Etiketler

, ,

Adem YavuzTedirginlik yayılırken…

Dershane tartışmalarının alevlendiği günlerdeFilistin’deydim. Dolayısıyla konunun medyaya yansımasını yeterince takip edemedim.

Dönüşte gazetelerde ‘kim ne yazmış’ diye baktığımdaCamia daha doğrusu Hizmet Hareketi’ne karşı birkaç gazetede kullanılan ağır dil dikkatimi çekti.

Özellikle de Akit Gazetesi’nin.

Hizmet ve Hizmet’in kurumları elbette ki eleştirilebilir.

Ama Akit’in bir haftalık yayınlarının fotoğrafı bu değil. ‘Bir şeyin intikamını alır gibi’ ya da ‘hakaret etmek için fırsat kollar gibi’ ne var ne yoksa dökmüşler bir haftada.

Nerede ‘yeminli bir Hizmet karşıtı’ varsa bulup konuşturulmuş.

Gazetenin Yayın Yönetmeni Hasan Karakaya, hakaret çizgisini çoktan aşmış ve maalesef başka bir çizgiye geçmiş. 

Hasan Karakaya’nın ABD’de bulunduğu sırada bir gazeteci grubuyla Hocaefendi’yi ziyaret ettiğini biliyorum.

Kendisi oradaki mütevazı yaşam koşullarını bizatihi gördü.

Orada onlarca saygı cümlesi kuran, hatta ziyarette ‘duygulanıp gözlerinin dolduğunu söyleyen biri‘nin şimdi böylesine ağır hakaretler yazmasını anlayamıyorum.

Tabii Akit’i ele alırken Karakaya’yı değil Karahasanoğlu kardeşleri baz almak gerekiyor.Öteden beri ‘Mustafa Karahasanoğlu’nun düşüncelerini anlamak istiyorsan Ali Karahasanoğlu’nu oku’ denir.

Okudum ve aynı ağır cümleleri orada gördüm.

Dershane hizmet yolu

‘Müslüman’a müşfik olmak gerektiği şiarını okuduğum bir gazete’den, bir Müslüman camiaya karşı böylesine hakaretamiz cümleler duymak gerçekten yaralayıcı. 

Mustafa Bey, Milli Görüş Hareketi’nden ayrılıp yayıncılık yoluyla İslam’a hizmet etmeyi seçmiş.
İyi de etmiş.

Kişiler hizmet yolunu kendileri seçmekte özgür olmalı. Camialar da hizmet yolunu seçmekte özgür olmalı.

Beğenin ya da beğenmeyin Hizmet, dershaneciliği bir hizmet yolu olarak seçmiş. Bu dershanelerde okuyan çocuklara müspet ilimler öğretilirken, maneviyat adına hizmetler de yapılmış.

Hizmet bunun devam etmesini istiyor. Hükümet ise dershaneleri kapatmak istiyor.

Hizmet, sokağa dökülmeden, anarşi yapmadan, hakaret etmeden, başkaldırmadan, sadece ve sadece haber ve yorum yaparak bu işe karşı çıkıyor. 

Bu da insani ve demokratik bir haktır.

Hizmet’in hizmet etme yönteminin önünün kapanmaması için haber ve yorum yoluyla çabalamasına“İsrail uşaklığı” demek/dedirtmek Karahasanoğulları’na yakışıyorsa ben bir şey demeyeceğim. 

“Otoriteye başkaldırma” mevzusundan İHH Başkanı’nı sürmanşete çekip Hizmet’e yüklendilerönceki gün.

Hizmet dershane konusunda otoriteye başkaldırmıyor ki.

Sadece bunun yanlış olduğunu gücünün yettiğince anlatıyor. Dershaneler yasaklanır ve buna başkaldırılırsa, bu otoriteye başkaldırı olur.

“Hizmet aylar önce dershaneleri devredelim dedi”

Daha birkaç gün önce Filistin’de idim.

Orada yapılanları da bizzat gördüm. Mesela Akit, Taraf Gazetesi’ni de İsrail uşaklığıyla suçluyor. Ama Taraf Gazetesi bizzat Akit’in matbaasında basılıyor. Şimdi Akit İsrail uşaklarına hizmet mi ediyor yani?

