Etiketler

MİT-34 Şubat 1995 / AHMET GÜNER / AKSİYON

Dahili kırmızı telefonu çalan sekreter birden heyecanlandı. Yanındaki hizmetliyle hemen şoföre haber saldı, makaııı arabasını hazırlamasını istedi. Telaşlıydi. Korumalar da neredeydi? Garanti çay ocağında diğer korumalarla dedikodu ediyorlardır. Odacıya bakındı ortalıkta görünmüyordu. Kalktı kendi koştu çayocağına. Yanılmamıştı. Korumaların üçü de oturmuş laflı yorlardı. Bağırdı: “Çabuk olun. Daire Başkan Yardımcımızın hanımı gezmeye gidecek, hazırlanın”..
Bu anlatuklarımız MİT’te yaşanan olağan günlerden biri. Hikaye aynen vaki değil belki, ama, pek de farklı değiL. Insanların adını duyunca ürperdikleri teşkilatın yapısı, yukarıda anlatuğımız gibi. MIT’te artık ajanların sözü geçmiyor. Takan da yok zaten onları.
Teşkilata çaycı olarak atUysanız kapağı eğer, havanıza diyecek yoktur. E ne de olsa siz de artık öyle veya böyle MİT mensubusunuzdur…
Geçtiğimiz yılın son günlerinde TBMM Başkanlığı’na ‘verilen kanun teklifiyle başlatılan MİTteki değişim rüzgarının önümüzdeki günlerde devam etmesi bekleniyor. İlk Sivil Müsteşar unvanını alan MİT’in yeni patronu Sönmez Köksal, giderek ağırlaşan hantal yapısıyla üzerine düşen fonksiyonu İcra edemeyen teşkilatta köklü değişiklikler yapmakta ısrarlı görünüyor.

BiR KIŞI ÇALIŞIYOR ÜÇ KİŞİ YATıYOR
Özel konumu sebebiyle şimdiye kadar siyasi iktidarlar tarafından müdahale edilmeyen MİT, kapılarını dışarıya karşı sürekli kapalı tutmayı yeğledi. Türkiye’nin istihbaratını yapan kuruluş, diğer. kamu kurumlarından farklı olmayan yapısıyla KİT haline geldi.
Tam bir çiftliğe dönüşen teşkilatın halen dörtte üçü destek elemanlarından oluşuyor. Yazıcı, ütücü, boyacı, sekreter, aşçı, işçi, çaycı, koruma, şoför olarak çalışanların sayısı; istihbarat yapanların üç katınıbuluyor. Yani bir kişi çalışıyor, üç kişi buna hizmet ediyor. Bu çarpık yapılaşma da MİT’in fonksiyonunu icra etmesini engelleyen başlıca hususlardan birincisi. Bunun neden kaynaklandığı akla gelebilir. Aslında diğer KİT’lerden çok da farklı değiL. Hemen hemen aynısı. Dışa kapalı olduğu için vasıflı insanlara ulaşamayan kuruluş, şimdiye kadar çalışanların yakınlarını bünyesine kattı. Bunun sonucunda MİT tam bir aile şirketine dönüştü. Alınan bu vasıfsız İnsanlara istihbarat yaptırılmadığı için de her birine -yeni bir iş İcat edildi.
Her yaşlanan kişiye makam verildi. İstihbaratın en önemli görevlerinden olan ajanla temas kurrna işini sürekli en acemiler yaptı. Bu konuda 30 yaşın üzerinde hiç bir eleman kalmadı. Belli bir yaşın üzerine çıkanlara fazla para vermek için terfi ettirrnek icap ediyordu. Sürekli öyle de oldu. Yani ünvan verildi. Bu ünvanı alana makam bulundu; altına araba çekildi, hizmetini görmek için şoför, koruma, sekreter, hizmetli bulundu. Devlet dairelerinin hastalığına MİT de tutuldu. Teşkilatın sırtındaki kambur, devletin başından atmaya çalıştığı KİT’ler gibi giderek büyüdü. 1970’lerde başlayan bu yanlış yapılanma aralıksız olarak şimdiye kadar devam etti.
Bundan yaklaşık 3 sene önce 24 Ekim 1992’ de Müsteşarlık görevine getirilen Sönmez Köksal, kangren haline gelen bu yapıyı ya değiştirecekti ya da içerden ve dışardan bazı baskılara boyun eğerek istifa edecekti. Sönmez Köksal zor olanı seçti. MİT’teki statükocu yapıyı değiştirmeye karar verdi. İlk adımı da geçtiğimiz yılın son günlerinde TBMM Başkanlığı’na verilen kanun teklifiyle attı. Teşkilattaki yaş ortalamasının düşürülmesi ve erken emekliliğin cazip hale getirilmesinin, giderek ağırlaşan hantal yapının değiştirilmesi için şart olduğunu düşünüyordu Köksal.

