Etiketler

, , , ,

tarıkGeçen pazar günü, BUGÜN TV’de Erhan Başyurt, Faruk Mercan ve Adem Yavuz Arslan’la birlikte özel bir program yaptık. Hükümetin aniden gündeme getirdiği ve acele ettiği “Dershaneleri Kapatma” taslağını konuşup analiz ettiğimiz bir program oldu.

Yayından sonra gördüm, Başbakanlık Müşaviri Yusuf Yerkel şöyle bir tweet mesajı paylaşmış:

“BUGÜN TV’de konuşanların dili Gezi Parkı’nda kullanılan (taşlı, sopalı, molotoflu) dilin sivilleşmiş halidir.”

Oysa… 15 gündür yürüyen dershane tartışması, sokağa hiç inmedi, kimse yürümedi. Kimse polisle karşı karşıya gelmedi, Dolmabahçe’deki Başbakanlık Ofisi ve Çankaya Köşkü hedef tahtasına oturtulmadı, banka ATM’leri parçalanmadı, ölü-yaralı yok.

Taş, molotof, sopa olmayınca… Bunun sivilleşmiş hali nasıl oluyor?

İcraat ve tasarrufları eleştirme hakkımız yok mu?

Ne yazık ki son dönemde “Hayır” diyen, “Burada bir yanlış var” diye itiraz eden otomatikman “Gezici” oluyor. Bundan biz de nasibimizi aldık.

Gezi’de ne yaptık?

Başbakanlık Müşaviri Yusuf Yerkel çok iyi hatırlayacaktır.

Biz, İpek Medya Grubu olarak (Kanaltürk, BUGÜN Gazetesi, BUGÜN TV ve Kanaltürk Radyo)Gezi’de halkı sokağa dökme provokasyonuna şiddetle karşı çıktık. 

Bizzat… Eylem çağrısı yapan, “1 milyon insan Taksim’e” kampanyası yürüten, Twitter’da protestocular için ihtiyaç listeleri yayımlayan, Londra’dan dakika başı tweet atıp ortalığı galeyana getirmeye çalışan “gazetecilere” karşı mücadele ettim.

İsim isim Twitter’da “yanlış yapıyorsunuz” diye uyardım, “siz gazeteciyseniz ben değilim” dedim, “geçmişte bu tür provokasyonların belgesellerini çektiniz, etmeyin, şimdi aynı ateşe benzin döküyorsunuz” diye çıkıştım.

Ne yandaşlığım kaldı ne yalakalığım ne de yamanmışlığım…

Hele biri var ki… Görmüş geçirmiş, halen belgeseller çekiyor; “makam zabiti” dedi. Ona göre, koltuğumu borçlu olduğum yere diyet ödüyordum.

Başbakan’dan telefon…

Gezi olaylarının zirve yaptığı günlerdi. Haziran ortaları.

17 Haziran Pazartesi sabahı telefonum çaldı.

Arayan Başbakanlık Müşaviri Yusuf Yerkel’di.

“Tarık Bey, Sayın Başbakan görüşmek istiyor” dedi.

Saniyeler sonra Sayın Başbakan; Gezi olaylarındaki duruşum, tavrım ve yazılı-sözlü ifadelerim için teşekkür etti.

Kendisine, bunun bir gazetecilik refleksi olduğunu, milletini seven ve ona karşı sorumluluğu olan her kişinin takınacağı tutumu aldığımı belirttim. Karşılıklı iyi niyet temennileriyle biten kısa bir konuşmaydı.

Başbakan niye mi aradı?

Kimsenin yapmadığını yaptığımız, hükümete yakın gazetecilerin bile cesaret edemediği inisiyatifi aldığımız için… Başka arayanlar da oldu, buraya yazmayayım…

O gün, o telefonu bana uzatan ve bu görüşmeye başından sonuna tanık olan Yusuf Yerkel, bugün bizi Gezici ilan ediyor. Oradaki provokatörlerle, halkı tahrik edip sokağa dökmeye, polisle çatıştırmaya çalışan “meslektaşlarımızla” aynı kefeye koyuyor.

İleri demokrasi (!)

Taslağı biz çıkarmadık. Hükümet hazırladı.

Buna gazetecilik kuralları ve tanımı içerisinde itiraz etmek nasıl “molotoflu eylem” olur?

“Taslak hukuki açıdan sorunlu, eğitim hayatına zarar verecek” demek taş atmak mı?

En temel demokratik hak!

Sokağa çıkmamışız, milleti meydanlara sevk etmemişiz, hakaret-küfür yok, dayatma-tehdit asla!..

Sayın Başbakan’ın 30 Eylül 2013’te Demokrasi Paketi’ni açıkladığı o toplantıdaki hakkımızı kullandık sadece.

Ne demişti Sayın Başbakan:

“İleri demokrasiyi; sadece düzenli aralıklarla yapılan seçimlerle değil, kamu hayatının her alanında vatandaşların kararlarıyla ve denetimleriyle yönetime katılabildikleri kurumsallaşmış, özgürlükçü demokrasi olarak tanımlıyoruz.”

Şimdi… Nerede mi duruyoruz?

Daha önce nerede durduysak bugün aynı noktada duruyoruz.

Yarın da orada duracağız.

Biliyor musunuz, “dik durup diklenmemek” tam da budur.

Örnek olması temennisiyle…

TARIK TOROS / BUGÜN

Reklamlar