Ya da Sol gazetesi Akit’te basılıyor diye Akit ‘Gezici’ mi oluyor? Böyle bir yaftacı mantık hakikaten yakışmıyor.

Akit’in bir diğer eleştirisi de “28 Şubat’ta darbecilere ‘İsterseniz okulları devredelim’ diyenler şimdi dershanelerin kapatılmasına niye feveran ediyor” şeklinde. 

Hizmet için önemli olan Anadolu insanının emeği olan bu kurumların açık kalması.

Hizmet bunu başaramazsa emanetin hakkını verememiş olurdu.

Hizmet, darbecilere karşı o hamleyi yaptı ve Anadolu insanının emeği kurumları açık tuttu. O kurumlar hizmetlerine devam edebildiler böylece.

Hizmetin şimdi yapmaya çalıştığı da bu. 

Ama Akit “devredelim” mevzusunun üstüne o kadar gitti ki, sonunda Hizmet’in aslında bunu hem Cumhurbaşkanı’na hem de aracılarla Başbakan’a teklif ettiğini Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı açıklamak durumunda kaldı. 

Aylar önce olan bu teklifi Hizmet hiç gündeme getirmemişti.

Çünkü bu 28 Şubatçılar’la AK Parti’yi aynı kefeye koymak gibi algılanabilirdiDemokrasi mücadelesine hepimizin şahit olduğu AK Parti’ye çok büyük haksızlık olurdu.

Hizmet kuşkusuz Anadolu insanının kurumlarını açık tutabilmek için yaptı bu teklifi Gül ve Erdoğan’a.

Anadolu insanının kurup yükselttiği bu kurumların kapatılmasını Akit neden bu kadar iştahla ister?
Ve hükümet neden kapatmak için bu kadar ısrar eder? 

Oysaki bu iştah ve ısrar İslami kesimlerin tamamında tedirginlik oluşturuyor. Geçenlerde konuştuğum başka bir cemaate gönül vermiş yakınım şöyle dedi: “Bugün devletin lisesine alternatif diye Cemaat’in dershanesini kapatan, yarın devletin kreşine alternatif diye bizim sübyan mekteplerini kapatır.

Üzülerek söylemeliyim ki:

İslami yelpazenin hemen bütün kesimlerinde, ‘Milli Görüş dışında kimseye hayat hakkı tanınmamaya başlandığına’ ilişkin kanaat oluşmaya başladı. Azıcık ters düşen ya da oy vermeyenin kamu gücüyle perişan edilmesi hak mı?

Yapılması gereken birbirimizin hizmet kanallarının önünü açmak olmalıydı.

Hangimizin yoluna çakıl düşse diğeri bunu engel bilip kaldırmaya koşmalı. Hizmetin yolunun daraltılmasına seviniyor görüntüsü vermek, bir tekme de ben atayım, bir hakaret de ben kondurayım yarışı hazin

Allah sonumuzu hayreylesin…

ADEM YAVUZ ASLAN / BUGÜN

Arslan’dan Akit Gazetesi’ne tek şart!

25 Kas 2013 13:55 Samanyolu Haber

Bugün Gazetesi Yazarı Adem Yavuz Arslan, Akit Gazetesi’nin yaptığı karalama haberlere sert tepki gösterdi.

