.

Tutuklanacaksın oğlum Rasim

OĞLUM Rasim, tutuklanacaksın. Hapislerde çürüyeceksin.

Polisler ve savcılar son hazırlıklarını tamamladı. Ek iddianame geliyor. Demir parmaklıklar seni bekliyor oğlum.

Aklını başına al. “Haydaa” ya da “maydaa” falan diye höykürme.

Bana da kızma… Ben elçiyim oğlum elçi… Elçiye zeval olmaz.

Ayrıca önümüzdeki salı senin depremin olacak.

Şaka lan şaka… Şaka yaptım Rasim.

Korkma. Korkma.

Hakkımda onlarca kez yazıp söylediğin şeylerin tıpatıp aynısını sana yazarak azıcık empati yapmanı istedim. Nafile bir çaba olduğunu bilsem de seni birazcık utandırmak, yüzünü bir santim olsun kızartmak istedim. Korkma. Rahat oyna.

Reklamlar