Etiketler

, , ,

18 Kasım 2013 / ABDULKERİM BEDİR – GÜRHAN SAVGI
Dershanelerin kapatılacağı iddiası, gerçekçi bulunmadığı için kamuoyunda ciddiye alınmıyordu. Oysa, ücretsiz kursları da kapsayan bir tasarı hazırlanmıştı… Bu kurumlardan önce, eğitimin kronik hale gelen yaralarının kapatılması gerekiyor.

Doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine, zengin fakir milyonlarca gencin yükseköğrenime adım atmasına vesile olan dershaneler kapatılıyor. Dershanelerin kapısına kilit vurulması fikri ilk defa 12 Eylül (1980) darbe döneminde askerî yönetim tarafından gündeme getirildi. O dönem Turgut Özal sayesinde zorlu süreç atlatıldı. Dershaneler, 28 Şubat darbe sürecinde olanca baskıya rağmen varlığını sürdürmeyi başardı. Kurulduğu günden beri eğitimdeki büyük boşluğu dolduran dershaneler son senelerde eğitimdeki istikrarsız politikaları örtbas etmek için âdeta ‘günah keçisi’ ilan edildi, hedef tahtasına oturtuldu. AK Parti iktidarında dershanelerin kapatılmasıyla ilgili ilk girişim önceki Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer döneminde oldu. Ardından Başbakan Tayyip Erdoğan son sözü söyleyerek dershaneleri kapatacaklarını açıkladı. Eğitim dünyasından ve toplumdan gelen tepkilere rağmen hükümet geri adım atmadı. Oysa MAK Danışmanlık tarafından Türkiye genelinde 21 bin 600 kişi üzerinde yapılan kamuoyu araştırmasına göre, halkın yüzde 70’i dershanelerin kapatılmasına karşı çıkıyor. ‘Kapatacağız’ açıklamaları geçen haftaya kadar zaman zaman dillendirilmiş; ama somut çalışmayla ilgili herhangi bir bilgi kamuoyuna yansımamıştı. Tartışmalar sürerken Zaman Gazetesi, Millî Eğitim Bakanlığı’nca konuyla ilgili detaylı bir kanun tasarısı hazırlandığını ortaya çıkardı. Bakanlık Müsteşarı Yusuf Tekin başkanlığında hazırlanan tasarı, sadece dershanelerin kapatılmasını değil, parasız eğitim veren okuma salonu ve etüt merkezi gibi yerlerin yasaklanmasını, yasağa uymayanlara yüksek para cezaları verilmesini öngörüyor. Hatta tasarı içine, evde ders vermeyi bile suç ve yasak kapsamına sokacak maddeler yerleştirilmişti. Tasarının komisyonlarda ve Meclis’te tartışma sürecinden geçirilmeden bir torba yasa ile oldubittiye getirilmesi de planlanmış. Habere kamuoyundan gelen büyük tepki üzerine Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı, inkâr etmediği taslakta yer alan, ücretsiz ders veren merkezlerin kapatılacağı, yasadan sonra dershane açanlara para cezası verileceği ve tasarının torba yasa ile geçirileceği konularını yalanladı. Bu hususların gazetenin yayımladığı taslakta nasıl yer aldığına ise açıklık getirmedi.

Söz konusu kanun taslağı eğitim sistemine büyük darbe vuracak nitelikler taşıyor. Buna göre bütün dershaneler ve etüt merkezleri bu eğitim-öğretim yılı bitiminde kapatılacak.

5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu’na geçici maddeler eklenmek suretiyle yapılan taslakta, dershanelerin özel okula dönüşümleri için 3 yıl süre tanınıyor. Bu sürede dönüşemeyenlerin kapısına kilit vurulacak. Karara uymayanlara verilmesi öngörülen cezalar ise dudak uçuklatacak cinsten. Türkiye’de ağır suçlara niteliği ile uyumlu olmayan hafif cezalar verilirken, dershane olarak çalışmaya devam edenlere 500 bin ile 1 milyon lira arasında para cezası kesilecek. Taslak yasalaştığı takdirde ortaöğretime veya yükseköğretime giriş sınavlarına yönelik, evlerdeki özel dersler de dâhil, hiçbir şekilde kurs verilemeyecek. Taslak bir anlamda daha önceki açıklamaları yalanlar mahiyette. Hatırlanacağı üzere Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı dershanelerin 2014-2015 öğretim döneminde bakanlık denetimi dışında bırakılacağını söylemişti. Bu, isteyenin bakanlığa bağlı olmadan dershane işletebileceği şeklinde yorumlandı. Fakat değişiklik söylendiği gibi bakanlık tabelasının indirilmesi ile sınırlı kalmıyor, herhangi bir yerde ve şekilde özel ders verilmesinin önüne geçiyor.

