Etiketler

, , ,

Şafak Pavey: “Kibirden küfelik olmuş” zihniyetin sayıklamaları

ARİFE KÖSE“Kibirden küfelik olmak” deyimi bana ait değil. CHP milletvekili Şafak Pavey’in, 4 kadın milletvekilinin meclise başörtü takarak gelmelerinin ardından yaptığı konuşmada geçiyor. Konuşmasının tamamını okuyunca, kendi kullandığı bu deyimin aslında en çok kendisine yakıştığını düşünüyor insan. Söylediği her bir cümlenin altını kazıdığınızda ortaya saçılanlar bir yana, Ecevit’in yıllar önce Merve Kavakçı’ya yönelik “Bu hanıma haddini bildiriniz” çıkışının biraz daha inceltilmiş hâli, nedense, anlaşılmaz bir şekilde, CHP’nin makul bir çizgiye geldiğinin işareti oluveriyor. Nedir tercih edilen? “Bu hanıma haddini bildiriniz” nobranlığı yerine on dakikalık konuşmaya yayılmış, bütün başörtülü kadınlara ve hatta kadınlara haddini bildiren ve ne yapmaları, bundan sonra nasıl davranmaları gerektiğini dikte eden kibir mi? Ecevit’in sözleri ile Şafak Pavey’in konuşması aynı zihniyetin ürünüdür ve CHP’nin statükonun değişmesi korkusunun ifadesidir.

Her şey yasak başörtüsü mü serbest?

Pavey konuşmasına şöyle başlıyor: “Size bu konuşmayı; her şeyin yasak olduğu genel kurulda yapıyorum… Ortalama yaşın 50 olduğu bir mecliste su içmenin dahi yasak olduğu bir genel kurulda çalışıyoruz. Yaşlı haklarının, hasta haklarının bile düşünülmediği bir genel kuruldan söz ediyorum”.Böyle başlayan bir konuşmanın özgürlük talebiyle devam etmesini beklemek olasıdır değil mi? Ama öyle olmuyor. Pavey, paragrafın sonunda “Ve artık AKP’nin başı açık vitrin vekillerinin; emanet oyları, gerçek sahibelerine geri verme zamanının gelip çattığını düşünüyorum. AKP’yi iktidara taşımış asıl kadınlarının meclis koltuklarını almalarının hakları olduğuna inanıyorum” derken aslında “her şeyin yasak olduğu mecliste bir tek başörtüsü serbest” demeye getiriyor. Aslında başörtüsünü, yasak olduğunu ifade ettiği, dolayısıyla serbest olmaları için mücadele edilmesi gerektiğini düşündüğü alanlar arasında görmüyor. Yoksa cümlesini şöyle kurması gerekirdi: “Başörtülü kadınlar ve onlarla birlikte mücadele edenlerin çabaları sonucunda bugün mecliste bir yasaktan kurtulduk. Şimdi sıra kadınların pantolon giymesinin serbest olduğu, yaşlı ve sakat haklarının dikkate alındığı bir meclis yaratmaktır”. Ama öyle demiyor Pavey! Aklı sıra siyasetçi kurnazlığına sığınıp, daha konuşmasının başında başörtülü kadınlara hadlerini bildirircesine parmağını sallıyor, “bakın herkes ne kadar mağdur ama bir tek siz değilsiniz, ayrıcalıklısınız” demeye getiriyor.

Başörtüsü ve özgürlük

Zaten öyle demediğini konuşmasının ilerleyen bölümlerinde, “aman özgürlükçü imajıma bir zarar gelmesin” kaygısıyla edilmiş birkaç cümlenin ardından başörtüsü hakkında sarfettiği sözlerden görüyoruz. Pavey, çok bilmiş ifadesiyle, “Türbanla özgürlük ilişkisi bıçak sırtı gibidir. Bir yandan inanç özgürlüğünü temsil eder, öte yandan inanç baskısını. Birçok kadın inanarak örtünürken, birçok kız kendilerini kontrol eden aile güçleri tarafından zorla kapatılırlar… Sosyal özgürlük alanlarımız, geleceğimizden çalınarak, birer birer imha ediliyor. Beş yaşında örtülen, on beş yaşında evlendirilen kızlarımıza bakalım. Geleceğimiz gerçekten kadınlarımızın hali üstünden, berbat bir şekilde değişiyor. Biz kültür olarak hiç önemsemeyiz ama her özgürlük aynı zamanda büyük bir sorumluluktur…” diyor. Böyle diyerek, 90 yıllık resmi zihniyetin yaptığı gibi Cumhuriyet’in makbul vatandaş tarifini kadınlar üzerinden bize bir kez daha hatırlatıyor. Yıllardır beş yaşındaki çocukların varlığını Türk varlığına sorgusuz sualsiz armağan ettiren zihniyet, birden özgürlük savaşçısı kesiliyor. Nedense, kadının başörtüsü takması sosyal özgürlük alanının elinden çalınması anlamına gelirken, başörtüsü taktığı için kadınları okullara, iş yerlerine, meclise almayan zihniyetin kadınların hangi alanlarını elinden aldığını hiç sorgulanmıyor. Başörtüsü takmak özgürlük alanımızın ihlali olurken, başörtüsü takan kadınların okuyamaması hangi özgürlüğe sığıyor bilemiyoruz.

