Etiketler

, ,

 

ARİFE KÖSEErgenekon kararlarına üzülenler, Kürt halkının, Hrant Dink’in katillerini savunuyorsunuz!

 

Ergenekon davasının merakla beklenen kararı nihayet açıklandı. Karar, elinde Kürt halkının, darbe mağdurlarının, Hrant Dink’in, Zirve Yayınevi’nde öldürülen üç Hıristiyan’ın, Rahip Santora’nın kanını taşıyan katillerin cezalandırılması için yıllardır mücadele eden darbe karşıtlarını ve özgürlük savunucularını sevindirirken, bazılarını da büyük ve derin bir üzüntüye boğdu. Ergenekon davasının karar duruşması, davanın başladığı günden bu yana olduğu gibi, bir kez daha, özgürlükler, Kürt sorunu ve genel olarak demokrasi mücadelesi konusunda turnusol işlevi gördü, yarılma bir kez daha yaşandı.

 

Bu yarılmanın taraflarının iddiaları ve bunları tartışmak üç açıdan önemli; birincisi, 1915 Ermeni soykırımından başlayarak bu ülkedeki muhalifleri, kendisine benzemeyenleri yok ederek bugünlere gelen devlet geleneği ile hesaplaşmak öncelikle bugün Ergenekon kararına üzülenlerle hesaplaşmaktan geçiyor. İkincisi ise, bu hesaplaşmayı kazanmadan AKP’ye karşı özgürlükçü, gerçek bir alternatif oluşturmak ve AKP’ye oy veren kitleleri bu partiden koparmak mümkün olamaz. Dolayısıyla AKP’ye alternatif olabilecek bir siyasi odak ancak Ergenekon davasına üzülenleri bertaraf etmiş, bu tartışmayı kazanmış bir odak olabilir. Üçüncüsü daha çok sol açısından anlam ifade ediyor; JİTEM’in katillerini, darbecileri her ne gerekçeyle olursa olsun savunanların sol, solcu, sosyalist olmakla bir ilgisi yoktur.

 

Bu iddialara geçmeden önce Ergenekon davasının bugün hemen hemen hiç dile getirilmeyen tarihi bir önemini vurgulayarak başlayalım; Ergenekon davası Türkiye’de askerlerin ilk kez sivil mahkemelerde yargılandığı davadır. Veli Küçük gibi katillerin ceza almasına burun kıvıranlar için muhtemelen bunun bir önemi olmayacaktır ama darbelerin askeri mahkemelerinde yargılananlar muhtemelen bunun ne anlama geldiğini iyi biliyorlardır.

 

AKP’ye karşı olacağım derken Veli Küçük’ü savunur duruma gelmek

 

En sonda söyleyeceğimi baştan söyleyeyim; bugün açıklanan Ergenekon kararlarına hukuk, insanlık vs, ne adına olursa olsun üzülenlerin büyük bir kısmı asıl derdi bu yargılamaların AKP iktidarı zamanında yapılıyor olmasıdır. Yoksa yıllarca JİTEM’in ortaya çıkarılmasını, Hrant Dink’in katillerinin yargılanmasını, darbecilerin hesap vermesini savunup bugün bunların çok yetersiz de olsa sorumlularının bir kısmının ceza almasına üzülmenin, devletin katillerinin ömürboyu hapiste kalacak olmasına üzülmesini başka bir açıklaması olamaz. Ama bu AKP karşıtlığına kilitlenmiş içi boş muhalefet gözlerini o kadar kör ediyor ki birdenbire kendilerini Veli Küçük, İbrahim Şahin, Kemal Kerinçsiz gibi katilleri, İlker Başbuğ, Hurşit Tolon, Şener Eruygur gibi darbecileri savunurken buluveriyorlar. Veli Küçük’ün ömür boyu müebbet hapis cezası almasının hukuksuzluk olduğunu bir Cumartesi Annesi’nin, fail-i meçhul yakınının yüzüne karşı söylemek sosyal medyanın korunaklı mecralarında ahkam kesmek kadar kolay olmasa gerek.

 

Asıl müebbeti adalet mi aldı?

 

