Etiketler

, ,

mümtazer-1Devletin özgürlüğü

Kimsenin silah dayayıp devleti sevdirmeye kalktığı yok.

“Sevmek ve terk etmek” gibi hamaset yüklü ikilemlerin yerini, Allah’a şükür barış süreci aldı. Devlet değişti ve dönüştü; arkasındaki rıza çoğaldı. Belki bu yüzden “devlet düşmanı” suçlamasının dahi bir anlamı kalmadı. İhsan Dağı ile tartıştığımız mevzu ne kişisel bir mesele ne de İstihbarat Teşkilatı’nın dahil olduğu bir karasevda hikâyesi. Türkiye değişti. Değişene ayak uydurmak biz yaştakiler için daha da zor. Muhafazakârlar ile liberaller arasındaki aşk, ikilinin ayrılma arefesindeki haline benziyor. Tartışılan, paylaşılamayan veya kavga sebebi olan mevzu ise devlet iktidarı. Liberaller muhafazakârlara dönüp, “gözüne dizine dursun, gözünü iktidar doyursun” serzenişinde bulunuyor. Muhafazakârlar ise hiçbir zaman nikâh masasına oturtamadıkları liberalleri gözden çıkarmaya hazır görünüyor. Duygusal boyutları zengin bu tartışmanın en pür ü pak taraflarından biri İhsan Dağı. Kendimi şanslı görüyorum.

Türkiye’de liberal olmak, çok yerel bir kimlik; bu yüzden evrensel  kalıplara uymuyor. Çoğunluk muhafazakâr ve demokrasi karşınıza ya askerî vesayeti ya da çoğunluk iktidarını denetleme sorunu olarak çıkıyor. Muhafazakâr iktidarın kuşatamadığı kitleler için savunulacak tek kale kalıyor: Özgürlükler. Liberal olmak, doğal biçimde kamusal konularda tarafsızlık ilkesinin gerekçesi oluyor. Kime karşı? Kim iktidarda ise ona karşı. İşin çatallaştığı yer, iktidar ilişkilerini değiştirme talebinin muhafazakârlardan gelmesi. Sandık egemen olunca, statü grupları korunaksız kalıyor. Statüsünü korumaya hamledenlerin, fiilen askerî vesayet düzenine, şeklen özgürlük tanrıçasının kanatları altına sığınmaktan başka çaresi kalmıyor. Dikta özlemleri ile liberal değerlerin iç içe geçmesinin ve Gezi için bu konuda bir hüküm verilememesinin sebebi bu. Batı’dan baktığınız zaman liberaller, statüsünü korumaya çalışanlardan ibaretler. Dengeyi bulmak çok zor. Bu sorumluluk liberal aydınların omuzuna yükleniyor. Bir aydın için liberal olmak, liberal tarafsızlığa sahip bulunmak; dolayısıyla Olimpos Dağı’nda dolaşan tanrılar gibi sağa sola nizam verebilmek anlamına geliyor. İhsan Dağı, mesafesi yakın olduğu için muhafazakârlara ayar çekme konusunda daha pervasız davrananlardan. Eleştirdiğim yazısında, muhafazakârları “devletin derinliklerine” savrulmakla, “devletçi ve statükocu” olmakla suçluyor ve “devletten yeniden özgürleşerek” tövbe istiğfara davet ediyor. Peki ya elde edilen sonuç. Sözüm meclisten tamamen dışarıda. At sinekleri dile gelseydi, acaba ne derdi? At rahatsız oluyor, kuyruk sallayıp sağa sola hareket ediyor. Kimin sayesinde?

28 Şubat’ın gerçek mimarı Süleyman Demirel’in o günlerin ruhunu yansıtan ve tarihe geçen vecizesiydi: “Hükümet siyasî bir kurumdur; MGK devlettir.” MGK’da askerler ağırlıkta olduğu için, askerî vesayet düzenini yücelten akıl dışı bir sözdü. Hükümet ile devleti ayırmak, Batı siyaset kavramlarını bilenler için hâlâ çok müşkül bir iştir. MGK’nın kompozisyonu değiştikten sonra Demirel bile artık o sözü edemeyecek duruma düşmüşken; liberal değerler adına devlete mesafeli duruşu muhafazakârlara telkin etmek artık tarih dışı değil mi? “Devlet biziz” derken, ben devletin emrine girmiyorum, devleti iradem altına alıyorum. İhsan Dağı’nın tekrarladığı şekilde, muhafazakârları  “devletle özdeşleşme” suçu işlemekte itham etmek, askerî vesayet dönemi kavramları ile etrafa ayar çekmek değil mi?

Muhafazakârlık, ortak iyi konusunda liberaller gibi özgürlükçü değil tekelcidir. Muhafazakârların özgürlükçü olmalarını beklemek ve “ortak iyi”nin ancak sınırsız özgürlüklerle sağlanacağını onlara kabul ettirmek, Türkiye’deki liberal aydınlara özgü bir naivlik olmalı. Galiba kabahat muhafazakârlarda; liberal olmayı bir türlü beceremiyorlar.

MÜMTAZER TÜRKÖNE / ZAMAN

Reklamlar