Türkiye geneli dershanelerin fiziki yapıları incelendiğinde büyük bölümü mevcut hâlleriyle özel okula dönüşmeye müsait değil. 4 bin civarındaki dershaneden özel okul olmaya müsait olanların sayısı sadece 263. Özel okul kontenjanlarının da yüzde 40’ı boş durumda. Hâl böyle iken Bakan Avcı’nın yaptığı açıklamalar kamuoyundaki endişeleri gidermeye yetmiyor. Avcı katıldığı bir televizyon programında çalışmanın dershanelerin özel okullara dönüştürülmesiyle alakalı olduğunu iddia etti. Fakat konuyla ilgili sorulara net cevaplar veremedi. Dershanelerin kapatılmasıyla eğitimin kronikleşmiş problemleri, atanamayan öğretmenler sorunu gibi konular daha da derinleşecek. 60 bin dershane öğretmeninin istihdamı konusu gündeme gelecek. Yüz binlerce ‘atanamayan öğretmenin’ yaşadığı bir ortamda bakanın “Şartları tutan öğretmenleri mülakatla sisteme entegre edeceğiz” sözü de tatmin edici bulunmadı.

Güneydoğudaki öğrenciler ve aileler için dershanelerin kapanması daha hayati bir konu. Eleman sıkıntısı çeken terör örgütü yıllarca fakir ailelerin çocuklarını kendisine çekip güç kazandı. Fakat doğu ve güneydoğudaki dershaneler ve etüt merkezlerinin açılması terör örgütünün planlarını altüst etti. Bu kurumlar, tesis edildikleri günden beri dalgakıran vazifesi görmekle kalmıyor, aynı zamanda gençleri hayata hazırlıyor. Zaten bu yüzden dershaneler ve etüt merkezleri terör örgütünün hedef tahtasında. Terör örgütü sık sık buralara saldırarak yıldırma politikası uyguluyor. Bu kurumlar, zeki fakat maddi imkânı olmayan öğrencilerin hayallerine kavuşmasına da önayak oluyor. Mesela, Cizre’de üniversiteyi kazanan öğrenci sayısı 2 ya da 3 iken, dershanelerin açılmasıyla sayı 350’ye ulaştı. Geçen yıl liselere giriş sınavında bütün sorulara doğru cevap veren Silopili Adalet Binici, bölgenin medar-ı iftiharı oldu. Dar gelirli bir ailenin çocuğu olan Binici dershaneye burslu gidiyordu. O günlerde yaptığı açıklama dershanelerin neden kapatılmaması gerektiğine cevap verir nitelikteydi: “Dershaneye devam etmeseydim belki sınavı kazanırdım ama böyle bir başarıyı hayal dahi edemezdim.”

Sınav varsa takviye şart!

Muhammet Enes Beşer, Malatya’dan dershane aracılığıyla Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nü 2011’de kazandı. Anadolu lisesinde okumasına rağmen aldığı eğitimi yeterli bulmadı. Hayallerini süsleyen okulu kazanmak için dershaneye gitti. Kendi ifadesiyle dershane olmasaydı Boğaziçi’ni kazanması imkânsızdı. Beşer de dershaneye burslu devam etmişti. Şimdi akademisyenlik hayali kuran Muhammet Enes, “Dershaneler devletin dolduramadığı boşluğu dolduran en güzel sivil toplum kurumu. Kapatılması özgürlükçü demokrasinin en temel prensiplerinden özgür teşebbüsü ortadan kaldırır.” diyor.