Kararın ardından okuduğum en hoş cümlelerden birisi, “bu davada asıl müebbeti adalet aldı” idi. Bu cümle Ergenekoncuların günlerdir propogandalarının merkezine oturttukları bu davada hukuk katliamı yaşandığı iddiasını özetliyor. Veli Küçük’ün ömür boyu müebbet almasını adalet olarak görmeyenlere birkaç sorum olacak o zaman. Birincisi, bugüne kadar ne zaman hukukun tam olarak, yüzde yüz bütün vicdanları rahatlatacak şekilde işlediğini gördünüz ki sanki şimdi birdenbire Ergenekon davasında hukuk cinayeti işleniyormuş gibi davranıyorsunuz? Hrant Dink davası adil mi? Ama onun dostları her duruşmada mahkeme salonunun kapısında olmayan adaletin peşinden bıkmadan usanmadan koştular. Dolayısıyla evet, Ergenekon davasında hukuk ihlalleri olabilir ama bu ihlallerin olmadığı herhangi bir dava zaten yok. Bu ihlaller sadece bu davaya özgüymüş gibi davranıp buradan AKP’nin bu davalar aracılığıyla sivil darbe yaptığı gibi sonuçlar çıkarmak ancak Türkiye gibi garip bir ülkedeki garip sola has bir iddia olabilir. Ama tabii ki kimse hukuksuzluğu savunmaz, adalet bir gün herkese lazım olur. Bu davadaki bütün hukuksuzluklar da tabii ki giderilmelidir ancak bunların giderilmesi Ergenekon davasının öneminin ön şartı değildir. Bu dava ile birlikte, Balyoz davasını saymazsak (Ergenekon’dan sonra başlamıştı), bugüne kadar darbe yaptığı için yere göğe konamayan Türkiye’nin şanlı generalleri ilk defa yargılandı ve ceza aldı. Yıllar boyunca Kürt halkının kabusu olan JİTEM’cilerin en azından birkaç tanesi yargılandı ve ceza aldı. Tüm bunların yetersiz olduğunu söylemek başka bir şey, “ama bu davada hukuk cinayeti işleniyor” diyerek bu eli kanlı katillerin ceza almasına üzülmek bambaşka bir şey. Birincisini söyleyerek Mehmet Ağar’ı yargılatabilirsiniz ama bu kararlara üzülürseniz birdenbire kendinizi Kürt halkının ve Hrant Dink’in katillerine ağlarken buluverirsiniz. Sonra sizi günde üç vakit Marks okumak bile bu rezaletten kurtaramaz.

 

Peki ya Süleyman Demirel, Mehmet Ağar ve Tansu Çiller?

 

Karar açıklanır açıklanmaz ilk gözüme çarpan iddialardan birisi Süleyman Demirel, Mehmet Ağar, Tansu Çiller gibilerin yargılanmadığı, dolayısıyla bu davanın aslında derin devleti yargılamanın yanından bile geçmediği oldu. Bu iddia kısmen doğru olmakla birlikte sanki Ergenekon davası her şeyin sonuymuş gibi bir yenilgi ve umutsuzluk havasını barındırıyor. Dünyanın hiçbir yerinde bugün Ergenekon davasından yargılananlar gibi insanları yargılamak ve cezalandırmak kolay olmadı. Yunanistan’da, Şili’de, Arjantin’de darbe karşıtları bunun için yıllarca bıkmadan usanmadan mücadele ettiler. Arjantin cuntanın bir numarasını, darbeden otuz yıl sonra ömür boyu hapse mahkum edebildi. Dolayısıyla Ergenekon davası bizim darbecilere ve katillere karşı verdiğimiz mücadelenin son noktası değil, tam tersine başlangıcını oluşturuyor. Veli Küçük’ün ömür boyu hapis cezası aldığını gören özentileri bir başka Hrant Dink’i tehdit ederken artık on kere daha düşünecekler, Veli Küçük gibilerin bu ülkede ceza alabildiğini gören demokrasi mücadelecileri Mehmet Ağar, Süleyman Demirel, Tansu Çiller gibilerin yargılanması için artık daha güvenle öne atılabilecekler. Dolayısıyla yapmamız gereken Ergenekon davasından yargılanıp ceza alanlara burun kıvırmak değil bu kararların üzerine basarak özgürlük ve demokrasi mücadelesini bir adım daha ileriye taşımaktır. Veli Küçük yetmez, Süleyman Demirel yargılansın, ölüm kuyuları açılsın, fail-i meçhul cinayetlerin sorumlularının tamamı ortaya çıkarılsın, darbecilerden dışarıda kimse kalmasın demektir. Kitlelerin mücadelesini kazanıma götüren yenilgi duygusu değil en küçük bir kazanımı bile bir sonraki adım için sıçrama tahtası olarak kullanabilmek, onun üzerinde yükselebilmektir.

 

Peki ya KCK davasına ne diyeceksiniz?

 

Ergenekon davası sanıklarının tutuklanmasını savunup sonra KCK davası tutuklularının serbest kalmasının savunulamayacağını iddia etmek bana bu tartışmadaki en büyük akıl tutulması gibi geliyor. Ergenekon davasında yargılananları cellada ve KCK davasından yargılananları başı zorla bu celladın baltasının altına uzatılan kurbana benzetirsek cellat ve kurbanın yargılanmasındaki tutumunuz ne olurdu? Ergenekon davası, Kürt halkının katillerinin, KCK davası ise Kürt halkının özgürlük mücadelesinin davasıdır. İkisini aynı kefeye koymak, bu iki davayı karşılaştırmak bile ancak ve ancak darbeci olduğu kadar Misak-ı Millici, milliyetçi bir zihniyetin ve akıl tutulmasının ürünü olabilir. KCK tutuklularının Kürt halkının özgürlüğünün güvencelerinden birisi JİTEM’ci katillerin ve darbecilerin ceza almasıdır. Bu nedenle tabii ki Ergenekoncular tutuklansın derken, KCK tutukluları serbest bırakılsın diyeceğiz. Bunu yaparken denklemi, “Ergenekon davasında da KCK davasında da hukuksuzluk yapılıyor, dolayısıyla her iki davanın sanıkları da hukuk cinayeti mağduru” şeklinde değil, davaların içeriğine, ne hakkında olduklarına, sonucunun kimi nasıl etkileyeceğine bakarak yapacağız. Davaların özünü hukuk tartışmasına kurban etmeden demokrasi açısından sonuçlarına bakarak tarafımızı belirleyeceğiz. Çünkü aslında çok doğru bir şekilde ifade edildiği gibi bu davaların hiçbirisi hukuki davalar değildir, hepsi siyasi davalardır.