“Akit, “dershaneleri devretme” konusunu öylesine istismar etti ki, sonunda Başbakan bile “Ben darbeci değil seçilmiş hükümetim” demek durumunda kaldı” diyen Arslan, “Son olarak, Mustafa Karahasanoğlu“Taraf’ın basılmasından cebime vallahi de billahi de para girmedi” diye Allah üstüne yemin eden demeç versin gazetesine, iddiamdan vazgeçip özür dileyeceğim.  Takiye yapmaya; sitelere haber yaptırmaya gerek yok.Tek şartım bu.” dedi.
Akit’e tek şart sunuyorum!
Derdim polemik yapmak, kavga etmek değil. Hele hele şu günlerde.
Kaldı ki bir önceki yazıda Akit’in patronu Mustafa Karahasanoğlu’na hitaben üslubuma da çok dikkat ederek bir yazı yazmıştım.
Maalesef hakaretler havada uçuştu. Paravan ve tetikçi sitelere yakışıksız haberler yaptırdılar.
İnsan neden fikrini makul ve mantıklı anlatmak yerine hakaret eder, küfreder anlamak mümkün değil.
Yazımda pek çok önemli şeyden bahsettim. Bunlarla ilgili yorum almayı beklerken içinde geçen küçük bir örneğe takıldılar.
Hizmet hakkında ‘hakaret cümleleriyle yaftalamalarının yanlışlığını’ anlatırken şöyle yazmıştım:
Mesela Akit, Taraf Gazetesi’ni de İsrail uşaklığıyla suçluyor. Ama Taraf Gazetesi bizzat Akit’in matbaasında basılıyor. Şimdi Akit İsrail uşaklarına hizmet mi ediyor yani? Ya da Sol gazetesi Akit’te basılıyor diye Akit ‘Gezici’ mi oluyor?”
En çok oraya takılmışlar.
Akit’in internet sitesinden yaptıkları açıklamada “Dergah matbaacılıkta Taraf ve Sol basılmıyor, kesinlikle yalan” demişler… Aynısını Hasan Karakaya da yazdı.
Bu ayıp işte. Takiyenin İslam’da yeri yok.
Dergah matbaacılık, Akit’i İstanbul’da basan şirket. Akit’in künyesinde Ankara, İzmir, Adana’da basıldığı yer “Arslan Matbaacılık” olarak görünüyor.
 
Taraf ve Sol gazetelerinin künyelerinde de aynı. Adres, Akit’in Ankara Pursaklar’daki yeri.
 Daha önce yanından birkaç kez geçtim.
Çiçeklerle bezeli gayet güzel bir matbaa yapmış Mustafa Bey. Zaten Taraf ve Sol’un künyelerindeki ‘basıldığı yer’ telefonunu arayıp “Akit’in matbaası mı” diye sorduğunuzda “evet” cevabı alıyorsunuz.
Bu bile yeter ya neyse…
Taraf ve Sol’un künyesindeki adreste belirtilen arsayı araştırdığınızda da binasıyla beraber Mustafa Karahasanoğlu’nun tapulu malı olduğu görülüyor.
Kelime oyunlarıyla, şirket isimleriyle takiye yaparak bana hakaret etmenin anlamı yok.
Ayrıca Taraf’ı da Sol’u da basabilirsiniz bu ayıp değil ki. Parasıyla değil mi? Helal dairede bir ticari faaliyet.
Aslında Mustafa Karahasanoğlu Arslan Matbaacılık’a ortak ama vergi vs. mevzularından dolayı bildiğimiz yöntemlerini yapmışlar.
Arsa, bina, makine Akit’in, Arslan Matbaacılık bunun üstüne şube açmış.
Ticaret Sicil’e bakın, Ankara’da da böyle İzmir’de de. Hatta İzmir’de Aydınlık’ı bile basmışlar.
Aydınlık’ın künyesinde de “Arslan” var.
Mesela Akit de Karahasanoğlu’nun üstüne değil.
Patronu farklı gözüküyor ama herkes Karahasanoğlu’nun olduğunu biliyor. Dershane konusunda “devlet okulu” diye tutturanların, bir anda “devletçi” olanların ticarette böyle gayriresmî işler yapıp, resmi olarak faaliyet gösteren dershanelerin kapatılması için canhıraş biçimde çalışmaları ilginç.
O yazıları içinize sindiriyor musunuz?
Mustafa Karahasanoğlu bence gazetesinde çıkan yazılara bir baksın. O yazıları içine sindiriyor ve “Karahasanoğlu ailesinin gazetesine tam da böyle yazılar yakışır, bizim gazetenin yayın yönetmeni böyle üslupta yazmalı” diyorsa ben başka da bir şey demiyorum.
Yıllardır olduğu yerde duran ve son 10 yıldır da durmaya devam edenTevhid-i Tedrisat Kanunu’nun kaldırılması için “kelam” etmeyen Akit’in, dershanelerin kapatılması için yazı dizileri döktürmesini de ben ehl-i din olanlara arz ediyorum. 
Yazı dizisini “rant” eksenine oturtmaları da ayrı haksızlık. Ben camianın öğretmenlerinin de yöneticilerinin de rant içinde olduklarına şahit olmadım. Ama Akit’le ilgili piyasada konuşulan çok şey var. ‘Yeni bina’dan tutun da ‘yöneticilerin ballı pozisyonlara atanan çocuklarına’ kadar. Bir de Ali Karahasanoğlu’nun iki de bir tekrarladığı “dershaneler kapatılamaz diye ayet mi var” mantığı var. İyi o zaman ‘Akit kapatılmaz’ diye ayet de yok o zaman Akit’i de kapatalım.
Bir de iftiralar var. Hocaefendi insanların durdukları yerle ilgili genel konuşurken “Firavun”dan örnek veriyor. Bu faslı bitirdikten sonra dershanelerle ilgili mevzu soruluyor ve cevap veriyor. Baştaki firavunla sondaki dershaneyi birleştirip iftira atıyorlar.
Yalanlanmasına ve Hocaefendi’nin “Çevrenizdeki insanlar Nemrut değil, Firavun değil. Hele secde eden insanlarsa onlara karşı bize düşen şey saygılı olmak ve cennete beraber girme dilek ve temennisinde bulunmaktır” demesine rağmen Akit çarpıtmayı sürdürüyor.
 