Diyarbakırlı Bayram Fidan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi üçüncü sınıfta okuyor. Kalabalık ve maddi durumu kısıtlı bir aile ortamında büyüdü. 4 sene boyunca burslu olarak dershaneye gitti. Üniversite sınavında çok iyi bir puan alarak ilk 2 bin kişi arasına girdi. O da, dershaneye çok şey borçlu olduğunu ifade ediyor: “Dershane bize sistemli çalışmayı öğretti. Oraya devam etmeseydim, bugün doktorluk, akademisyenlik hayalleri kuramazdım.”

Türkiye genç nüfus potansiyeli yüksek olan ülkelerden. Nüfusun üçte biri öğrenci. İlk ve ortaöğretimdeki öğrenci sayısı İsveç, Norveç, Finlandiya, Danimarka, İrlanda gibi ülkelerin nüfusundan fazla. Nüfusun avantaja dönüşmesi gençlerin iyi yetiştirilmesiyle mümkün. Ne yazık ki Türkiye bazı kadim eğitim meselelerini henüz halledebilmiş değil. Okullarda eğitim kalitesinin bölgeler, iller hatta semtlere göre faklı olduğu bilinen bir gerçek. En başta fiziki kapasiteler yetersiz. Çok sayıda okulda ikili eğitim (sabahçı-öğlenci) sürdürülüyor. Uluslararası Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) verilerine göre Türkiye’de en az 213 bin öğretmen açığı var. Bu da derslerin boş geçmesine ya da açığın alanında uzman olmayan ücretli öğretmenlerle doldurulmasına yol açıyor. 80 bin ücretli öğretmen düşük çalışma standartlarıyla eğitime bir manada yama oluyor. 300 bin öğretmen de atama bekliyor. Okullarda rehberlik hizmetinin verilmemesi gençleri başarısızlığa iterken suç oranlarını artırıyor. 8 milyon öğrenci rehberlik hizmeti almadan okuyor, açığın kapanması için en az 17 bin rehber öğretmenin görevlendirilmesi gerekiyor. Bu durum en fazla sınavlarda kendini belli ediyor.

2011-2012 öğretim yılında 1500 okul birincisi üniversite sınavını kazanamadı. Bu öğrenciler okul başarısına göre alınmış olsaydı en iyi üniversitelerde okuyor olacaktılar. Her sene üniversite sınavına 2 milyon öğrenci giriyor. Sayıları 179’a ulaşan üniversitelere rağmen öğrencilerin 420 bini ancak lisans eğitimi almaya hak kazanıyor. Yani öğrenci çok, kontenjan sınırlı. Geçen sene hukuk fakültelerini 300 bin öğrenci tercih ederken ancak 12 bini yerleşme şansı yakaladı. 240 bin öğrenci tıp fakültelerinde okumak için tercih yaptı; 8 bini hayallerine kavuştu. Arz-talep arasındaki bu dengesizlik öğrencileri daha fazla çalışmaya ve okul dışı takviye almaya yönlendiriyor. Dershanelerin ortaya çıkması da zaten bu noktada oldu. Ders eksiğini telafi ettiği için büyük rağbet gördü. Dar gelirli Anadolu insanının evlatları da dershaneler sayesinde en iyi üniversiteleri kazanma imkânı buldu. 1984 yılında 174 olan özel dershane sayısı bugün 4 bininin üzerine çıktı.

Prof. Dr. Eser Karakaş, dershanelerin kapatılmasını yanlış buluyor: “Türkiye’de en önemli sorun arz-talep arasındaki dengesizlikten kaynaklanıyor. Bu sorunun kısa vadede çözülmesi zor. Öğrencilerin büyük kısmı iyi bir üniversitede okumak istiyor. Bunun için en iyi liselerde okuyan öğrenciler bile 30 bin kişilik kontenjana girmeye çalışıyor. Doğal olarak dershanelerden destek alıyorlar.”

