Etiketler

, , , ,

Abdullah MuradoğluTuncel Kurtiz ölümüyle hangi paketi açtı?

Tuncel Kurtiz’i çoğumuz ‘Ramiz Dayı’ olarak tanıdık. Oysa 1960’lardan beri tiyatro ve sinema sanatçısıdır. Babası, Hamdi Vala mülkiyecidir. ’27 Mayıs’ darbesinden sonra hakkında soruşturma bile açılmış. Onat Kutlar, 1982’de, ‘Cumhuriyet’ gazetesinde Kurtiz’i anlatırken, ‘Hamdi Vâlâ Rıza Bey Selanikli ve Atatürk’ün akrabası Müfıde Hanım ise Şaraybosnalı’ diyerek ilginç bir bilgi aktarır. Hamdi Vala’nın babası İzmir Vakıflar Müdürü Ali Rıza Bey’dir. Tuncel Kurtiz’in kızkardeşi Sezgin Sander ise ‘Sefine-i Evliya’ isimli meşhur eserin müellifi Hüseyin Vassaf’ın torunu ile evlenmiştir. Hüseyin Vassaf, 1925’de, Kasımpaşa’daki ‘Uşşaki Dergahı’nın şeyhiydi. ‘Muhteşem Yüzyıl’da Şeyhülislam Ebussuud’u oynayan Kurtiz’in bir dedesi ise Bosna’da ‘Kadı’lık yapmıştır.

Hamdi Vala Bey ateşli bir milliyetçi ve Atatürkçüdür. Oğluna verdiği ‘Tuncel’ ismi 1930’lı yılların ‘kök arayışı’na uygundur. 1936’da doğan Tuncel’e bu isim verilirken ‘Dersim’in adı 1 yıl önce ‘Tunceli’ olarak değiştirilmiştir. Zaten Vala Bey de oğlu Tuncel’in Tunceli’de çalışan bir maden mühendisi olmasını istemişti. Kurtiz soyadı ise ‘Ergenekon’dan mülhemdir, ‘Kurt izi’nden geliyor. O, babasının bile izinden gitmedi, ‘oyuncu’ oldu, üstelik komünizme meyletti. Komünizm onun için insancıl bir ütopyadır. 2009’da ‘Hürriyet’ten Faruk Bildirici’ye verdiği söyleşide ‘Hala Komünistim’ diyecek kadar samimidir.

Değişik bir insan Kurtiz. Plaklara çekilmiş ezanları dinliyor, Türkçe ilahilere huşu içinde kulak veriyor. Beethoven’i, Bach’ı seviyor, ama Ortadoğu müziğine vurgundur. Bildirici’ye komünizm ütopyasını anlatırken, ‘Gökyüzündeki gezegenlere bakın büyük küçük kuvvetli ve zayıf arasındaki harikulade ahengi görün. Büyük küçüğü ezmiyor. Bu bir düşüncedir’ diyor. Aslında Kur’an’daki ‘Tesbihat’ı anlatıyor. Bütün varlıklar kendi hallerince Allah’ı tesbih ederler, tabi oldukları yasalara uygun olarak görevlerini yerine getirirler, herşey yerli yerindedir, adalete uygundur. Allah insanlar arasında adaleti ayakta tutmamızı istiyor.

‘Tesbihat’a uygun bir yaşayış süren dindarlarla karşılaşmamış bile olabilir Kurtiz.

Suç kimin?

Bilmediğinizi kavrayıp anlayamazsınız, tanış olmasanız sevemezsiniz de.

Hayat hikayesinden anladığıma göre Kurtiz ailesiyle bile aidiyet ilişkisi kuramamış, hep ayrıksı durmuş. Yıllar su gibi akmış, babasının kaymakamlık yaptığı Edremit’e yerleşmiş, yöredeki bir Alevi köyünde defnedilmesini istemişti. Vasiyetine köyün itiraz ettiğini bilse çok üzülürdü. ‘Ateist’ olmuş muydu, bilmiyorum. Gerçeğin çok daha karmaşık olduğunu biliyorum ama.

Bir süre önce Bosna köprülerini anlatan ‘Çupriya’ belgeselini seslendirmişti. Yapımcılarla sohbet ederken ‘Haydi bakalım, Bismillahirrahmanirrahim’ diyerek işe koyulurken çok içten idi.

Onat Kutlar 1982’deki yazısında Kurtiz’i, ‘Yüzünde hem acı, hem gülüş, hem tevekkül, hem başkaldırı ifade eden çelişik, derin ve zengin çizgiler. Okunan bir yüz. Hareketli, sürükleyici bir kitap gibi’ sözleriyle tasvir etmişti. Bu çizgiler kuşkusuz, hayat içerisinde bir yerlere tekabül ediyordu. Hülasası Kurtiz, bir yanıyla şudur, bir yanıyla budur. Çelişkili görünebilir ama memleketimizin insan manzaralarının bir tasviridir. Ece Ayhan, Ahmed Hamdi Tanpınar için ‘Soldan bakınca sağda, sağdan bakınca solda görünüyor’ dememiş miydi? ‘Bir yığın tezadın adamıyım’ itirafında bulunan Tanpınar’ın kendisi,‘Ne şarka ne garba, ne falana feşmekâna bağlıyım; bize bağlıyım’ dememiş miydi? Galiba, ‘biz’ biraz da buyuz.

Abdullah Muradoğlu / Yeni Şafak

Reklamlar