Etiketler

, ,

Mümtazer TürköneDuyguların siyaseti…

Duygular soğuyunca mesele daha iyi anlaşılıyor. Türkiye’yi uzun süre derinden sarsmaya aday “kızlı-erkekli” tartışmasını, başka herhangi bir şey değil, doğrudan Bülent Arınç’ın “serzeniş”i bitirdi;  üstelik serzenişin içinde, bu tartışmaya konulmuş bir nokta olmadığı halde.

Birden gözler bu serzenişle, “AK Parti’nin içinde çatlama mı var?”  muhabbetine çevrildi.

Kişilere odaklı siyasetin dayanılmaz bir cazibesi var. Geniş kitleler siyasetin karmaşık dünyasına, kişisel duygular üzerinden dokunabiliyor. Yüze yansıyan, sesin tonuna işleyen duygular düşüncelerden ve teorilerden daha tesirli oluyor. Özellikle söz konusu olan kişi duygusal “özgül ağırlığı” tartışmasız olan Bülent Arınç olunca.

Bülent Arınç, sadece AK Parti için değil, Türkiye’nin geneli için çok önemli bir siyasetçi. İstikrarlı bir istikametinin bulunması, akıcı ve etkileyici bir hitabetinin olması, ikna kabiliyeti bu ağırlığı açıklamak için yeterli değil. Arınç, düşmanlarının bile saygı duyduğu bir isim. Çünkü hepimizin duygu dünyasına girmeyi başarıyor. Katılmadığınız, karşı çıktığınız fikirleri bile o kadar yürekten ve inandırıcı bir dille savunuyor ki, bu samimiyete saygı duymaktan başka elinizden bir şey gelmiyor. Çünkü sizin duygu dünyanızda doludizgin at koşturuyor. Kürsüde konuşmasını izlerken, “Bu adam sabah yataktan kalkarken de aynen böyledir” diye düşünüyorsunuz. Ancak duygularında bu kadar doğal, içi-dışı bir olan adam böyle konuşabilir duygusuna kapılıyorsunuz.

Fikirler karmaşık, çıkarlar her zaman çatışıyor. Siyasî polemiklerden kimin haklı olduğunu kestirmek her zaman çok zor. Ama ellerinizle dokunabileceğiniz bir samimiyeti hissettiğiniz zaman her şey yerli yerine oturuyor.

Siyasetçinin en büyük sermayesi güven. Bülent Arınç, bu sermaye ile siyaset yapıyor. Arınç’ın ağırlığını tartmak için bir mukayese yapabilirsiniz. Liderlerden başlayarak her partinin önde gelen isimlerinin, diğer partilerde bir karşılığını beş aşağı beş yukarı bulmanız mümkün. Aynı karşılaştırmayı Bülent Arınç için deneyin: Var mı bir muadili?

Arınç’ın serzenişini, AK Parti’ye oy veren seçmenin serzenişi olarak okumayı deneyin. Çok fazla içeriden ve samimi bir taban tepkisi olarak. Bu yüzden Başbakan’ın “her şeyi kendi aramızda çözeriz” formülünü işletmek pek kolay değil.

Yine de göz ardı etmememiz gereken bir gerçek var: Siyaset duygularla değil akılla yapılıyor. Duygular, aklın tesir menzilini artırmaya, onu ete kemiğe büründürmeye yarıyor.

Duygusal dünyanızda karşılığı olmayan bir siyaset; yapana da, izleyene de pek yavan gelmez miydi? Öbür taraftan siyaset bir insan öğütme makinesi. Herkes yıpranır; iktidardakiler daha fazla yıpranır. Elinizdeki güç ne kadar fazla ise o kadar çok yıpranırsınız. İktidarın gücünün ve süratinin balata aşındırıcı etkisini, ancak muhalefetin frene basmaması gideriyor.

Sözü getirmek istediğim yer, karşımıza çıkan yeni dengelere dair. Ne oldu da, Bülent Arınç’ın bu özgün ve özgül çıkışı Türkiye’nin gündemini tepetaklak etti?  Duygusal tabloyu çizdikten sonra, artık bu sorunun cevabını siyasetin reel dünyasında aramamız lazım.

Önümüzde seçim var. Kartların yeniden dağıtılması ve yeni başlangıç için bir fırsat. Herkes kendi oyununu kuruyor ve bu arada yeni oyun kurucular devreye giriyor. AK Parti, 2010’dan beri maçı rakip kale önünde götürdü. Sahaya yeni oyuncular iniyor.

Sarıgül’e CHP’de İstanbul Büyükşehir adaylığının kapısını, bu yeni oyuncular açıyor. AK Parti’nin dayandığı sermaye kesimlerine karşı, Büyük Sermaye kendi ağırlığını koyuyor. Siyasette dengeyi kuracak ve AK Parti’nin hegemonyasına rakip çıkartacak çok önemli bir gelişme.

Öyleyse duygularımız da değişecek. Arınç’ın çıkışının siyasette bulduğu karşılık, bu duygu değişiminin önemli işaretlerinden biri.  Belki AK Parti için erken bir uyarıcı.

MÜMTAZER TÜRKÖNE / ZAMAN

Reklamlar