Dershane, dünyanın gerçeği

Dershane gerçeği yalnızca Türkiye’ye özgü bir durum değil. Dünyanın en gelişmiş ülkelerinde bile yaygın şekilde faaliyet gösteriyor, eğitime katma değer sağlıyor. İngiltere’de ‘Cram School’, Brezilya’da ‘Cursinhos’, Tayvan’da ‘Buxiban’ adı altında faaliyet gösteriyor. Dünyanın en gelişmiş ülkelerinden Japonya’da, üniversiteler başvuruların tamamını alacak kapasitede olmasına karşın, 10 milyon öğrenci ‘Juku’ adı verilen dershanelere devam ediyor. Avrupa’nın sanayileşmiş ve eğitim konusunda önde gelen ülkelerinde özel kurslar eğitim sisteminin bir parçası. İngiltere’de ders saati dışındaki zamanlarda özellikle hafta sonlarında destek eğitimleri yapılıyor. Almanya ve Avusturya gibi ülkelerde karne notları ile üniversiteye ve kaliteli liselere geçiş sağlanıyor. Okuldaki ders notlarını iyileştirme ihtiyacı hisseden milyonlarca öğrenci de özel ders alarak veya düzenli gruplar hâlinde alınan takviye derslerle üniversiteye girmeye çalışıyor. Türkiye’deki 4+4+4 eğitim sisteminin başarı ile uygulandığı bu iki ülkede şube sayıları binin üzerinde dershane ve benzeri eğitim kurumları mevcut. Fransa ve Hollanda gibi merkezî sınav yapılan ülkelerde sistemin içerisinde yeterince başarılı olmayan özellikle göçmen kökenli öğrenciler, dershaneler yardımıyla sistem içerisindeki başarılarını artırıyor. Yunanistan’da ortaöğretime hizmet veren ve sayıları 3 bini aşkın özel dershaneler bulunuyor. Dershanelerin kapatılmasıyla ilgili aynı tartışmaları Güney Kore 1980’de yaşadı. Ve bu kurumları kapatma kararı aldı. Anayasa Mahkemesi 2000’de ‘eğitim hakkı engellendiği’ gerekçesiyle yasağı kaldırdı. Güney Kore, şimdilerde sayıları 30 binleri aşan dershaneleri eğitim sistemine aktif biçimde dâhil etti (1980’de sayı 380’di).

ASIL BU AÇIĞI KAPATIN

  • 127 bin öğretmen açığı vardı, bu yıl yalnızca 42 bin öğretmen atandı.
  • OECD ülkeleriyle kıyaslandığında öğretmen açığı 213 bin. 300 bin öğretmen atama bekliyor.
  • 8 milyon öğrenci rehberlik hizmeti alamıyor. En az 17 bin rehber öğretmen atanması şart.
  • 40 yaşını geçmiş dershane öğretmenlerinin teknik olarak Millî Eğitim’e geçişi mümkün değil.
  • 80 bin ücretli öğretmen, saati 7 TL’ye kadrolu öğretmenlerin üçte biri maaşla çalışıyor.
  • 2 milyon lise öğrencisi, 420 bin lisans (üniversite) kontenjanına yerleşmek için yarışıyor.
  • Bu yıl üniversite giriş sınavında MF-1 türünde 132 bin, MF-2’de 86 bin, MF-3’te 82 bin, TM-1’de 125 bin, TM-2’de 101 bin, TS-1’de 80 bin, TS-2’de 97 bin öğrenci 180 puanlık barajı geçemedi, ‘sıfır çekenler’ ise açıklanmadı.
  • Sıfır çekenlerin sayısı 2010’da, 82 bin 175 kişi, 2011’de 112 bin 18 kişi, 2012’de ise 189 bin 410 kişiydi.
  • 2011’de okuduğu lisede birinci olan 1500 öğrenci üniversite sınavını kazanamadı.
  • Özel okula dönüştürülmek istenen 4 bin dershaneden yalnızca 263’ünün imkânı uygun.
  • Okullarda, bölgeler arası, iller arası, hatta semtler arasında bile kalite ve donanım farkı var.
  • Derslik başına düşen ortalama öğrenci sayısı (ilk ve ortaokul) İstanbul’da 43, Şanlıurfa’da 48, Diyarbakır’da 42. Bazı bölgelerde sınıf mevcudu 60-70’e çıkıyor. Geçen yıl İstanbul Beylikdüzü’nde bile mevcudu 79’u bulan okullar vardı.
  • MEB Stratejik Planı’nda belirtilen ideal sınıf mevcuduna göre, ilk ve ortaokullarda 17 bin 661, liselerde 16 bin 732 dersliğe ihtiyaç var.
  • Türkiye, İngilizce yeterliliğinde 44 ülke arasından (Şili, Suudi Arabistan, Endonezya gibi ülkelerden sonra) en başarısız 43’üncü ülke.
  • PISA 2009 uygulamasına  katılan 65 katılımcı ülke arasında matematik  okuryazarlığı ortalama puanı açısından en yüksek 41, en düşük 44’üncü sıradayız.
  • 4+4+4 sisteminde derslik ihtiyacını karşılayabilmek için laboratvuar, depo gibi sınıf ortamı olmayan alanlar dersliğe dönüştürüldü.
  • Ankara’da 764, Şanlıurfa’da 221, Trabzon’da 67 laboratuvar ve kütüphane kapatılarak derslik yapıldı.
  • Bazı okulların altyapısı küçük yaştaki çocuklar için uygun değil. 66-72 aylıklarla 10 yaşındakiler aynı tuvaleti paylaşıyor.
  • Mevcut özel okullar yüzde 60 kontenjanla çalışıyor, yüzde 40’ı ise boş.
  • Fransa, 200 yıldır sınav sistemini değiştirmiyor. ABD, 100 senedir üniversiteye girişi belirleyen sınavlardan Scholastic Aptitude Testi’ni (SAT) yapıyor.
  • Son 10 senede en fazla değişiklik 5 bakanla Millî Eğitim’de yaşandı. Bu sürede 5 kez liselere giriş, 3 kez üniversiteye giriş sistemi değişti.
  • Millî Eğitim tahindeki bakanların yalnızca yüzde 15’i eğitim kökenliydi.