HİRAM ABAS’IN GIZLI MEKTUBU
Aslında MİT’in şu andaki yapısıyla devamının mümkün olmadığı görüşünü ilk olarak MİT eski Müsteşar Yardımcısı Hiram Abas savunmuştu. Abas’ın babası çok üst derece masondu ve kendisinin İsrail’e olan yakınlığı biliniyordu. Bu yüzden istihbaratta da MOSSAD modelinin uygulanmasını istiyordu. MİT’in tek sivil üst düzey yetkilisi olan Mülkiye mezunu Abas, yapılması gerekenleri ayrıntılarıyla MGK’ya sundu. Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a olan yakınlığın güvencesiyle verilen gizli mektupta, MİT’in başarısız olmasının altında yatan gerçekler gözler önüne serildi.
Ordu başta olmak üzere, devletin kurumlarını yıpratan teröre karşı istihbaratta başarılı bir mücadele verilemediğine dikkat çeken Abas, MİT’in başına getirilecek sivil birisinin teşkilatı düzeltebileceğini savunuyordu.
Türkiye’nin istihbarat.çarkındaki aksaklıkların başında, Abas’a göre, değişik kanallardan yapılan istihbarat çalışmalarını aynı havuzda toplayacak bir merkez kuruluşun bulunmaması geliyordu. Böyle bir kuruluş olmadığı için, içerde MIT, Emniyet ve Askeri istihbarat çok defa aynı konularda bilg{ toplamaya yöneliyor ve MGK’ya birifingler ayrı ayrı veriliyordu. Abas, bunun tam anlamıyla bir devlet istihbaratının oluşmasını engellediğine inanayordu. Bilgileri toplayarak değerlendiren koordinasyonla ilgili kurulların sık toplanması ve müşterek çalışması ise kar etmiyordu. Ortak bir kuruluşun zarureti ortadaydı.
Abas, dış istihbaratın düzene girmesi için de şu tavsiyelerde bulunuyordu:
Aynı kuruluşun eksikliği, dış istihbarattada kendini göstermektedir. Bu kuruluşun mevcut olmaması nedeniyle, MİT Müsteşarlığı, Dışişleri Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı ve dışarda kuruluşlarıbulunan Turizm ve Tanıtma Bakanlığı, Ticaret ve Milli Eğitim Bakanlıkları bir çok defa aynı konularda bilgi toplamaya yönelmekte, bilgileri kendileri kıyrnetlendirmekte ve bir devlet istihbaratı oluşamamaktadır. Halbuki İç ve Dış İstihbarat Koordinasyon Komisyonlarının tesisi, ülkemizin istihbarat ihtiyacına göre, bilgi ihtiyaçlarının, o bilgiyi derleyebilecek makamlara bu komisyonlar tarafından yapılması, toplanan bilgilerin bu komisyonlarda kıymetlendirilmesi ve devlete sunulması, istihbarat çarkının işlemesini sağlayabilecektir. Bu istihbarat komisyonlarının Milli Güvenlik Kurulu’na bağlanması düşünülebilir.”
Emekli olduktan sonra mektubu kaleme alan Abas, elde edilen istihbaratın, Türkiye’nin ana politikası çerçevesinde kullanılması, bu istihbarattan azami ölçüde yararlanılması gerekirken, bunun yapılmasının eksikliğine dikkat çekiyor. İstihbaratın karar alacak makamlara ulaştırılması sisteminin işletilemediğinden yakınan Hiram Abas, bu nedenle bir çok bilginin, toplayanın dosyasında kaldığını hatırlatıyor.

