Etiketler

, , , , , ,

Elif ÇakırProje İnternet sitesinde Proje bir Kadın….

28 Şubat Fadime’sinin eli kalem tutan “Gazeteci” görünümlü hâli…

İbretlik olsun diye arşivlediğim bir başka FİTNAZ’ın yazısı… Günü geldiğinde kaynatıp şifa aradığında içireceğim kendine…kendine… Tesettür gibi bir İslâmi örtü ardına saklanıp, İslami argümanlarla ve elinde tek delil yokken fitne üretmek böyle bir şey. “Allahûmme ecirna min fitnetinNİSA” duasını tam anlamıyla hak ediyor bu Su-i zan Abidesi şirret!

Osamimiyetine güvenmediği ve takiyye yaptığını iddia ettiği Bilge insanın şerirler için can yangısıyla ettiği duanın muhatabı olur inşallah!

MEDYAGUNDEM.COM- Star gazetesi yazarı Elif Çakır bugün cesurca bir yazı kaleme aldı.  Şantajcıları, şantajcıları koruyan cemaate de, paralel devlet çetesine de meydan okudu.

Çakır’ın yazısındaki, “Kavganın seviyesizliğinden, ahlaksızlığından, otel odalarına-banyolarına kamera yerleştirilerek bakanların, milletvekillerinin mütesettir eşlerinin, çocuklarının görüntülerinin alınmasından, insan onurunu zedeleyen ‘sınırsız şantajcılarınızdan’ kimse utanmasa da bizler utanıyoruz.” diyerek illegal yapının insanların banyolarına otel odalarına kadar girdiğini deşifre etti.

İşte yazısı:

HEZEYANLARINIZ 

Medyaya ‘İşte Fethullah Gülen’den sert açıklamalar! İşte beddua ettiği anlar!’ başlığıyla yansıyan ve ‘o çirkin kasetçileri, şantajcıları’ tanımadığına inanmamızı isteyen, bizleri inandırmak için de hezeyan içerisinde sarf edilen “Allah onların evlerine ateşler salsın, yuvalarını yıksın, birliklerini bozsun, duygularını sinelerinde bıraksın, önlerini kessin, bir şey olmaya imkân vermesin’ şiirsel beddua soslu sözlerini üzülerek dinlediğimi söylemeliyim…

Üzülerek dinledim. Maalesef  sahiciliği ve inandırıcılığı noktasında bir şey diyemeyeceğim.

Zira günlerdir sabah akşam Gülen Hocaefendi konuşuyor ve maalesef ne konuşuyorsa aksi tecelli ediyor.

KENDİ KARDEŞLERİNİZİN BOĞAZINI SIKTIRACAK KİRLİ OYUNUN PARÇASI HALİNE NASIL GELDİNİZ? 

Kendi kardeşlerinizin boğazını sıktıracak, insanların sadece onuru değil dini duygularına hasar verdirecek kadar kirli bir oyunun parçası haline nasıl geldiniz? Odatv’nin bile kapısından geri çevrilen bu ‘yüzleri karanlık’ kirli adamlar kimler?

BİZ GÜNLERDİR UTANIYORUZ 

Sahi, Fethullah Gülen sabah akşam konuşup telin edince, sizler yazılarınızın başlığına afili ‘utanıyorum’ başlıkları atınca inandırıcı mı oluyorsunuz? Sizi bilmem ama günlerdir olup bitenden bizler insanlık adına ‘utanıyoruz’! Ve bu utanma ‘yazı başlığına’ çekilmiş bir utanma da değil!

Cemaati temsil ettiğini söyleyerek cemaat adına ‘Hiçbir ahlaki sınır tanımıyoruz’ diyen ahlaksız şantajcılarla ‘aynı dini hassasiyetlere sahip olduğumuz’ için utanıyoruz.