Faruk Ardıç*: EŞİTLİĞİ TABANA YAYIYOR

21. yüzyılın dünyasında, aileler, çocuklarını geleceğe hazırlamak için ek eğitim hizmetlerini dershanelerden alıyor. Almanya’da 10 milyon öğrenciden 5 milyonu özel okula gidiyor. Ülkemizde ise dershanelere devam eden öğrenciler genellikle orta ve düşük gelir grubundan ailelerin çocukları. Bunu anlamak için dershanelere devam eden öğrenci profiline bakmak yeterli. Varlıklı aileler, özel öğretmenlerle çocuklarını ayrıcalıklı konuma getirirken orta hâlli ailelerin bazıları da daha az ücretle grup hâlinde ders aldırma yöntemini yani dershaneleri seçiyor; böylece çocuklarının yarışa ortak olmalarını sağlıyor. Mevcut düzende dershaneler haksızlık değil, bilakis fırsat eşitliğinin dolayısıyla sosyal adaletin temel kaynağıdır. Ekonomik yeterliliğe sahip aileler çocuklarını zaten dershanelere göndermiyor. Bunlar kolejlerde, özel hocalarla, sonrasında parayla özel üniversitelere yerleştirerek, yurtdışına göndererek çocuklarının yolunu açabiliyor. Ekonomik olarak yetersiz aileler ise ancak dershanelerle açıklarını kapatıyor veya yarışta yer alabiliyor. Bunun en somut örneklerini üniversite sınav sonuçlarında görüyoruz. Dershaneye gelen öğrencilerin aile gelirine ilişkin beyanları, üniversite talebinin daha ziyade dar gelirli kesimde yoğunlaştığına işaret ediyor. Bu kurumlar, ihtiyaç sahibi başarılı çocukları zaten bedava alıp destekliyor. Bu yol kapatılırsa en iyi ortamlar zengin çocuklarına terk edilecek. Asıl gitmesi gereken başarılı çocuklar ise istedikleri eğitimden mahrum kalacak. Dershaneleri ortaya çıkaran sebepler var olduğu sürece adı dershane olmasa da bu sistem devam edecektir. Bu hizmeti, bugünkü gibi devletin denetim ve gözetiminde veren dershaneler olmazsa özel ders ve dershane ihtiyacı evlerde, bürolarda denetimsiz olarak karşılanmaya çalışılır ki bu durum büyük sosyal problemleri beraberinde getirir. Dershaneler sistemin ürettiği yetersizliklerin bir sonucudur. Bu yetersizlikleri gidermede dershaneler maliyeti ucuz bir çözüm yoludur. (*) FEM Yayınları Rehberlik Koordinatörü