Üstelik bunu derken, sadece bugün meclise gelen 4 başörtülü kadın vekile saygısızlık etmekle kalmıyor, başörtülü kadınların yıllardır kendilerine yönelik her tür aşağılama ve yok saymaya karşı verdikleri mücadeleyi de görmezden geliyor, küçümsüyor. İç tüzük değişikliği yapılmadan kadın vekillerin başörtüsüyle meclise girmiş olmasını bir kazanım olarak görmüyor ve her şeyi olduğu gibi özgürlük mücadelesinin tanımlayıcısı olarak kendisini gördüğü için “ben iç tüzük değişmeden pantolonla meclise girmem” diyor. Kibri, statükonun değişmesi korkusu yüzünden kör olmuş gözleri, özgürlüklerin kanunla, tüzükle değil, mücadele ederek kazanılacağını görmesini engelliyor. Siz hiç merak etmeyin sayın Pavey; başörtülü kadınları ikna odalarına sokup hayatının işkencesini yaşatan Nur Serter gibi parti üyeleriniz bugün nasıl başörtülü kadın milletvekillerine ses çıkarmadan tahammül etmek zorunda kalıyorsa, o mecliste, gün gelir tüzük de değişir. Yeter ki sizin gibi statüko bekçileri özgürlük mücadelesinin önüne çıkmasın, her kazanımın ardından haddini bildiren parmağını sallamasın.

Mustafa Kemal’e bitmeyen borç

Öyle ya, Mustafa Kemal’e, bu milletin yıllardır ödeye ödeye bitiremediği borcundan bahsetmeden olmaz. Kadınlar da bu borçtan nasibini alıyor tabii ki. Pavey gibiler hayatımızda olduğu sürece de bu borcu unutmamız ne mümkün. Şöyle diyor konuşmasında Pavey, “Kadın özgürlüklerinden asla korkmam. Söylemek isterim ki; özgür bir hayat çok yavaş kurulur ama çok hızlı yıkılır. Tam da bu nedenle, çiçekli başörtüsü ve daracık pantolonuyla, Çamlıca parkının kuytularında, sevgilisiyle öpüşen genç kıza, özgürlüğünü Mustafa Kemal’e borçlu olduğunu hatırlatmak istiyorum.” Böylece Pavey, başörtülü kadınlara bir kere daha haddini bildiriyor. Diyor ki, “bakın, okula gidememiş, çalışamamış, meclise başörtüsüyle girememiş, ikna odalarında işkence çekmiş ve hatta tutuklanmış olabilirsiniz. Bunların hiçbir önemi yok. Sevgilinizle öpüşüyorsunuz ya, işte bunu Mustafa Kemal’e borçlusunuz”.

Yeri gelmişken söyleyeyim, konuşmanızda bahsettiğiniz Diyanet’i kuran bizzat Mustafa Kemal’in kendisidir sayın Pavey. Diyanet’in işlevi de, tam da başörtüsü takan kadınların müteşekkür olması gerektiğini düşündüğünüz cumhuriyetin tarif ettiği Sünni Türk makbul vatandaşı yaratmaktır. Bugüne kadar CHP, Diyanet’in lağvedilmesi gerektiğini söyledi de biz mi duymadık acaba?

