Etiketler

, , , ,

markar_esayanŞimdi şunu en baştan kabul edelim: Hepimiz, ama öyle ama böyle, mühendislik ürünüyüz. Modernite, radikal aydınlanma, Kemalist iktidar taktikleri… Hepsi üzerimizde denenmiş. Mesela, orada Veda Hutbesi dururken ve buna bu kadar kulak verildiği söylenirken, nasıl olup da bir dindarın Türk ırkının diğer ırklardan üstün olduğu fikri ile barışık yaşayabildiğini anlamam. Ya da, kendisine liberal diyen birisinin nasıl olup da, kültürler hiyerarşisine giderek, bir yaşam biçiminin diğerine üstün olacağını bu kadar savunabildiğini bilemem. Ama bu Türkiye’de olur; aslında böyle geçiş dönemlerinde her yerde olur.

Sadece biz yeni fark ediyoruz bu çelişkileri. Ne iyi ki…

Son 11 yılda, dün işin liberaller-Erdoğan ilişkisi üzerine yazdığım birçok altüst oluş yaşandı. Dibe çökmüş tozlar ayaklandı. Herkes bu durumdan az çok rahatsız oldu. Eski eskimişti ve zemin altımızdan kayıp gidiyordu. ‘Yerine ne gelecek, kim getirecek, nasıl olacak’ soruları uçuşuyordu akıllarda. O akıllar ki, eski rejimin birçok önyargısı ve can kırıkları ile doludur…

Erdoğan’ı başka siyasi parti liderlerinden ayıran bir değeri var. Bunu anlamak için Müslüman, dindar veya AK Partili olmak gerekmediğinde bir yerlere geliyor olacağız. Erdoğan, bizim en çok çektiğimiz şeye, vesayete direnen bir kişi. Kemalist vesayetin yerine, kendi vesayetini koyduğu iddiası, bilakis vesayete direnen özel bir lider olduğu için. Kaldı ki, Kemalist vesayeti ortadan kaldırmak için ondan daha güçlü olmak gerekiyordu. Erdoğan bu gücü topladığı için başarılı oldu. Bu gücün başka bir adrese değil, topluma devredilmesi gerektiğini Erdoğan’ın önemsediğini düşünüyorum. Erdoğan’ın hedef olması, güçlü olması değil, gücü kullanma tercihi nedeniyle. İleride tarih daha açık sözlü yazıldığında bunun önemini anlayacaksınız.

11 yılda Erdoğan hangi hataları yaptı? Erdoğan’ı yeteri kadar eleştirmiyor muyuz? Sinirli liberaller dün yazdığım analizdeki hataları yaptılar da, Erdoğan hatasız mıydı?

Bir anlamaya çalışalım…

Sinirli liberallerimiz, melankolik sosyalistlerimiz, ulusolcu kesimlerimiz… Bunlar, AK Parti’yi ne kadar yabancı ve zararlı gördüyse, o dönemdeki kıyasıya kavganın doğası gereği Erdoğan da onları dışladı kendi tahayyül dünyasında. Oysa hepimiz aynı hikâyenin farklı farklı çıktılarıyız. Hep birlikte iyileşmeye çalışmalıyız. Yavaşlamak zorunda kalsak bile arkada kimseyi bırakamayız. Tarih bu görevi Erdoğan ve ekibine verdi. Yani ‘Hep ver hep ver, nereye kadar’ gibi bir yaklaşım, duygusal olarak anlaşılabilse de, eski Türkiye’de kalması gereken bir durum. Erdoğan yaşarken takdir gören ender kişilerden birisi ve bunu hak etti. Ama özel bir lider olarak, ülkedeki tüm toplumsal kesimlere itina göstermesi, onları içeriden anlaması gerekiyor. Bu her şeyden evvel doğru siyaset için gerekli.

Yumrukları ilk gevşetenin Erdoğan olması gerektiği kanaati büyük bir iltifattır aynı zamanda. Bu mücadelenin ne kadar tehlikeli olduğunun anlaşılmadığı anlamına gelmiyor. Hayır, tam da bu yüzden başka yollar denenmeli ve Gezi krizi, bir devrin kapandığı, başka bir devrin açıldığı fark edilemediği için de yaşandı. Diğer nedenleri yeteri kadar yazdık.

Birbirimize çaka çaka nereye kadar gidebiliriz? Bu nedenle, Başbakan’ın muhalefet liderlerine cevap vermeme kararı ve yaşam biçimlerinin teminatı oldukları söylemini öne çıkarması çok değerli. Hiç rasyonel olduğunu düşünmüyorum, ama ülkede bir kesim radikalizmden korkuyor. Bu korku imtiyazlarla birlikte ciddi bir İslamofobi ve sınıfsal kibir yaratmış. Kibir acziyettir. 90 yıllık Kemalist iktidar, bu düşünce üzerine kurulmuş, korkular üretilmiş ve koca bir CHP bunun üzerinden anti-siyaset yapıyor.

Bu cenazeyi kaldırma işi Erdoğan’a düştü. Normalleşmiş bir ülkede dindar demokrat bir partinin lideri olsaydı, pek çok siyasi lüksü olabilirdi. Ama bugün, Hüseyin Çelik’in gereksiz ‘dekolte’ yorumu bile bu ülkede laiklik tartışmasına dönüşüyor. Ben de diyorum ki, pedagog ve psikiyatristlerle çalışılmalı, dili çok önemsemeli ve öngörülü olmalı. 90 yıl damarlara zehir zerk edilmiş, normal hayata intibak zaman, çaba, samimiyet istiyor. Sadece Erdoğan ve muarızlarının değil, hepimizin geçmişin hayaletleri ile daha işi bitmiş değil.

Erdoğan Türkiye’nin çıkardığı en önemli lider… Demokratikleşme Paketi de bir milattır. Net… Erdoğan’ın yolda kimseyi kurda kuşa yem etmeden ‘demokrasi memleketine’ bir bütün olarak varılmasını sağlayacak liderliği göstermesi gerekiyor. Yani yönetmeye ehil olmak… Sadece oy verenlerini değil, tüm ülkeyi.

Türkü, Kürdü, Lazı, Çerkesi, Ermenisi, Süryani, Rum, Yahudisi, dindarı, sinirli liberali, solcusu, eşcinseli ve herkesiyle…

Fazladan acı çekmeye ne gerek var?

Reklamlar