Etiketler

, , ,

mümtazerDershane gündemini, Uluslararası Öğrenci Başarısını Değerlendirme (PISA) araştırmasının sonuçları tamamladı.

Önümüzde eğitim sistemini ve politikalarını yargılayacağımız kapı gibi bir sonuç duruyor. Türkiye, 65 ülke arasında 45. sırada. Dünya ile mukayese ederseniz, son on yılda hiçbir ilerleme ve gelişme olmamış. Bu araştırma sonuçlarını, eğitim sistemimizin girdiği uluslararası sınavdan aldığı notlar olarak yorumlayabilirsiniz. Sonuç bir felaket; ama bu tablo yeni değil.

PISA, üç temel alanda temel eğitimi tamamlayan 15 yaş grubu gençlerin kazandıkları becerileri ölçüyor. Bu alanlar, matematik, temel bilimler ve dil becerileri. Eğitim sisteminin ve okulların varlık sebebini oluşturan bu alanlarda sahip olduğunuz performans, hemen hemen bütün sektörlerde sahip olduğunuz potansiyelin habercisi. Durum iyi değil, iyiye doğru gittiğine dair bir işaret, bir umut ışığı da mevcut değil. Daha kötüsü, bu sonuçları önüne koyup “biz nerede hata yapıyoruz” diyen eğitimciler ortada yok. Bu felaket tablosunu “olumlu”bulduğunu açıklayan Milli Eğitim Bakanlığı’ndan ileri bir adım bekleyebilir misiniz?

Eğitimi çok önemsiyoruz, devlet olarak dünya kadar bütçe ayırıyoruz; aileler çocuklarının eğitimi için hiçbir fedakârlıktan kaçınmıyor. Önemsiyoruz, ama ilgilenmiyoruz. Çocukların ev ödevleri için anne-babalarından aldıkları destek ile hükümetin eğitime katkısı arasında bir fark yok. İkisi de iyi niyetli, ama isteksiz ve sonuçta etkisiz. Galiba bizler de bu eğitim sisteminin eseriyiz ve bu sistem kendisini, verdiği eğitim ile koruma altına alıyor;  hiçbirimizde değiştirecek mecal bırakmıyor. Çocukların ders kitaplarını açıp bakmak bizlere ölüm gibi geliyor; politikacılar da derslerine çalışmıyor.

PISA araştırma sonuçlarına bakanlık bürokratlarının yorumları, araştırma bulgularından daha umut kırıcı. 65 ülke arasında 45. sıradan “mutlu” sonuçlar çıkartan bakanlığın iflah olma ve eğitimi de yoluna sokmak için teşebbüse geçme niyeti olamaz. Reformlar her zaman bürokrasiyi tedirgin eder; çünkü değişim bürokrasinin yerleşik çıkarlarını tehdit eder. MEB, eğitim üzerinde artık tahammülfersa hale gelmiş ağır bir yük. Bakanlığı kapatsanız, eğitimden aldığımız randıman otomatik olarak artar. Sadece personel genel müdürlüğü gibi çalışan, eğitim politikalarına ve reform çabalarına dair en küçük bir gayretin içine giremeyen bu hantal bürokrasiyi aşarak çocuklarımızın ve ülkenin geleceğini kurtarmak çok zor.

PISA’nın eğitim sistemi için çizdiği felaket tablosunda Bakanlık bürokrasisinin perişan yerini, dershane gündemi ve imam-hatiplerin vaziyetini takip ederek göstermek mümkün. Başbakan “dershaneleri kapatın” diye talimat veriyor; Bakanlık zevahiri kurtaracak basit bir hazırlık bile yapamıyor. “Dershaneler kapatılınca ne olacak?” sorusuna, bu tartışmanın başladığı zaman içinde bile bir cevap bulunamamış. Hükümet imam-hatiplerin önünü açmak için büyük riskler alarak ve şiddetli bir muhalefetle boğuşarak 4+4+4 sistemini getiriyor ve bu okullar için hiçbir fedakârlıktan kaçınmıyor; ama netice tam bir fiyasko. Kontenjanlar yarı yarıya boş ve sadece talep sıkıntısı yok; öğretmen açığı da çok fazla. Nereden baksanız beceriksizlik.

Eğitim sistemi üzerindeki ağır ideolojik yükler, müraî bir bakanlık bürokrasisi vücuda getirdi. Bakan’a ve müsteşarına yazık oluyor. Eğitim alanındaki beceri değil, bu ideolojik baskılara bürokratik uyum sağlama yeteneği başarının ölçüsü oldu. Şimdi ise siyaset, bu ideolojik yükün altında pestili çıkmış bürokrasiye “dershane kapatma” gibi altı doldurulmamış ve hazırlığı yapılmamış görevler yüklüyor. Aklın ve mantığın dışında iş görmeye alışkın bürokrasi “hemen yasaklayalım”  diye devreye giriyor. Böylece, devlet okullarının bir işe yaramadığını ispatlayan mukayese imkânı da, dershanelerde birlikte ortadan kalkmış oluyor. Peki ya gelecek? Üç yıl sonra yapılacak PISA araştırmasında, dershaneler kapatıldığı için Türkiye birkaç basamak aşağıya indiği zaman, mutlaka başka bir açıklama bulacaklardır.

MÜMTAZER TÜRKÖNE

Reklamlar