Etiketler

,

BilimESKİŞEHİR – Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Eğitim Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Selahattin Turan, Türkiye ‘de güzel kampüsler yapıldığını ancak fiziki mekanın çok önemli olmadığını belirterek, “Harvard’ın kampüsü bizim birçok üniversitemizin kampüsünden kötüdür. Önemli olan öğretim üyesinini ve öğrencinin kalitesidir” dedi.

Prof. Dr. Turan, yüksek öğretimin Türkiye’de ve dünyada her zaman tartışmalı bir alan olduğunu belirterek, üniversitelerde yaşanan herhangi bir sorunun tüm topluma sirayet ettiğini söyledi.

Üniversitelerin toplumun gelecek vizyonunu belirleyen, geleceğini tasarlayan ve karşılaştığı siyasal, kültürel ve ekonomik sorunlarına çözüm üreten merkezler olduğunu dile getiren Prof. Dr. Turan, “Türkiye’de yüksek öğretim topluma yön veren bir kuruluş olamadı. Daha çok bütün tartışmaların merkezinde yer alan bir kuruma dönüştü” dedi.

Soğuk savaş sonrasında her ülke kendi var olma stratejisini yeniden gözden geçirerek, bilimsel ve akademik çalışmaları ön plana çıkaran bir strateji belirlediğine işaret eden Selahattin Turan, sözlerine şöyle devam etti:

Türkiye bilimsel araştırma önceliklerini belirlemiş bir yüksek öğretime sahip değil. 1950’lerden sonra yüksek öğretimdeki talebi göremedi, kurgulayamadı. Türkiye’deki üniversitelerin çok ciddi temel sorunları var. Sorunları yönetimsel ve akademisyenlerin niteliğine ilişkin iki ana grupta toplayabiliriz. Yönetimsel sorunlar; nitelikli, formasyon ve iyi eğitim almış profesyonel kişilerin yüksek öğretimi yönetememesinden kaynaklanıyor. Yüksek öğretimin finansmanıyla ilgili sorunlar da var. Akademisyenin özgürce hareket edebilmesi, özgürce dışardan finansal destek bulabilmelerinin önünde çok ciddi yasal engeller var.”

“AKADEMİSYEN DEVLET MEMURU KÜLTÜRÜYLE YETİŞMİŞ”
Prof. Dr. Selahattin Turan, üniversitedeki kaynakların etkin kullanımı konusunda da sıkıntı yaşandığını belirterek, “Türk yüksek öğretiminde para ve insan var ama bunların etkin kullanımı söz konusu değil” dedi.

Türkiye’de akademisyenlerin bölümlere adil bir şekilde dağıtılmadığını savunan Turan, şöyle devam etti:

“Aynı öğrenci sayısına sahip bir bölümde 50, diğerinde 10 öğretim üyesi görev yaparken ötekinde hiç öğretim üyesi yok. Batı’daki bazı üniversitelerde bizdeki kadar öğretim üyesi yok. Önemini kaybeden bazı bölümler, anabilim dalları kapatılmalı. 40 yıldır aynı anabilim dalı olmaz. Klasik bilimin sonu geldi. Biyoteknoloji, mikro elektronik, yeni malzeme bilimi, robot ve sivil havacılık gibi yeni alanlar açılmalı. Türk yüksek öğretimi işlevini yerine getirmekten uzak. Türk yüksek öğretiminde finansal sorun yok, zihniyet sorunu var.

Öğretim üyelerinin çok azının çalışkan ve entelektüel birikimi var. Akademisyen çok yönlü olmalı. Türkiye’de bu maalesef yok. Saat 08.00’de üniversiteye gelip, 17.00’te evine giden akademisyen tipi çok tehlikeledir. Kampüsler 24 saat açık, gece gündüz çalışan platformlar olmalı. Bunu devlet memurluğuna dönüştürürseniz, bu toplumun beynini sakatlar ve tüm topluma sirayet eder. Üniversiteler diploma değil, beceri kazandırmalı. Türkiye’nin sosyal sorunlarına çözüm üreten akademisyen yok. Üreten insan gerekçe üretmez. Türkiye’de akademisyenliğe giriş ve akademik terbiyenin alınış sürecinde sorun vardır. Araştırma görevlisi olarak alınan kişi ikinci gün devlet memuru algısına giriyor. Akademisyen devlet memuru kültürüyle yetişmiş. Sabah 08.00’de gelip, akşam 17.00’de ayrılıyor.”

“HERKES DEKAN VE REKTÖR OLMAK İSTİYOR”
Prof. Dr. Turan, kampüslerin 24 saat yaşanılan alanlara dönüştürülmesi gerektiğini belirterek, şunları kaydetti:

“Kampüs içindeki kütüphaneler bile belli bir saatten sonra kapanıyor. Bir kişi bile kullanacaksa kütüphaneler 24 saat açık kalmalı. Birey ve yaratıcılığı artık çok önemli. Türkiye’de güzel kampüsler yapılıyor, ancak fiziki mekan çok önemli değil. Harvard’ın kampüsü bizim bir çok üniversitemizin kampüsünden kötüdür. Önemli olan öğretim üyesinini ve öğrencinin kalitesidir.

Türkiye’de üretilen bilimsel bilginin büyük bir kısmı yardımcı doçentler tarafından yapılıyor. Türkiye’de profesör olduktan sonra hiçbir şey yapmak zorunda değilsiniz. Böyle bir şey dünyada yok. Türkiye’de akademisyenler bilimin zirvesinde idari görevlere ilgi duyuyor. Rektörlük için onlarca kişi başvuruyor. Gelişmiş ülkelerde bölüm başkanı bile zor bulunuyor. Bizde ise herkes dekan ve rektör olmak istiyor. Türkiye’deki akademisyenlerin yüzde 15’i batılı anlamda akademisyendir, dünya çapında entelektüeldir. Gerisi maaş alan devlet memurudur. Yüksek öğretim en kısa zamanda kendini yeniden yapılandırmalı.” (aa)

Reklamlar