Başbakan bile tepki gösterdi
Akit, “dershaneleri devretme” konusunu öylesine istismar etti ki, sonunda Başbakan bile “Ben darbeci değil seçilmiş hükümetim” demek durumunda kaldı. Akit’in öyle sakat bir mantığı var ki ‘devir’ konusunda seçilmiş hükümeti darbecilerle; ‘otorite’ konusunda İsrail’le AK Parti’yi denk noktaya getiriyor.
Son olarak, Mustafa Karahasanoğlu “Taraf’ın basılmasından cebime vallahi de billahi de para girmedi” diye Allah üstüne yemin eden demeç versin gazetesine, iddiamdan vazgeçip özür dileyeceğim.  Takiye yapmaya; sitelere haber yaptırmaya gerek yok. 
Tek şartım bu.

AK Parti adayları ne anlama geliyor?

27/11/2013
Yerel seçimlere 4 ay gibi bir süre var.

Normal şartlarda gündemin tamamen seçim endeksli olması gerekirdi.

Ancak Türkiye gündemi her zamanki gibi yoğun. Üzerine bir de dershane tartışması geldi.

Dolayısıyla adaylar/kampanyalar ikinci plana düştü.

Adaylara geçmeden dershane tartışması ile ilgili birkaç izlenim paylaşayım. Dün Meclis koridorlarında en çokkonuşulan konulardan biriydi.

Hatta Başbakan’ın konuşmasından sonra Nabi Avcı, kapalı toplantıda vekilleri bilgilendirdi. 

AK Parti’de ilginç bir durum var.

Bakanlar Kurulu’nda, MYK’da ve Meclis grubunda çoğunluk ‘dershanelerin sonuç olduğunu, gerekli düzenlemeleri yapmadan kapatmanın yanlış olacağını’ söylüyor.

Ancak Başbakan ve dar bir ekip ‘konuşmaya gerek yok, kapatacağız’ deyip itirazları bastırıyor.

Hatta kamuoyundan yükselen itirazlar hükümet cephesinde tepkiyle karşılanıyor, ‘kara propaganda’ olarak tanımlanıyor.

Günlerdir siyasilerle bu konuyu konuşuyorum ama şu ana kadar dershanelerin alelacele kapanmasını makul mantıklı gerekçelerle izah edebilen, sorulara tatminkâr cevap verebileni göremedim.

Üstelik mikrofonlar kapalıyken ‘yanlış yapıyoruz’ diyen çok kişi var.