OTEL ODALARINA VE BANYOLARINA KAMERA YERLEŞTİRDİNİZ

Kavganın seviyesizliğinden, ahlaksızlığından, otel odalarına-banyolarına kamera yerleştirilerek bakanların, milletvekillerinin mütesettir eşlerinin, çocuklarının görüntülerinin alınmasından, insan onurunu zedeleyen ‘sınırsız şantajcılarınızdan’ kimse utanmasa da bizler utanıyoruz.

KİMSE YEMİYOR ARTIK 

Bırakın demokratik ülkelerde, hukuk devletinde ‘yolsuzluk rüşvet’ olmaz edebiyatıyla yapılan ahlaksızlığın üzerini kapatmaya çalışmayın. Kimse yemiyor artık.

Evet, Türkiye’de hukuk devleti olsaydı ‘yolsuzluk-rüşvet’in arkasına sığınarak iktidar devirmeye kalkışamayacağınızı da bunun bedelini ödemeye ömrünüzün yetmeyeceğini de bilir vedahi buna cesaret de edemezdiniz!

Bir de hukuk, demokrasi sakızı çiğniyorsunuz öyle mi?

DARBECİLERİN BİLE AHLAKI VARMIŞ

Şu yaşananlara bakınca insanın ‘yahu darbecilerin bile bir ahlakı varmış’ diyesi geliyor.

Keşke Fethullah Gülen hepimizin gönlünde ‘gözü yaşlı, Allah dostu, peygamber aşığı ve veli olarak’ kalabilseydi.

GÜLEN’İN TAKİYYECİ AÇIKLAMALARI

Keşke Fethullah Gülen tüm bu olup bitenleri reddediyormuş gibi yaptığı takiyyeci açıklamalarla aynı zamanda cemaatinin anlayacağı dilde ‘haydi devam’ mesajları vererek bir de akıllarımızla dalga geçmeseydi ve gönüllerimizde onulmaz yaralar açmasaydı.

Düne kadar hala samimiyetinize inandığım için ‘keşke böyle olmasaydı’ diyordum… Şimdi ise keşkeler yok lügatimizde.  Her şeyin farkındayız.

Yıllarca mütebessim yüzlerinize baktığımızdan, üzerlerine ‘Allah için vur’ yazısıyla kendi nezdinizde meşrulaştırdığınız sopalarınızı görememişiz. Tam da bu yüzden ‘28 Şubat’ta biz daha iyiydik’ sözlerinizin aslında bir arsızlık, bir utanmazlık olduğunu fark edemeyip tuhaf bir şaşkınlık içerisinde 28 Şubat’ta nelerin yaşandığını sıralayıp durduk yıllarca.

YANILMIŞIZ 

Vesayetçi rejimle kelle koltukta mücadele eden, hayatını ortaya koyan ‘adam’a utanmadan, sıkılmadan, demediğinizi bırakmadığınız halde yine de anlamaya çalıştık.

Yanılmışız.

Evet, biraz geç oldu ama ‘takiyyeli’ dillerinizin şifrelerini çözdük nihayet.

Biz 1 deyince gerçekten kastettiğimiz 1 oluyordu. Bahse konu siz olunca 1 deyince başka türlü anlamamız gerekiyormuş meğer.  28 Şubat’ta burnu kanamayanlara, kılına zarar gelmeyenlere oturup 28 Şubat garabetini anlatmaya çalıştık.

Şimdi anlıyorum.

ASKERİN POSTALI VARDI SİZİN ŞANTAJ KASETLERİNİZ

28 Şubat davasına ‘düdük çalarak’ sahip çıkmanızdan daha doğal ne olabilirdi ki?

Siz aslında ‘28 Şubat mukayesesini’ bizler için yaptınız ve şu mesajı verdiniz hepimize:

‘28  Şubat’ı mumla aratacağız size!’

Arıyoruz sahiden de…

O dönem ötekileştirildik, memleketten kovulduk, ikna odalarına girdik.

Askerin postalı vardı, tankı vardı, tehdit vardı, tahkir vardı… İstemedikleri siyasetçileri tehdit ediyorlardı elbette…

Ama bu kadar kirli kasetlere, ama bu kadar aşağılık şantajlara onlar bile tevessül etmemişlerdi.