MiT MÜSTEŞARLIGI YIPRANDI
MİT’in görevini içte ve dışta yeterince yerine getiremediğini kaydeden eski Müsteşar Yardımcısı Abas, teşkilatla ilgili şu tesbitlerde bulunuyor:
1- MİT’in aksayan en önemli organı Müsteşarlık makamıdır. Lider kadrosunun tecrübeli ve bu işte yetişmemiş olmasıbütün sistemi fe1ce uğratabiliyor.
2- MİT son senelerde içinden yetişmiş bir müsteşar tarafından idare edilmediğinden, mevcut personelden yeterince faydalanılamamıştır.
3- Aşırı sol 1971-73 devresinden sonra MİT’i pasifize etme kampanya başlatmış ve bunda da başarılı olmuş.O dönem teşkilattaki ekip dağıtılmıştır. .
4- Teşkilat terör örgütlerine karşı üzerine düşen vazifeleri yapmamakta, elemanlar tesbit edilen isimleri bildirerek işinin bittiğini zannetmektedir.
5- MİT Müsteşarlığı’nda Psikolojik Savunma Başkanlığı mevcut olduğu halde, hiç bir faaliyet yürütmemektedir. Halkın, devletin yanında olmasını sağlamak teşkilatın vazifesidir.
6– Müsteşarlığın yurt dışındaki faaliyeti yeterli seviyede değildir. Yabancı istihbarat servisleriyle bilgi değiş-tokuşu yapılmasında çekingen davranılmaktadır.
7- Hudutlarda bazı askeri ve sivil şahıslar kaçakcılık işine karıştıkları için Müsteşarlık, kaçakçılık ile ilgili bölümler kurmamış ve ajan yerleştirme, şifahi emirler ile önlenmiştir.
8- Yurtdışındaki görevli vatandaşlarımızın hayatlarınakasteden Ermeni eylemlerine karşı ülkemiz dışında mukabil eylemler düzenlenmelidir.
9- Komşu ülkelerde yaşayan vatandaşlarımız organize bir duruma getirilerek, bulundukları ülkelerde lehimize siyasi potansiyel. oluşturulmalıdır.
10- MITin 4’de 3’ü destek personelidir. Kuruluş aile şirketi gibidir. Çalışanların büyük kısmı akraba olan ve emeklilerin çalıştığı teşkilattan başarı beklemek iyimserliktir.
11- Müsteşarlık katına karşı mevcut kadroların güvensizliği vardır. Bu alt-üst kopukluğu tabii olarak başarıyı menfi yönden. etkilemektedir.

ABAS KENDiNİ TARiF EDIYOR
23 yıl hizmetten sonra emekliye ayrı Hiram Abas o dönemde Turgut Özal ile ilişkiler içinde bulunuyordu. Mektubunun MGK tarafından genel kabul göreceğine inanan Abas’ın tavsiyeleri iyi incelenirse eğer, kendisini tarif ettiği ortaya çıkar. Çünkü, teşkilatın tabanından gelen ve sivilolan sadece o vardır. Abas’ın alternatifi yoktur.
Cumhurbaşkanı Özal’a yakın isimlerden biri olan ANAP Grup Başkanvekili Oltan Sungurlu, o günleri şöyle antatıyor:
“Rahmetli Turgut Özal’la MiT konusu üzerine konuşmalarımız oldu. Özal MiTin, daha sivil bir yapıya kavuşturulması ve yeniden modern imkanlarla donatılmasının peşindeydi. Bu noktada kesin bir karara varmış olsaydı, mutlaka gerçekleştirirdi. Hatta bu mevzuda MiTin ba şına sivil bir şahsın getirilmesini istemiş, benim de görüşümü talep etmişti. Kendisi o sivil şahsı çok beğendiğini söyledi. Ben olumsuz görüş bildirdim. ‘Bakın bulunduğu görevlerde düşman kazanması gerekirken hiç husumet çeknıiyor ve devamlıkamuoyuna şirin görünme peşinde. Moda tabirle elini taşın altına sokmuyor. Onun için ben elini taşın altına sokmayan biri nin başarısından emin ohımam’ dedim. Sonra da olmadı zaten. istese atardı. Herhalde uygun başka bir isim de bulamadı.”
1990 Eylülün de faili meçhul bir cinayet sonucunda öldürülen Hiram Abas’ın, ilk sivil müsteşar olma düşü gerçekleşmedi.
MiTten uzaklaştırılan emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Mahir Kaynak, teşkilat için değişiklikler teklif eden Hiram Abas’ın esas kavgasının kendisi için olduğunu vurguluyor. MiT içinde hem ideolojik açıdan hem de istihbaratın nasıl yapılacağı konusunda bir çatışmanın olmadığınıüzerine basa basa söyleyen Kaynak, kavgaların temelinde koltuk hırsının bulunduğunu anlatıyor. Kaynak’a göre Abas’da aynı çarkın içindeydi; “Abas teşkilatta önemli görevlerde bulunmuştu. Hiç bir zaman dışlanmadı. Bildiği gibi de çalışmıştı. Aslında Hiram’ın mücadelesi iktidar mücadelesiydi. Asker-sivil müsteşar ayrımı yapmasının sebebi de, kendisinin sivil müsteşar adayı olmasından kaynaklanıyordu. Sistemin değişmesi yönünde bir çalışması yoktu. Kavgası kendisi içindi.”
MiTin kendi ananesinin olmaması, şimdiki hiç te hoş olmayan yapıyı doğurdu. Prof. Kaynak bunun sebebini şöyle açıklıyor: “MiT’in geçmişi yok. Her şey gibi bunu da Amerikalılardan öğrendik. Amerikalıların bize öğrettiği şey şudur çok açık biçimde: Güney Amerika’da ve Vietnam’da ne yapıyorsa Türkiye’de de onun yapılmasını istemiştir. Ameri ka’ nın Vietnam’da uyguladığını sen kendi halkına karşı uyguluyorsun. Bu reziHiktir, komikliktir. Ananesi olmayan MİT’in örnek alacağı Osmanlı döneminde Abdülhamit tarafından kurulan hafiye teşkilatı vardır. Aslında bu, tarihimizdeki en iyi istihbarat teşkilatıdır. Fakat ne yazık ki MİT’e, bu teşkilattan hiç bir şey tevarüs etmemiştir.”