 

Ergenekoncuları kim yargılattı?

 

Davada açıklanan kararlara üzülenlerin belki de en büyük handikapı bu davayı sadece AKP’nin eseri olarak görüyor olmaları. Halbuki süreci 28 Şubat kadar geriye götürürsek, başörtülü kadınların El Ele eylemlerinden 28 Şubat uygulamalarına her alanda direnenlere, “Darbelere Hayır – Bir Daha Asla” diye defalarca sokaklara dökülen yüz binlerden Kürt halkının özgürlüğü için mücadele edenlere, “Ergenekon dağıtılacak” sloganını her fırsatta yükseltenlerin, Cumartesi Anneleri’nin, Hrant Dink katledildiğinde sokaklara dökülenlerin, “Hrant’ın katili Ergenekon Çetesi” diye bağıranların ve onların yanı sıra bir dizi başka faktörün bir araya gelmesinin eseridir bu dava. Bunlar başka yazılarda tartışılabilir ama asla göz ardı edilmemesi gereken son on yılda darbelere karşı yükselen aşağıdan mücadele ve Kürt halkının kararlılığıdır. Eğer, Ergenekon davasında bu kitlelerin rolünü görmezseniz tabii ki dönüp sadece AKP’ye bakar, her şeyi ondan bekler hale gelirsiniz. AKP’nin bunları yapamayacağı, yapmayacağı gün gibi ortadayken bunu beklediğiniz için “ama bu davalarda Süleyman Demirel yargılanmıyor” diyerek büyük bir umutsuzluğun içine düşersiniz. Halbuki bu davaları darbelere karşı mücadele eden, sokaklara dökülen kitlelerin eyleminin sonucu olarak görürseniz o zaman Süleyman Demirel’in bir gün yargılanabileceğine dair umudunuzu kaybetmez ve bunu AKP’den beklemek yerine gerçekleşmesi için mücadele edersiniz.

 

Ergenekon yetmez, bütün darbeciler ve katiller yargılansın

 

Nereden nereye geldiğimizi görmezsek dişimizle tırnağımızla kazıyarak elde ettiğimiz kazanımları olduğundan çok daha küçük görme tehlikesiyle karşı karşıya kalabiliriz. Ergenekon davasının başladığı günler bu ülkede hiç kimsenin bırakın bir generalin, herhangi bir askerin bile hele de darbe yapmak gibi bir suçtan yargılanacağına inanmadığı, Veli Küçük gibilerin mahkeme önlerinde Hrant Dink, Elif Şafak gibi aydınları elini kolunu sallayarak tehdit edebildiği, Kürdistan’da fail-i meçhul cinayetin su içmek kadar normal olduğu günlerdi. Bugün bir çoklarının burun kıvırdığı Veli Küçük bir zamanlar etrafa korku saçan bir ölüm makinesiydi. Ancak tabii bu davada ceza alanlar buzdağının çok küçük bir kesimini oluşturuyor. Ergenekon demek, 1915 Ermeni Soykırımı’ndan günümüze devam eden ve sürekli beğenmediğini, kendisine benzemeyeni, benzemek istemeyeni yok ederek ilerleyen resmi devlet geleneği demek. Bugün ceza alanlar bu kocaman buzdağının çok küçük bir kesimini oluşturuyor. Ama o buzdağının küçücük kesiminin ortaya çıkması gerisinin de ortaya çıkması gerektiğini düşünenlere mücadele etme güveni ve cesareti veriyor. Bugün bizim mücadeleye olan güvenimiz ve cesaretimiz arttı. Ergenekon kararlarına üzülenler ise, Kürt halkının ve Hrant Dink’in katillerini savunur pozisyona düştü.

 

Biz bundan sonra hem bu kararlara üzülen ulusalcılara ve Ergenekonculara hem de davaları sınırlamaya çalışan AKP’ye karşı aynı anda mücadele edeceğiz ve bu ülkede demokrasi işte bunu yapmayı başarabilen bir odağın etrafında gelişecek.

 

Arife Köse

6 Ağustos 2013

 

arifekose@gmail.com

 

Reklamlar