AND OLSUN BUNLARI DA AŞARIZ

Şimdi beni dinleyin…

28 Şubatı atlattık, 27 Nisan e muhtırasını atlattık, 367 krizini geride bıraktık.

Bugünleri de geride bırakırız Allah’ın izniyle…

Büyük yolsuzluk operasyonu… Halk Bankası… İmparatorluğun çöküşünü izlemek… Ellerini ovuşturan Ricciardone! Vay anam vay! And olsun sizleri de aşarız.

ELİF ÇAKIR

*** Oysa 180 derece tersine çevirelim ve 2009’a gidelim:

OLDUĞU GİBİ 

Yirmili yaşlarımda çeşitli cemaatlerin toplantılarına, sohbetlerine hem tanıma amaçlı hem de o cemaatlere mensup olabilme hevesi içerisinde girip çıkmışlığım oldu.

Hırçın yapımı isyankâr halimi törpülemek arzusuydu daha çok. Nefis terbiyesi hali.

Zira bir gruba dahil olanların munis haletiruhiyelerinden etkileniyordum.

Huzursuzluk halimin bu şekilde düzeleceğine inanıyordum.

Ancak bütün girişimlerim, çabalarım ve ziyaretlerim hüsranla sonuçlandı.

Uzunca zaman bende bir sorun olduğunu, arızalı olduğumu düşündüm.

Sonra bu arızalı halimi sevmeye başladım.

O dönemlerde birkaç kez hoca efendiyi dinlemeye gitmişliğim de vakidir.

Ancak klasik anlamda hiçbir cemaatin müntesibi olamadım.

Ancak bu da demek değil ki, kim iyi bir iş yapıyorsa, ona elimden geldiğince katkıda bulunmuyorum.

Ama bu sadece, belli bir cemaat, belli bir düşünce etrafında toplanmışları desteklemek anlamında değil. Kim ne iyi iş yapıyorsa, bu toplumun herhangi bir ihtiyacını gideriyorsa, İslamcı olsun, sosyalist olsun, laik olsun destek vermekten yanayım. İyi işin destekçisi olmak kötüyü kovar diye düşünüyorum.

Bütün bunları niye söyledim?

Pazar günü Hürriyet gazetesinde Başar Arslan’la yapılan röportajı okudum da ondan. Okumayanlar için, sunuş yazısının temel argümanının “Taraf gazetesinin arkasında kim var? Fethullah Gülen mi?” olduğunu hatırlatalım.

Bu söz önemli…

“Bu işin arkaplanında cemaat vardır” sözü artık popüler bir yaftalama sözü.

Benim asıl merak ettiğim soru bu insanlar gerçekten korkuyorlar mı yoksa birileri bunların korkmalarını mı istiyordu.

Nitekim televizyon programlarında ya da köşelerinde korku çığırtkanlığı yapanların, hemen akabinde “aslında korkmadıkları, lafın gelişi öyle söyledikleri” itirafları da gizli saklı değil.

Halkın yararına bir şeyler yapıyorsanız mutlaka arkanıza cemaat desteğini almış olmalısınız.

Zira birilerine göre ülkenin adeta bir korku cumhuriyeti olmasının arkasında hep cemaat var, hadi daha ileri gidelim F tipi yapılanma var. (Çok şükür ki, bu ifade “Feto” ifadelendirmesinden biraz daha edeplice. Hani Abdullah Öcalan’a Apo denmesiyle Fethullah Gülen hocaya Feto denmesi arasında bir ifade birliği kurularak, Apo’nun halk arasında nasıl bir imgesi var ise, Feto denilerek de aynı imge sağlanmak isteniyor. Ülkenin iki belalısı, Apo ve Feto. Ha Apo, ha Feto yani…)

Asker içerisinden dosya sızdıranlar da, iktidarın arkasında olanlar da hep onlar.

Artık, klasik cumhuriyetçilerin zihin dünyasında bu konu o kadar ileri götürüldü ki, tipik bir panik atak başlangıcı haline geldi.