MIT’TE SİVİL DEVRIM
Hiram Abas’ın kadroların yanlış istihdam edildiği, destek personelinin fazlalığı konusundaki görüşleri, Sönmez Köksal’!ın düşündükleriyle örtüşüyor.
MİT’te değişim rüzgarları estiren ‘Sıvii Müsteşar’ Sönmez Köksal, sivil bir devrimin hazırlıklarını yapıyor. Dışişleri terbiyesi ve disipliniyle yetişen ve Strasbourg Büyükelçiliği görevinden MİT patronluğuna getirilen Sönmez Köksal, hiç te içaçıcı görüntü arzetmeyen teşkilatı baştan sona yenilernek istiyor. Yaptığı işin doğruluğunu, çürümüş bünyenin fertleri bile kabul ediyor. Köksal’ın yaptığı, bazı çevrelerin ileri sürdüğü gibi askerlerin tasfiyesi anlamına da gelmiyor. Cazip hale getirilecek emeklilik sebebiyle teşkilattan ayrılacak yaklaşık 250-400 personel arasında sivil yöneticiler de bulunuyor. İlk olarak yığılmaların önüne geçmeyi hedefleyen Sönmez Köksal, emekli olacakların boşaltacakları kadroları yabancı dil bilen Boğaziçi, ODTÜ, Bilkent gibi gözde üniversitelerden mezun gençlerle doldurmak istiyor. Bunun için de önceden olduğu gibi gizli eleman alma yerine, gazetelere ilanlar vere rek toplumun her kesiminden vasıflı insanları kuruma kazandırmayı hedefliyor.
Bu ilk adım. Bunu, zihniyetin değişmesi çabaları izleyecek. Köksal’ın kafasını esas bu konu meşgul ediyor. İstihbaratı, polisin yaptığını başka bir şekilde yapma işi olarak algılayan MİT’teki zihniyetin değişmesi, öyle kısa zamanda yapılacak birşey değiL. Devletin sırtına trilyonlarca liralık yük yükleyen diğer KİT’leri başından atabilmek için yıllardır uğraşan Türkiye’nin yapamadığını Sönmez Köksal tek başına yapmak istiyor. Hem de MİT gibi bir kurumda.

