Etiketler

, , , ,

Abdulkadir Selvi#hakanfidanıyedirmeyiz

 Hakan Fidan kampanyası ne zaman başlayacak diye bekleyenlerdendim.

Hatta, ‘Bu sefer geciktiler’ diye huysuzlanmaya başlamıştım.

Çünkü Ahmet Davutoğlu ile ilgili kampanya bitmek üzereydi.

Dalga dalga geliyorlar.

Bir numarada Başbakan var.

Erdoğan kampanyası doruk noktasına ulaşınca, ben sıranın Davutoğlu’na geldiğini anlıyorum.

Onun da bir pik noktası var.

Ne zaman ki, sıfır sorun politikası iflas etti diyorlar ben hah diyorum, yeni kampanya başlıyor.

Çeyiz kampanyası değil elbette ki.

Hakan Fidan kampanyası.

Bu kez yanıltmadılar.

Tam cepheden saldırıya geçtiler.

‘Bir sabah arabasında bir sürprizle karşılaşmayı hak ediyor Hakan Fidan’ diyecek kadar işi ileriye götürdüler.

Nasıl yapacaklar?

Yaser Arafat’ı zehirledikleri, Şeyh Yasin’i öldürdükleri gibi mi?

Terörist devlet, yapar?

Hakan Fidan, MİT Müsteşarı olduğunda İsrail devleti açıkça tepki göstermişti.

Ulusalcılığın bayraktarlığını yapan bir internet sitesiyle, ‘Biz Hakan Fidan hakkındaki haberleri Fransız dergisinde yayınlatacağız. Aynı zamanda sizde de başlamasını istiyoruz’ diye yazışmalar yapmışlardı.

Eşzamanlı olarak saldırıya geçtiler.

7 Şubat da ortak bir organizasyon işiydi.

İlk başlarda, ‘İsrail neden bu kadar rahatsız oluyor’ diye merak edip, araştırmıştım. Karşıma MİT’le MOSSAD arasında tahminlerimizin ötesinde bir ilişki ağı çıkmıştı. İsrail adına MİT bölgede birçok operasyona imza atmıştı.

Hakan Fidan’la birlikte buna son verildi.

Rahatsızlığın temelinde bu yatıyor.

Yeni saldırının gerekçesini ise SETA Başkanı Taha Özhan kısa bir cümlede özetledi.

‘Türkiye’de üçüncü ülkelerin vizesiz istihbarat operasyonları yapmasının Fidan tarafından engellenmesi.’

Benzer bir durum Başbakanlığı sırasında merhum Menderes’in başına gelmişti.

1956 yılıydı. Menderes bir gün Başbakanlık Müsteşarı Ahmet Salih Korur’u yanına çağırmış ve ‘Milli Emniyet’le ilgili bazı şayialar dolaşıyor’ demişti.

Müsteşarından o günkü MAH, bugünkü MİT’in içine girmesini ve iddiaları araştırmasını istemişti. Cüneyt Arcayürek’in, ‘Darbeler ve Gizli Servisler’ kitabında aktardığına göre, Korur çok geçmeden araştırmasını tamamladı ve Başbakan’ın huzuruna çıktı.

‘Amerikalılar, Milli Emniyet’e hakimdi. Para veriyor, örgüte nüfuz ediyorlardı. Milli Emniyet’in bütün dosyaları CIA’nın kontrolündeydi.’

Bir de çalışanlarla CIA elemanları arasındaki doğrudan ilişki söz konusuydu.

‘Gizli servis ünitelerine her ay CIA’nın adamları gidiyor ve birimin başındaki kişiye zarf içinde para bırakıyor’ diye özetledi.

Menderes bu ilişkiye derhal son verilmesini istedi. Müsteşarını bir süre MAH’ın başına atadı. Ama bu operasyonunun bedelini 27 Mayıs’ta, MAH’ın darbeyi kendisinden gizlemesiyle ödedi.

12 Mart’ta darbeyi Başbakan Demirel’e bildirmeyen MİT Müsteşarı Fuat Doğu, telefonla aradığı Başbakan’ın istifasını istedi.

12 Eylül’de MİT, Başbakan Demirel’e darbeyi haber vermezken, MİT’e ait uçak, birliklere ‘Bayrak Darbe Planları’nı dağıtıyordu.

Hakan Fidan, bu hükümet için sadece MİT Müsteşarı değil. O aynı zamanda dış politikamızın sahadaki en güçlü uygulayıcılarından biri.

Başarılı bir operasyon adamı.

Tarihinde belki de ilk kez Başbakanlık-Dışişleri ve MİT bu denli uyumlu çalışıyor.

İstihbaratı olmayan bir rejimin güvenliğinin ne anlama geldiğini, darbe geçmişimizden dolayı iyi biliyoruz. Hakeza, istihbarat desteği olmayan bir dış politikanın sahada tek ayak üzerinde olduğunun farkındayız.

Arap Baharı ile taşların yerinden oynadığı Ortadoğu’ya, ‘İsrail’in güvenliğini esas alan’ eski düzeni kurmak istiyorlar.

Karşılarına lider olarak Erdoğan, Dışişleri Bakanı olarak Davutoğlu, sahada ise Hakan Fidan çıkıyor.

Rahatsızlıkları bundan.

Hakan Fidan, Türkiye’yi İsrail’in, ‘vizesiz operasyon üssü’ yapmadığı, kontrespiyonaj faaliyetlerini engellediği için hedefte.

Onun için yemek istiyorlar.

Biz onlardan daha kararlıyız.

#hakanfidanıyedirmeyiz

.

Reklamlar