Etiketler

, , , , ,

Ekrem DumanlıKapatma kelimesini ne zaman duysam, aklıma hep parti kapatma davası gelir; tıpkı dönüşüm lafı telaffuz edildiğinde aklıma İmam Hatip Liseleri’ne reva görülen zulüm geldiği gibi. Modern Türkiye tarihi bu iki meşum kelimeye sıkışmıştır adeta: Kapatma ve dönüşüm. Tabii ki devlet zoruyla, kanun gücüyle. Dün bu iki sözcüğün mağduru olanlardan bir kısmı, maatteessüf, bugün dershaneler konusunda bu tabirleri tepe tepe kullanıyor. Ne diyelim tarih var, ahiret var, Allah var…

Bazı dostlar belki çoktan unuttu o çetin günleri. Kim bilir bazıları da vefa kelimesini lügatinden sildi. Bugünlerin sefasını süren birileri ise karşı safta yer alıyor, “Kapatın!” diye gürlüyordu perde arkasında. Her neyse… Tarih şahittir ki parti kapatma davası açıldığında bu gazete -tıpkı dershane kapatılma sürecinde olduğu gibi- yeri göğü inletti. Sadece gazete mi? Hayır. Halk, işini gücünü bıraktı, “Aman parti kapatılmasın, demokrasimiz altüst olur.” diye canla başla çalıştı. AK Partili değildi bu ehli himmet; hele partizan hiç değil! Millet o gün neden, “Kanun zoruyla parti kapatılamaz!” diye seferber olduysa, bugün de aynı duygularla, “Devlet eliyle dershane kapatılamaz!” diyor. Neden mi?

Herhangi bir kurum, herhangi bir sebepten dolayı kendi kendine kapanma kararı alabilir. Ya da tarih bir kurumu fonksiyonsuz hale getirir ve şartların tabii neticesi ile kapanma söz konusu olabilir. Nitekim kurulduğu gündeki reformist dinamizmini kaybeden ve şımarık politikalarıyla halktan kopan bazı partiler öyle kapanmıştır. ANAP ve DYP’nin akıbeti böyledir mesela. Ancak kanun ya da yargı yoluyla parti kapatmak toplumda derin yaralar açar. O yüzden karşı çıktık. Bugün de dershanelerin kapatılmasına aynı gerekçeyle karşı çıkıyoruz: Dershaneler kendi istekleriyle; ya da ihtiyacın ortadan kalkmasıyla kapanabilir; ama devlet eliyle, kanun gücüyle, yargı baskısıyla kapatılamaz. Kapatılırsa bir travma yaşanır ve tarih huzurunda bunun hesabını hiç kimse veremez.

Gelelim şu nobran kelimeye: Dönüşüm! Bir kere, kim olursa olsun, devletin gücünü arkasına alıp da “dönüşüm” dedi mi, elli bin kere düşünmek gerekir. Siyasi bir polemik yapmıyor; zihni bir problemden bahsediyorum. Bunu hem AK Partililer iyi bilir hem muhafazakâr kesimler; ancak görünen o ki büyük bir hafıza kaybı yaşanıyor. Dün birilerinin İmam Hatip Okulları için kullandığı dayatmacı dönüşüm jargonu, maalesef, can-u gönülden sevdiğimiz ve demokratik reformlarına severek destek verdiğimiz insanların diline pelesenk olmuş. Yazık, hem de çok yazık!

Dün devletin gücünü arkasına alan birileri, İmam Hatip Okulları’nı zorla dönüştürmeye karar vermişti. O yüzden kanuni düzenlemeler yapıldı, hukukun en temel prensipleri ayaklar altına alındı. İmam Hatip bir ihtiyaçtı; hâlâ da öyledir; tıpkı dershaneler gibi. Ancak o günkü zihniyet, o okulları bir siyasi oluşumun ‘arka bahçesi’ gibi görüyordu. Şimdi de birileri dershaneleri sosyal bir yapının ‘arka bahçesi’ gibi görüyor. Ne İmam Hatip’ler arka bahçedir ne dershaneler. Burada asıl karşı çıkılması gereken devlet zoruyla yapılmak istenen dönüşüm baskısıdır. Teşebbüs hürriyetine de, eğitim özgürlüğüne de aykırı olan bu tutum AK Parti’yi var eden mağduriyetin inkârı gibi duruyor. Gerek yok ki!

Talimatla ‘dönüşüm’ güzellemesi yapan medyadaki ‘eski İslamcı’ kardeşlerime de yakışmıyor düştükleri durum. Unutmayın; devlet gücüyle yapılan her ‘dönüşüm’, bir toplum mühendisliğidir ve bunun demokrasiyle alakası olmadığı gibi kardeşlik hukukuyla da bir bağlantısı bulunmamaktadır. Siyasi gücü elinde tutanlar ‘dönüşüm’ aygıtını dilediği gibi kullanmaya başladığında yarın bu alet-edevatı kimin nasıl kullanacağını kestiremezsiniz…

Dün AK Parti’nin yaptığı bütün demokratik gayretleri alkışladık; o destekten dolayı zerre miktar pişman da değiliz. Ancak ‘yasakları yasaklamak’ vaadiyle siyasete atılan bir partinin yeni bir yasak ile gündem oluşturmasına da gönlümüz razı olmuyor. Ne acıdır ki PKK’nın bile taleplerini dikkate alan bir parti (ki onu da dikkate alması gerekebilir) kader ve dava arkadaşlarının itirazlarına kulaklarını tıkamış görünüyor. “Gel seni bi dönüştüreyim…” denildiğinde “Hayır ben halimden memnunum, siz gidin eğitimdeki asli işinizi yapın.” cevabı alınıyorsa, buna tepki gösterip kanun zoruyla yasak mı getirmek gerekir?