Dr. Turay Kesler*: YATIRIM ARACI KABUL EDİLİYOR

Türkiye’deki dershanelerin eğitim sistemindeki yeri 30 yıldır tartışılıyor. Bu süreçte dershaneler hem nicelik hem nitelik bakımından sürekli gelişim gösteriyor. Ancak tartışmalar olağan seyrinde devam etmiyor. Dershaneciliğin sadece Türkiye’ye özgü bir sektör olduğu algısı oluşturulmaya çalışılıyor. Sağlıklı bir değerlendirme için sektörün eğitim sistemindeki konumu, farklı alanlardaki doğrudan ya da dolaylı etkileri ve bu kurumları doğuran sebepleri ve sonuçları objektif olarak irdelemek gerekir. Özel ders ve dershaneciliğin gelişmiş ve yaygın olmasının sebebi bu ülkelerde eğitim kademeleri arasındaki geçişlerin rekabete dayalı sınavlarla yapılıyor olmasıdır. Dershaneciliğin dünyada çoğu ülkede var olduğu, yönetim şekli, yapılanma, isimlendirme ve fonksiyonları bakımından farklılıklar gösterse bile özellikle gelişmiş ülkelerde daha yaygın olduğu görülmektedir. Her ülkede farklı isimlerde anılan dershanecilik okul dışı destekleyici veya takviye kurumlar olarak değerlendirilmektedir. Hong Kong ve Singapur’da lise mezunu maaşı, üniversite mezunu maaşından 5-6 kat düşüktür. Dolayısıyla dershaneye gitmek bir yatırım aracı olarak görülüyor. (*) TOBB İstanbul Genç Girişimciler Kurulu, Eğitim Grubu Başkanı, Uğur Dershaneleri Kurucusu

Recep Uysal*: BİRİKİM POPÜLİST YAKLAŞIMLARLA HEBA EDİLMESİN

Eğitim sistemi içinde yer alan dershaneleri okula alternatif kurumlar olarak göstermeye çalışmak, toplum nezdinde itibarsızlaştırmak için çeşitli arayışlara girmek hem sistem hem de toplumsal yapı açısından gerçekçi değil. Dolayısıyla dershaneler tartışılırken ‘popülist’ değil, gerçekçi yaklaşımlar öne sürülmelidir. Herkes tarafından kabul edilen realite, dershanelerin ‘neden’ değil ‘sonuç’ olduğudur. Dershaneleri kapatmanın eğitim sistemindeki herhangi bir problemi ortadan kaldırmayacağı açıktır. Yapılması gereken şey okullarda verilen eğitimin niteliğini artırmak. Dershaneler kapandığında okullarda daha kaliteli eğitim olmayacaktır. ‘Yaptım oldu’ anlayışıyla atılacak her adım başta eğitime zarar verecek. Konuyla ilgili gerekli altyapı çalışmaları yapılmadan, topluma yansımaları düşünülmeden atılacak adımlar hem fırsat eşitliğine darbe vuracak hem de bu tarz kurumlara olan ihtiyaç azalmadığı için merdiven altı yapılanmaların önünü açacaktır. İhtiyaç ortadan kalkmadan dershaneleri kapatmak ortaya bir kargaşa ya da belirsizlik çıkarmaktan başka işe yaramayacaktır. Dolayısıyla öncelikli adım bu ihtiyacı nasıl giderebiliriz sorusuna cevap aramak olmalıdır. Bakanlık, Galatasaray Lisesi’nde sağlanan imkânlar ve verilen eğitimle Silopi Lisesi’ndeki eğitimin kalitesinin birbirine yakın olduğunu kamuoyuna kabul ettirebildiği zaman zaten dershanelere ihtiyaç kalmayacaktır. (*) Anafen Dershaneleri Rehberlik Koordinatörü

Reklamlar