Etiketler

, , , , ,

Melih AltınokTam 1 yıl önceydi. Ak Parti’nin 4. Olağan Kongresinde açıklanan 63 maddelik manifestosunun önemli bir dönüşüm sürecinin habercisi olduğunu anlattığım yazımdan dolayı nasıl linç edildiğimi hatırlıyorum.

Kimileri Ak Parti’nin “Türk-İslam minifestosu” adını verdikleri vaatlerine olumlu yaklaştığım için “diktatörümü övdüğümü” söylüyordu. Bugün farklı şeyler söyleseler de daha naif olanları ise  “Kongre salonda yerlerde dolaşan bir kâğıt parçasından demokratikleşme mi çıkar” diye söyleniyordu.
O “kâğıt parçasından”, “minifestodan” neler çıktığını zamanla gördük işte. PKK çevresinin cezaevlerinde açlık grevi başlatacak kadar hayati bulduğu “anadilde savunma hakkını” mı söyleyelim, TSK iç hizmet kanunundaki darbelerin dayanağı sayılan 35. Maddenin kaldırılmasını mı? Yoksa çözüm sürecinin başlamasını mı…
İşte yine bir otuz eylül günü, dün başbakan Erdoğan Cumhuriyet tarihinin en önemli reform paketlerinden birini daha açıkladı. Müzmin huzursuzların çöpe attığı o 63 maddenin arkasında durdu, hatta ileri götürdü. Erdoğan’ın en az paketin içeriği kadar önemli olan “uzlaşı ve demokratik siyaset” vurgulu “balkon” konuşması da cabası…
Ama daha paket açıklanmadan “paketten qundir çıkacak” seviyesinde gezinenler, “bölünüyoruz” diyenler pozisyonlarını bir elif miktarı bile terk etmediler. 12 Eylül referandumunda “yetmez ama evet”çilere açıkça hakaret edenler ise yine bildiğimiz gibi olacaktı elbette. “Azrail’in can dağıtığı nerede görülmüş” diyerek “Mustafa Kemal gibi bir demokrattan”  esirgemediği hakkaniyetini andımızı kaldıran paket karşısında konuşturmadı tabii ki Sırrı Bey.
Ama ne kadar komikleşseler de dün itibariyle nur topu gibi bir demokratikleşme resti var önlerinde. Ve Ak Parti cephesinden gelen bu hamleyi, ergenlik dönemi eseri aforizmalarla, inkâr nöbetleriyle falan savuşturmak mümkün değil.
Dün Diyarbakır’dan İzmir’e milyonlarca demokrat canlı yayında Türkiye’de demokrasinin artık nasıl bir rekabet standardına kavuştuğunu canlı yayında izledi.
Ak Parti’nin, genel kurulda onay almadan pekâlâ gerçekleştirebileceği adımların yükünden kurtulduğunu gördü. Gözünü muhalefete çevirdi.
Bakalım 12 Eylül referandumunda parti kapatmaları zorlaştıran yasaya bile ‘evet’ diyemeyen BDP yine, Kürtlerin taleplerini hiçe sayarak maksimalisti mi oynayacak? Siyaset kanallarını açan, anadilde propaganda yasağını kaldıran, hazine yardımı alabilmeyi kolaylaştıran düzenlemeyi elinin tersiyle itecek mi?
Seçim barajı gibi konularda kararlı olduğunu söyleyen CHP, yüzde 5’e de “yetmez o halde hayır”  mı diyecek?
MHP ilkel başörtüsü yasağını kaldıran kılık kıyafet serbestisine karşı mı çıkacak?
Yoksa bu kez hepimizi şaşırtıp “yetmez ama evet” dedikten sonra, Alevilerle, ruhban okuluyla ve TMK’yla ilgili pakette eksik kalan adımlar için mi mücadele edecekler.
Canlı canlı izliyoruz.

 

Melih Altınok
melih.altinok@tg.com.tr
01.10.2013

Reklamlar