Pavey’in başörtülü kadınlardan beklentileri ve kibrin doruk noktası

Pavey, konuşmasının başörtülü kadınlara hadlerini bildirircesine parmak sallayan bölümünü bitirdikten sonra geçiyor onlara ne yapmaları gerektiğini dikte etmeye. Diyor ki, “bakın biz size mecliste bile tahammül ediyoruz, o zaman, siz de şunları şunları yapmalısınız”. Bakalım nelermiş onlar? Pavey, başörtülü vekillerden Türkiye’nin kadın hakları konusunda neden dünyanın yüz yirmincisi olduğunu açıklamalarını bekliyormuş. Yetmiyor, islamofobik bir ifadeyle, 57 İslam ülkesindeki toplam kadın hakları ortalamasının, tek başına Birleşmiş Milletler’de bile yer alamayan Tayvan seviyesine erişemediğini açıklamalarını bekliyor. Bak sen! Bu da yetmiyor, geleceğin bütün sorumluluğunu başörtülü kadınların omuzlarına yüklüyor ve “Bundan böyle; mini etek giydiği için işten atılan, sol kulağı küpeli olduğu için dövülen, dekoltesi bakanın hoşuna gitmediği için linç edilen, oruç tutmadığı için öldürülen, Hıristiyan olduğunu gizlemek için isimlerini değiştirenlerin güvenlikleri, herkesten çok bu kadın vekillere emanettir. Artık, türbanı bir insan hakları ihlalinden, bir insan hakları kazanımına dönüştürmek, onların sorumluluğudur. İnanç özgürlüğünün en büyük güvencesi, geleceğimizi dini rehberlikle kontrol etmek değil, kusursuz bir sekülerizmdir” diyor. İnsanın dönüp, “Sen kim oluyorsun da başka hak mücadelelerini bir hak mücadelesinin ön koşulu hâline getiriyorsun? Senin partin andımızın kaldırılmasına bile karşı çıkarken, başörtülü kadınları Hristiyan olduğunu gizlemek için isimlerini değiştirenlerden sorumlu tutmak sana mı kaldı?” diyesi geliyor.

Pavey, meclise gelmeden önce başörtülü vekillerin konuşmalarını taramış ve başkalarının özgürlükleri hakkında tek bir kelime bulamamış. Bu milletvekilleri azınlık okulları hakkında tek kelime etmemişler. Pavey azınlık okullarıyla bu kadar ilgileniyorsa, hepimizi müteşekkür olmaya çağırdığı Mustafa Kemal’in ve onun cumhuriyetinin yaptıklarına baksın önce. Ayşe Hür, 22 Ocak 2012 tarihinde Taraf‘ta yayınlanan yazısında anlatıyor; “3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu uyarınca 40 kadar Fransız ve İtalyan okulu kapatıldıktan sonra sıra azınlık okullarının binalarının onarımında, genişletilmelerinde, yeni binalar yapmalarında kısıtlamalara geldi. Okul programları ve sınavlar MEB tarafından denetlenmeye başladı”. Ya da acaba Şafak Pavey, 1946’da, CHP’nin 9. Bürosu tarafından yayımlanan ve “İstanbul’da özellikle Rumlara karşı ciddi tedbirler almalıyız. Bu anlamda söylenecek tek bir cümle var: İstanbul’un fethinin 500. yıldönümüne kadar bu şehirde tek bir Rum bile kalmamalıdır” denilen “Azınlık Raporu” hakkında bugüne kadar tek kelime etmiş midir ki, başkalarına ne söylemeleri gerektiğini dikte edecek cüreti kendisinde buluyor? Bu örnekleri maalesef daha sayfalarca çoğaltabileceğimizi ve hepsinin de kendi partisinin tarihine ait olduğunu çok iyi biliyor.

İstiklal Mahkemeleri’ni kuran, Kürtlere asimilasyon politikalarının dolayısıyla binlerce insanın canına mal olan bu savaşın sorumlusu olan, azınlıkları Türkleştirmek için Varlık Vergisi’nden tutun da Musevilerin ülkeye girişini yasaklayan, ticari yazışmalarda Türkçe kullanılmasını mecbur kılıp binlerce azınlık mensubunun işsiz kalmasına neden olan kendi partisinin geleneği değilmiş gibi, AKP’nin gelmiş geçmiş en otoriter hükümet olduğunu iddia ediyor ve mücadeleyle kazanılmış bir hakkı iç tüzük değişikliğine hapsetmeye çalışıyor.

Kendisine son olarak iki çift lafımız olsun: Peki sayın Pavey, siz CHP’nin statükotucu zihniyetinden çıkmamaya, değişimden korkuyor olmanızı 90 yıldır anlatılan yalanları hâlâ tekrarlayarak gizlemeye kararlısınız. Siz bilirsiniz. Ama en azından başörtülü kadınların, Merve Kavakçı’nın o meclis çatısından yaka paça, hakaretler içerisinde atıldığı günden ve hatta daha öncesinden beri verdiği ve kazandığı mücadeleye saygı duymak zorundasınız. Diğer özgürlükler içinse sizin endişelenmenize gerek yok; özgürlüklerin garantisi sahte demokratlık kisvesi altında statüko savunuculuğu yapmak değil, kazanımların üzerinden yükselen bir mücadeledir. Diğer türlüsünü kimseye yutturamazsınız. Zaten sadece şimdi değil, 90 yıldır yutturamadınız.

Arife Köse

Reklamlar