MiT kanun teklifine karşıyız

Refah Partisi’nin MİT’le ilgili kanun teklifinde imzası yok. Çünkü Türkiye’nin bu kadar
önemli kurumu gençleştirme gibi günlük rüzgarla” değiştirilmemeli. Bu teşkilatın faydalı iş üreten beyin olması için elbette tecrübelilere ihtiyaçvar. Bu açıdan bu büyük birimi gerçekleştirme adı altında devre dışı bırakmak doğru değil. Deneyimli elemanlarından daha iyi istifade edilmesi içın başka formüller bulunabilir.
Biz RP olarak bu kanun teklifine karşıyız. Kanunun teşkilatın içindeki belirli bir kesimin tasfiyesi için kullanılmasından endişe ediyoruz: Genel Kurul’da kanunlaşmaması için hayır oyu kullanacağız.
Gençleştirme teklifi MİT’ten geldi deniyorsa, olabilir. Şimdiki idareci kadro bu değerleri yeterince değerlendirmemiş olabilir. Onlar bu hatayı yaptıysa Meclis te aynı yanlışı yapacak değil.
Sivilleştirirken hedeflenen şey çok açık değiL. MİT devletin kurum olarak bağlı bulunduğu Başbakanlığın kesin emir ve kontrolünde olmalı. Bunun böyle olmadığını hükümet yetkilileri söylüyor.

MİT nasıl KiT’Ieşti?
MİT’in nasıl KİT’leştiği sorusunun cevabını en çok beslendiği kaynaklardan biri olan orduya bakarak verebiliriz. Süresi dolan herkesin terfi etmesi sebebiyle askerlikte devamlı bir yığılma vardır. Teğmenden çok albayın olması bu yığılmanın açık göstergesidir. Bu yığılmalar sebebiyle ortaya çıkan tablo yukarıda kocaman bir .kafa aşağıda ise onu ta§ımaya çalışan sıska bacaklar şeklinde tezahür eder.
MIT’in birinci büyük yanlışı elemanları geniş bir çevreden değil de teması olankişilerin yakınları “tanıdıklaf” arasından seçmesiydi. Bu MİT’i dar bir çerçeveye sakıştırmasının yanı sıra kabiliyetleri sınırlı kişilerle çalışmak durumunda bıraktı. MİT’e alınan birkişi istihbarat yapamayacağının anlaşılması üzerine sekreterlik, şoförlük vs. gibi yan görevlere kaydırıldı. Aile şirketine dönüşme süreci b öylece başlamıştı. Yanlış yapılanma 1970’den sonra yavaş yavaş oturdu. Tabii 1980’lerde en yüksek hızına ulaştı. Otomatik terfiler kafayı giderek büyüttü. MİT’de diğer devlet daifelerinde olduğu gibi alt kademedekiler düşük maaş alıyorlar. Maaşına zam yapmak içİn terfi ettirilen kişilere yeni rütbesi bir .qıakam da verilmesini gerekli kılınca yeni başkanlıklar ihdas edildi. Bu ise yeni sekreter, çaycı, şoför, koruma vs. demekti. Terfi eden o istihbaratçı artık “küçük işl6rle” uğraşmadığı için pasif hale geliyordu. MİT’de 30 yaşın altındakiler yani en acemiler ajan teması yaparken, tecrübeliler yani yaşlılar büroda oturuyor. Bu durum tembelliğın vücutta yağ yüzdesi artırmasıgibi teşkilatta “yağ” sirkülasyonun korkunç denecek düzeyde artırdı. Hantallaşan yapıyı eleştirir tek ses yükselmezken “Sevgili büyüğüm” sözleri her ofiste yankılanır oldu. Bu duruma karşı çıkan tek kişi olan Hiram Abas’ın farklılığı ise arkasını Cumhurbaşkanı Özal’a dayamış olmasıydı. Giderek şişen yapı 1990 sonrası bir istihbaratçıya kar§ılık üç hizmetli dengesizliğine ulaştı. Tıpkı albaylar gibi MIT yöneticileri de şimdilerde küçük işlerle uğraşıyorlar. Ofis yöneticiliği, evrak işleri gibi..
Diğer ülkelerin istihbarat sistemlerinde ise bu tür yığılma olmuyor. Çünkü, en alt kademede yani doğrudan doğruya ajanla temas eden kişi genç olduğu gibi çok yaşlı elemanlar da olabiliyor. En azından bu bir zül olarak görülmüyor. Zaten öyle olması da gerekiyor. Çünkü istihratarat tecrübenin en önemli olduğu saha olarak ortaya çıkmaktadır.

Reklamlar