Her şeye rağmen dershaneler kanun zoruyla kapatılabilir mi? Kâğıt üzerinde evet. Merdiven altı kursçuluğun patlaması, özel derslerin astronomik rakamlara ulaşması gibi problemleri umursamayan olabilir. Ancak şu gerçeği unutmamak gerekiyor: Zorla dershane kapatmak, zorla İmam Hatip kapatmaktan geri bir davranış biçimi değildir. Ve bu dönüşüm mühendisliği, onlarca yıl değil, sonsuza kadar unutulmayacaktır. Aylar önce söylediğimi tekrar ediyorum: Dershaneler konusundaki algıyı ve itirazları gören Başbakan Erdoğan’ın problemi doğrudan çözmesi şart.

Bizim durduğumuz yer belli. Dün hukuk kuralları çiğnenerek yürütülen parti kapatılmasına, İmam Hatip Liseleri’nin dönüştürülmesine neden karşı çıktıysak, bugün de dershanelerin bir oldubittiye getirilerek kapatılmasına ya da dönüştürülmesine karşı çıkıyoruz. Bu da bizim en tabii ve demokratik hakkımız. Bu saatten sonra kararı bu güzel millet verecek. Ve el-hak bir gün herkes mahşerde, Mahkeme-i Kübra’da bir araya gelecek. O gün mahcup olmamak lazım. Çünkü orada niyetler de ortaya çıkacak, ameller de. Ne kapalı kapılar vardır o yüce makamda, ne gizli saklı planlar. Allah utandırmasın…

Bu işte bir terslik yok mu?          

Dershane konusunda kiminle konuşsanız benzer cevabı alıyorsunuz. Hemen herkes bu gündemin gereksiz olduğunu, AK Parti’nin öncelikli meseleleri arasında dershanelerin olmadığını söylüyor. Vekiller, bakanlar, MKYK üyeleri, partiye oy verenler, partiyi destekleyen yazarlar… Hatta Milli Eğitim yetkilileri. Topu Başbakan Erdoğan’a atıp sorumluluktan mı kaçıyorlar, inandıklarını açıkça konuşmaktan mı korkuyorlar; bilemiyorum.

Mesela kanal kanal dolaşıp taslak hakkında konuşan kişilerin bir kısmıyla ben de doğrudan görüştüm. “Dershaneler kapanmayacak, MEB çatısı altından çıkacak, faaliyetlerine devam edecek…” dediler. O kişiler ekranda bunu neden söyleyemiyor? Birinin dediği diğerininkini tutmuyor. Birbirlerini tekzip ediyorlar. Önce taslak yok diyorlar, sonra üç-beş taslak var diyorlar…

Bugün Gazetesi yazarı Gülay Göktürk, Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın dershanelerle ilgili yazısından sonra kendisini aradığını, “Bizi sadece Eser Bey ve siz doğru anladınız.” dedikten sonra kapanma olmayacağını, sadece MEB denetiminden çıkarak tabeladaki bakanlık gölgesinin kalkacağını söylemiş. Gülay Hanım, bu konuşmanın bir ay önce yaşandığını yazdı. Ne var ki Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, televizyonlarda bu kadar net bir şekilde “kapanmayacak” demiyor; hatta neredeyse “sopayla dönüştüreceğiz” diyor.

Aslında dershane konusunda çığ gibi büyüyen tepkinin bir sebebi de bu. Kapalı kapılar arkasında konuşulanlarla ekrandakiler çelişiyor. Gizlice taslak hazırlanıyor, ilgili kişi ve birimlere haber verilmiyor. Partinin kurucularından Mehmet Ali Şahin ve Hüseyin Çelik gibi konuya vâkıf insanların hazırladığı görüş dikkate alınmıyor. Sivil toplum kuruluşlarının raporları çöpe atılıyor… Neler oluyor Allah aşkına? Torba yasasının bir kenarına gece yarısı iliştirilecek bir maddeyle dershane kapatma kimin projesini ve neyi amaçlıyor? Gerçekten bu işte bir terslik var; tarih bu düğümü bir gün mutlaka çözecek!..

Binlerce, on binlerce teşekkür   

Onca yoğun gündem ve hararetli tartışmanın içinde bir gerçeği gözden kaçırmamak gerekiyor: Zaman okuru. Bu yılın kampanyasına Kasım gibi başlandı. Hemen her gün binlerce yeni abone ulaşıyor gazete merkezine. Okumanın, düşünmenin, analiz etmenin horlandığı bir dönemde gazetemize böyle sahip çıkan insanlar aslında çok önemli bir mesaj veriyor; o da şu: Siz kamu vicdanına dayanır, hakperestlikten ve doğruluktanayrılmazsanız bu millet o gazeteyi alır, başına tac eder. Hırs içinde kendi kendini yiyip bitiren, sonra da Zaman’a saldırarak ayakta durmaya çalışanlar bunu anlayamaz. Edinimler ve kazanımların altında kalıp halktan kopanlar da, tarafgirliği, hayat felsefesinin tam göbeğine yerleştiren ve kurşun asker olmayı O’na kul olmaya tercih edenler de milletimizin Zaman’a nasıl sahip çıktığına akıl-sır erdiremez. Gazetecilikte eğriye eğri, doğruya doğru diyemezsen, eğrideki doğruyu takdir, doğrudaki eğriye tenkit hakkını kullanamazsan ma’şeri vicdan seni ademe mahkûm eder… En zor günlerde gazetesini tefekkür burcuna dikilmiş bir özgürlük bayrağı olarak görüp ona sahip çıkan okurumuza tarih huzurunda milyonlarca kere teşekkür ederiz.

EKREM DUMANLI / ZAMAN

Reklamlar