Telefonlarının dinlenmesinden korkuyorlar. (Artık telefonlarda küfrederek dahi konuşamıyorlarmış, maazallah yanlış anlaşılır polis kapılarında dikiliverirmiş.)

Bilgisayarlarındaki bilgilerden korkuyorlar.

Günlüklerinden korkuyorlar.

Gazeteci olarak bilgisayarlarında belge arşivi yapmaktan korkuyorlarmış…

Bütün bu korkularının günah keçisi de, F tipi yapılanma imiş.

Türkiye’nin öyle makûs bir kaderi var ki, ne yapsa ne etse bir türlü düşmanlardan tehlikelerden, etrafı sarılmışlıktan kurtulamıyor.

Sürekli bizi yok etmeye çalışıyorlar.

*

İşte bu röportaj çevresinde sorulan sorular, henüz birkaç gün önce, Türkçe Olimpiyatları seçmelerini izlemek için gittiğim Almanya’daki izlenimleri yazmayı gerekli kıldı.

Bu cemaatin dünya çapında okullar açabiliyor olması şaşırtıcı gibi geliyor.

Nasıl oluyor da, her yerde kolaylıkla okullar açabiliyorlar sorusunu soranlar az değil. (Ben de pek ilgilenmediğim halde, merak ediyordum.)

Eğer bulunduğunuz ülkenin eğitim sistemiyle paralel hareket edebiliyorsanız, hiçbir yerde okul açmak zor değil. Yeter ki imkânınız olsun, ve en önemlisi ufkunuz olsun. Çünkü imkânı olmak hiçbir şey değil aslında. Yoksa bu ülkede, bütün imkânlara rağmen yapılamayanların çetelesini tutmaya bilmem kimin sabrı yeter…

Almanya’da ilköğretim ve lise düzeyinde 16 okul var Türklerin kurduğu.

Binasıyla, eğitim kalitesiyle, öğretmenleriyle hepsi on numara.

Hatta, Alman eğitim bakanları, bu okullardaki başarı üzerine, ortaklaşa faaliyet içine girmeyi bile uygun görmüşler. Çünkü Alman toplumunda gençlerin ruh hali pek parlak değil ve bunların rehabilitesi için Türk okullarındaki rehberlerden yardım talep ediyorlar.

Konumuz okullar olmadığı için, burayı kısa kesiyorum.

Mesele, Türkiye’de yaratılmaya çalışılan cemaat korkusunun ne anlama geldiği…

Bu ülkede statüko, iyi iş yapanın düşmanıdır, maalesef cumhuriyet tarihi boyunca bunu belledik.

Ya da şöyle diyelim, iyi iş yapan, “bizden” değilse, vatan hainidir, mutlaka başka güçlerle irtibatı vardır. İnsanların aklını çelmek için yapıyordur.

Ülkesi için iyi işler yapanların, eli kanlı teröristlerle bir tutulduğu garip bir ülke burası.

Ama köprünün altındaki sular, akıyor. (Hele bir de bu sene iyi yağmurlar var ki, gürül gürül akacak gibi görünüyor.)

Şunu açık yüreklilikle ifade edeyim, eğer bu ülkeyi hâlâ darbelerle yönetmeye kalkışanları ifşa edenler bu cemaatse, hiç kimse bundan şikâyetçi değil.

Bu ülkede, üniversiteler ve diğer eğitim kurumları, laikçilik zorbalığından başka gençlerine dünyaya ilişkin hiçbir vizyon ve ideal veremiyorsa, hiç kimse bu okulların çoğalmasından şikayetçi değil.

Bu ülkede, kendi toplumunun her kesimine sudan sebeplerle düşman olan bir devlet yapısı varsa bu değiştirilmek isteniyorsa, hiç kimse bundan şikâyetçi değil.

Cemaat, Ak Parti falan hikâye.

Korkunun sebebi başka.

24.03.2009 / Taraf

 

Reklamlar