Etiketler

, , ,

Yusuf KaplanÜlkenin Müslüman omurgası çöküyor ama biz ‘iktidar savaşı’ veriyoruz!

Nasıl büyük bir felaketle karşı karşıya olduğumuzu görebilecek çapta cins kafalar yok bu çorak ülkede.

10-15 yıl öncesine kadar, İslâm, bu toplumun ruhu, Müslümanlık da bu toplumun omurgasıydı. Ama artık değil. Ürpertici ama gerçek bu!

‘KATI’ LAİKLER VE ‘SIVI/LAŞAN’,

SIVIŞAN PLASTİK MUHAFAZAKÂRLAR

Toplum, ilk bakışta, iki ana kampa bölünmüş gibi görünüyor: Çok iyi tanıdığımız ‘katı’ seküler blok ile artık tanıyamadığımız, sekülerleşmek için can atan, İslâmî ideallerini, ilkelerini, kaygılarını terkeden, her fırsatta sıvışan ve kolaylıkla sıvılaşan, sürgit plastikleşen ve plastik bir malzemeye dönüşen, sonuçta, bu ülkenin İslâmî ruhunun ve Müslüman omurgasının çökmesine aldırış bile etmeyen, adına muhafazakâr denen ikinci blok.

‘Katı’ seküler blok ile sekülerleşmek için can atan ve toplumun daha büyük gövdesini oluşturan tuzu kuru plastik muhafazakâr blok arasında bir mahiyet farkı kalmadı neredeyse…

‘Katı’ seküler blok da, ‘sıvı’ muhafazakâr blok da, sadece siyasî, ekonomik, bürokratik… iktidar yapılarını ele geçirme kavgası veriyor artık!

‘POŞETE GİREN’ CEMAATLER:

GETTOLAŞMA VE TOPLUMUN İNTİHARI

Dahası, neredeyse bütün İslami kesimler, ‘iktidar savaşı’ veriyor: Gettolaşıyor.

Gettolaşma, -ilk bakışta farkedilemeyen-, bir bağımsızlık ilanı, iktidarını garantiye alma iradesi ortaya koyma beyanıdır.

Ama gerek ‘katı’ laiklik biçiminde olsun, gerek ‘sıvı’ muhafazakârlık biçiminde olsun, gerekse ‘kaskatı’ gettolaşma biçiminde olsun her türlü bağımsızlık / kabilecilleşme ilanı, her türlü iktidar arayışı, hem bütün taraflar için, hem de toplumun bütünü için bu ülkenin geleceği açısından tastamam intihardır!

Neredeyse bütün İslâmî cemaatler, toplumdan kopuyor, içlerine kapanıyor.

Ne adına peki? Sekülerleşen, kirlenen bu bayağı hayattan ve dünyadan korunmak adına elbette ki!

Sonuçta, her cemaat, sadece ‘cemaate özel’ ‘kapalı devre’ yayın yapan dergiler çıkarıyor; uydudan, hatta internetten yayın yapan televizyonlar kuruyor.

Ama bir süre sonra bu televizyonlar, cemaat mensupları tarafından bile izlenmiyor; sözkonusu cemaat dergileri ise poşetten bile çıkmıyor; okunmuyor yani.

Dergilerin poşete girmesi, semiyolojik olarak okunduğunda, aslında cemaatin ‘poşete girmesi’ anlamına geliyor: Cemaat, o ‘poşetin içine’ yani kendi gettosuna hapsoluyor; toplumu kendi hâline terkediyor!

TOPLUMU KENDİ HALİNE

NASIL TERKEDERİZ!

Bütün bunlar, İslâmî kesimlerin toplumu, dolayısıyla meydanı, yoz, bayağı ve yozlaştırıcı eğitim, kültür ve medya rejimine terketmelerine yol açıyor.

Böylelikle bu yoz, çözücü, ayartıcı ve vahşî neoliberal, postmodern kültür, hem toplumun, hem de daha önemlisi de çocuklarımızın, genç kuşaklarımızın dünyalarını ve zevklerini, hayallerini ve hayatlarını şekillendiren yegâne omurga katına yükseliyor.

Sonuçta, toplumun varlık nedenini oluşturan, bizim tarih yapmamıza, tarihte varlık göstermemize imkân tanıyan İslâmî ruh ve Müslüman omurga çöküyor.

ÇIKMAZ SOKAK!

Yabancılaştırıcı, mankurtlaştırıcı ve sömürgeci eğitim sistemi, bütün değerlerimizi yıkıcı, yok edici kültür-sanat dünyası ve nihayet hızı ve hazı mutlaklaştıran ama sonuçta genç kuşaklarımızı hızın ve hazın kulu kölesi hâline getiren, ruhköklerimizi yerle bir eden medya rejimi, bu toplumun Müslüman omurgasının çökertilmesinde kilit rol oynuyor.

Ve bu yoz ve yozlaştırıcı eğitim, kültür ve medya dünyası, İslâmî kesimleri bir yandan hızla sekülerleştirirken, öte yandan bu yozlaşmadan sözümona korunma kaygılarıyla kendi gettolarına hapsolmaya sürüklüyor!

Neresinden bakarsanız bakın, tam bir çıkmaz sokak bu!

Oysa korumacılık, sadece İslâmî ruhun ve Müslüman omurganın çökmesine yol açmakla kalmıyor; aynı zamanda, kurucu alanların yok olmasına ve önaçıcı adamların meydanı boş bırakmalarına yol açıyor.

O yüzden eğitimde, kültürde ve medyada büyük ve köklü paralel devrimler yapamazsak, iki kuşak sonra sadece biz yok olmayız; bölgenin umudu da yok olur.

ALLAH, GAZABIYLA MUAMELE EDERSE, ‘YARIN’ BUNUN HESABINI VEREMEYİZ!

O yüzden bütün İslâmî kesimleri, akl-ı selime, basirete, ferasete; gettolarından çıkmaya, toplumu kendi haline terkeden kaçış biçimlerine derhal son vermeye ve ülkenin geleceğini, İslâmî ilkeler çerçevesinde kuracak, herkese ve her kesime -yeniden- hayat sunacak, adalet, hakkaniyet ve kardeşliğe dayalı bir medeniyet fikri kazandıracak eğitimde, kültürde ve medyada paralel devrimler yapmak için kolları sıvamaya davet ediyorum.

Şu zillet hâline bakar mısınız lütfen!

Bu ülkede İslâmî ruh ve Müslüman omurga çöküyor; toplum, genç kuşaklarımız, yoz ve yozlaştırıcı, mankurtlaştırıcı ve sömürgeci eğitim, kültür ve medya rejimi tarafından yok ediliyor ama biz iktidar kavgası veriyoruz!

Bundan büyük felaket, bundan büyük zillet olur mu?

Allah, gazabıyla muamele ederse, bunun hesabını nasıl veririz bu ülkenin ve bölgenin masum ve mazlum halklarına!

Aklımızı başımıza devşirelim ve hep birlikte ‘geleceğimizi nasıl kurtarabilir ve kurabiliriz’ yakıcı meselesi üzerinde kafa yoralım lütfen!

Yarınki yazıda eğitimde paralel devrim meselesini tartışacağım…

Reklamlar