Yasa pazartesi Bakanlar Kurulu’ndan Meclis’e gelecek. Ama şunu söylemek mümkün, Meclis safahatı da hayli tartışmalı geçecek. 

Gelelim adaylara…

Başbakan Erdoğan dün 5 büyük şehir ile 5 ilin adaylarını açıkladı. En çok merak edilen Melih Gökçek’ti. Beklenen oldu ve Gökçek yeniden aday. Gökçek tekrar seçilirse bir rekoru da kırmış olacak. 

Şu anki tabloya göre de seçilmesi yüksek ihtimal. Çünkü CHP aday bulamıyor, MHP de görece zayıf bir adayla çıktı. 

Fakat şurası kesin, her ne kadar sevmeyeni çok olsa da Gökçek bir başarı hikayesi yazıyor. 

Kayseri, Konya gibi yerler zaten AK Parti için garanti denebilir. Cuma günü yeni isimler açıklanacak.

Görünen o ki Başbakan başarılı bulduğu başkanlarla devam edecek.

Zayıf olduğu yerlerde ise popüler bakanlarla yürüyecek. O yüzden Sadullah Ergin; Hatay, Binali Yıldırım; İzmir ve Fatma Şahin; Gaziantep kesin denebilir. Eski bakanlardan da adaylar gösterilecek.

Özetle söylemek gerekirse AK Parti çok disiplinli hazırlanıyor. Daha önceki seçimlerde olduğu gibi kampanyanın itici gücü de bizzat Başbakan’ın kendisi olacak.

Nezaket çağrısına küfür ve tehditle cevap

Bu köşenin okurları tarzımı bilir. Polemiklerin, kavgaların tarafı olmam/olmak istemem. 

Özellikle de kaçınırım.

Ancak öyle anlar oluyor ki artık sessiz kalamıyorsunuz. Son günlerin hararetli tartışma konusu dershaneler ve medyanın tutumu ile ilgili iki yazı yazdım.

Özellikle de Akit’in Camia’ya hakaret ve küfür cümleleriyle saldırmasının yakışıksızlığına dikkat çekip ‘üslup uyarısı’ yapmıştım.

Ama gelin görün ki üslup uyarıma küfür ve hakaretler hatta tehditlerle cevap geldi.

Demek ki alışkanlık böyle bir şey.

Oysaki ben hakaret etmem. Tepkimi dile getirirken de etmedim. 

Hasan Karakaya, somut eleştirilerime somut yanıt veremeyince beni bel altına inmekle tehdit etmiş. Bu konuda uzman olduğu söylenir.

O yüzden fark etmez, elinden geleni ardına koyma! Doğmamış çocuğuna bile ölüm tehditleri almış birine bu üslubun sökmeyeceğini bilmeniz lazım.Yazısına “kardeşlik hukukuna riayet ettim, saygılı dil kullandım” diye başlamış.

Dön kendi yazılarına bak!

İçinde “yellenmek-pislemek” gecen cümledeki hakareti Aydınlık gazetesi bile yapmadı. 

Ali Karahasanoğlu’na gelince… 

Matbaa konusunda lafı evirip çevirme. Taraf’ı da Sol’u da siz basıyorsunuz. 
Ve bunu da para için yapıyorsunuz. Çağrım açık, Mustafa Bey çıksın Allah üstüne yemin etsin, iddiamdan vazgeçip özür dileyeceğim.

“Kaset olayında sizi biz savunduk” konusuna gelince… Allah razı olsun.

Peki Akit’le ilgili kirli tezgahları belgeleriyle, sunumlarıyla ortaya çıkartan, Danıştay mevzusunda bütün tertibi yerle bir eden kimdi? 

Hakkınızda onca kampanya yapılıp, dost bildikleriniz size karşı imza atarken bir tanesinin içinde yer aldı mı bu Camia? 

İnsaf edin biraz.

Hizmet, dershanelerin kapatılmasına meşru dairede itiraz ediyor. Peki sizin bu davul zurna çalan haliniz nedir?

Reklamlar