Etiketler

, , ,

mümtazerMesele dershane değilse ne?

Çok sayıda paydaşı olan karmaşık bir eğitim sorunu, Bakanlık bünyesinde birkaç kişinin taht-ı tasarrufunda çözülemez.

Mesele Türkiye’nin füze savunma sisteminin ateşleme şifreleri değil; neredeyse her birimizi tek tek ilgilendiren eğitimin tam göbeğindeki mesele. Dershaneler mi kapatılacak? Tamam, hep birlikte kapatalım. Hangi ihtiyaçtan doğduysa, bu ihtiyaçları giderelim. Sınav sistemini değiştirelim. Kapandığı zaman ortaya çıkacak boşluğu doldurmak için hazırlıklar yapalım. Kapatıldığı zaman dershane talebinin nereye yöneleceğini, bu durumun eğitimde fırsat eşitliğine nasıl etkide bulunacağını hesaplayıp, tedbir alalım. Çelişki takip edilen yol ve yöntemde bütün haşmetiyle kendini gösteriyor. Her şeyden önce eğitime dair bir sorunu çözebilmek için mümkün olduğu kadar geniş kesimleri çözüme ortak etmeniz gerekir. Peki, bu gizliliğin bir açıklaması var mı? Arada sırada bir “devlet sırrı” olarak gündeme gelen “dershaneleri kapatma projesi”ne dair gazetemizde yayımlanan taslağın kendisi, maalesef meselenin bir eğitim meselesi olarak ele alınmadığını gösteriyor.

Akademik hayatım boyunca eğitim sistemine dair sorunlarla ve çözüm arayışlarıyla yakından ilgilendim. 1996 yılında, sahanın önde gelen uzmanlarıyla birlikte “Türk Eğitim Sistemi: Alternatif Perspektif” başlıklı kapsamlı bir rapora imza atmış, farklı zamanlarda Millî Eğitim Şûrası ve Devlet Planlama Teşkilatı’nın komisyonlarında görev almıştım. Bu tecrübeye dayanarak Milli Eğitim Bakanlığı’nın dershaneleri kapatma teşebbüsünün eğitime dair bir adım değil, doğrudan siyasî iradenin tamamen siyasî bir tasarrufunun icrası olduğunu düşünüyorum. Yukarıdan bir talimat: “Kapatın!” Bürokrasinin “ama efendim”lerine karşılık “ben anlamam, bulun bir yolunu” diye te’kid edilen emir. Milli Eğitim Bakanı da Müsteşarı da donanımlı kişiler. Onların bile üstesinden gelmekte zorlandıkları, en önemlisi hazırlıksız oldukları bir iş duruyor demek ki önlerinde. Yoksa Bakanlık, attığı adımı savunurken eğitimden az-buçuk anlayanların saçını başını yolduracak gerekçelerin arkasına sığınmazdı. Özel okullara talep yok iken, dershanelerin özel okullara dönüştürüleceği, on birlerce öğretmen atama beklerken dershane öğretmenlerinin mülakatla kadroya atanacaklarını savunmaları gibi. Ekmek üretimini yasaklıyorum dediğiniz zaman ekmek talebi ortadan kalkmaz. Gençlerin ve ailelerinin eğitimle sağlam bir gelecek aramaları tıpkı açlık gibi sahici bir ihtiyaç. Dershanelere olan talep olduğu gibi dururken dershaneleri kapatamazsınız. Kapatmaya kalkarsanız, benim gibi herkes meselenin dershane değil başka bir şey olduğunu düşünür. Dershanelerin kapatılması teşebbüsü, eğitimle ilgisi olmayan siyasî bir tasarruf. Gerekçesi? Gerekçesi de, iktidar temerküzü eğiliminin uygulama alanı olması. O zaman dershanelerin kaderi de siyasî gelişmelere göre belirlenecek. Önümüzde seçim var. AK Parti oylarını bloke etmek için dershaneleri bir manivela olarak kullanacak. Nasıl? Başbakan’ın “dershane oyları”nın İstanbul’da alternatif bir adaya yönelmesi korkusu var. Erdoğan’ın kriz tırmandırma tarzı, önce eşeği kaybettirip sonra da buldurmaya dayanıyor. Başbakan, dershane operasyonu ile yerel seçimler için ön alıyor. İşe yarar mı? Bu sefer Başbakan’ın attığı taş ürküttüklerine değecek mi?

Fethullah Gülen Hocaefendi’nin mevzu ile ilgili yaptığı ağır serzenişlerle yüklü sözlerinde müracaat ettiği bir mecaz var: Samirî. Samirî, Mısır’dan çıkışta Hz. Musa’nın Kızıldeniz’den yol açmak gibi bütün mucizelerine tanık olan bir İsrailoğlu. Hz. Musa Tur Dağı’na, Rabb’i ile konuşmaya çıktığı zaman Harun’un karşı koymalarına rağmen mücevherleri eriterek bir buzağı heykeli yapıyor ve İsrail kavmi yoldan çıkıp o buzağıya tapıyor. Altından ve mücevherden bir heykel. Öyleyse dershane tartışmasını, omuzlarda gezinen bu buzağı heykeli ile takip edeceğiz.

MÜMTAZER TÜRKÖNE / ZAMAN

Reklamlar