• PİR ABDAL MUSA
  • Bir kimsenin musîbetine gülme.
    Senden ulu kimse ile mücâdele etme.
    Müstakîm (dosdoğru) ol.- Musîbete sabreyle.- Evvel fikredip, sonra söyle.- İbâdetine ve mala güvenme.- Halîm (yumuşak huylu) ve selîm ol.- Münkire (Hakk’a inanmayana) gönül verme. – Dünyâya meyil verme. – Maslahat (yarar) olmadan vezîr ve ricâl (devlet adamı) kapısına varma. – Bana iyi desinler diye sûfîlik (dervişlik) satma. – Her bulduğuna şükret.
    Elden gelirse, yalnız yemek yeme. – Evliyâullahdan (Allah dostlarından) ve mürşidden (yol büyüğü, inanç önderinden) ayrılma. – Hak dîvânından (katından) ayrılma. – Ahde vefâ et (Verdiğin sözde dur). – Vaktini zâyi etme (boşa geçirme).
    Rasûlullâh ve Ali evlâdına cân-ı gönülden muhib ol (onları seven ol) ve muhabbet eyle, daima salavât eyle (Hz. Peygamber ve Ehl-i Beyt’ine salavât getir).
  • AHİ EVRAN VELİ(ŞEYH MAHMUD NASURİDDİN) 
  • Ahi Evran insan nefsinin bir ejder gücünde olduğuna nefsini yenen kişinin dünya hırslarından kinlerinden maddi isteklerinden arınacağına inanmıştır. Bu inanca bağlı olarak Ahi Evran’ın nefis denen benlik yılanını içinden söküp atarak bir kamçı gibi elinde taşıdığı söylenmiş kendisine yılanlı ahi anlamına gelen Ahi Evran denilmiştir.
  • HACI BEKTAŞ-I VELİ
    • Eline, diline, beline sahip ol!
      Îsâr etmek (yemeyip yedirmek, giymeyip giydirmek) dostluktur.
      Muhabbeti açığa vurmak nezâkettir.
      Kötülüğe karşı iyilik yapmak insanlıktır.
      Sevgi kalbin hayatıdır.
      İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.
      Kendisini Kur’ân’a layık hale getirmeyen, onunla aydınlanmayan kör olmuş demektir.
      Kur’an âşıktan maşûka bir mektuptur.
      Yüce Allâh’ın rızâsını kazanmak ve Hazret-i Mustafâ’ya (sav) tabi olmak, Kur’ân’ın emridir.
      Kimsenin ayıbını arama!
      Kendi ayıbını görür ol!
      (Hakk’ı) ara, bul!
      Âşıkların sözü, sohbeti hakîkî maşûktan (Hakk’tan) başkası değildir.
      Derviş tüm zamanını Allah ile geçirmeli, ondan doğan her nefes, Hakk’ı anarak tükenmelidir.
      Hiçbir zaman şöhret arama; şöhret afettir.
      Soya, sopa rağbet etme!
      Affet ki; seni de affetsinler.
      Düşman hakîr olsa da, hor tutma!
      Halkla mücadele etme!
      Hiçbir kimseyi küçümseme!
      İncinsen de; incitme!
      Bir insanın gönlünü yaralamak cellatlıktır.
      Herkese şefkat gözü ile bakmalısın.
      Yetmiş iki millete bir gözle bakmayan halka müderris olsa da; Hakk’a âsîdir.
      Evliyânın makâmı odur ki; yetmiş iki milleti kabul eder ve herkese duâ ve himmetle yardım eder.
      Allâh’ın velîsi, kendi zamanının Nûh’udur. O’nun yardımı, Allâh’ın kullarını tufan belâsından koruyan gemidir.
      Îmânın örtüsü perhizdir. Ziyneti hayâdır. Gıdası vifâk (birlik ve beraberlik)tir.
      Eğer bir yeri karanlık görüyorsan, bil ki perde senin gözündedir.
      Derviş gece ve gündüz nefsiyle ve şeytanla savaşmalıdır.
      Ayrılık gütmek yanlıştır.
      Topluluğa ait kimseye, haksız ayrılık haramdır.
      Topluluk, haklı beraberlikle ayakta durur.
      Doğruluk göster; yalanla uyuşma!
      Doğruyu söylemekten geri durma!
      Derviş sözlerinde ve davranışlarında doğru olmalıdır.
      Sorulmadan söyleme; çağırılmadan gitme!
      Susucu olmak namusluluktur.
      Kimseden kimsenin sırrını isteme!
      Kimseye hizmet buyurma!
      Dünya ile, onun izzeti ve devleti ile gururlanma!
    • Oturduğun yeri pâk (temiz) et, kazandığın lokmayı hak et.
      Çalışmadan geçinenler bizden değildir.
      Ma’rifet nefsi silmek değil, bilmektir.
      Asalet, duruluk ve doğruluktur.
      Hakk (Allah) güneşten daha zâhir (görünür)dir.
      Asıl körlük, nankörlüktür.
      Gözlüye gizli yok.
      En büyük kerâmet çalışmaktır.
      Îmânın kemâli (olgunluğu) ahlâk güzelliğidir.
      Mürşidlik alıcılık değil, vericiliktir.
      Âlem (evren) Âdem (insan), Âdem de âlem içindedir.
      Fikirsiz âlim (bilgin) Nuh’suz gemidir. Zikirsiz derviş nûrsuz (ışıksız) kandildir.
      İlim hakîkata (gerçeğe) giden yolları aydınlatan ışıktır.
      Göze nûr gönülden gelir.
      Kendisini temizleyemeyen (eğitemeyen) başkasını temizleyemez.
      Bizim semâhımız ilâhî bir aşktır.
      Kadınları okutunuz. Kadınları okumayan milletler yükselemez.
      Doğruluk dost kapısıdır.
      Ma’rifet ehlinin ilk kapısı edebtir.
    • HAZRETİ ALİ (RA)
    • BİLGİNİN ÖNEMİ ve BİLGİNLERE SAYGI
      Bildiği halde susmak, bilmediği halde konuşmak kadar çirkindir.
      Bilge insan çalışmasına, bilgisiz de boş hayallerine güvenir.
      Bilgi gibi hazine olamaz.
      Bilgin kişinin rütbesi rütbelerin en üstünüdür.
      Bilgin ölse de yaşar; cahil ise yaşarken ölüdür.
      Bilginlerin toplantısı mutluluk getirir.
      Düşünce akılların cilasıdır.
      Bir gerçeği savunurken ona önce kendiniz inanmalısınız, başkasını inandırmak sonra ki iş.
      Dil, aklın tercümanıdır.
      Cahil, ne kendi eksiğini görür, ne de öğütlere kulak asar.
      Cahiller çoğalınca bilginler garip olurlar.
      En yakışıklı elbise, erdem elbisesidir. Erdemin başı ilimdir.
      Fikir çatışmalarından hakikat çıkar.
      Fikir sahibi her şeyden ibret alır.
      Gerçek bilgin, bildiklerinin bilmedikleri yanında daha az olduğunu anlayandır.
      Gerçek karşısında öfkelenmek ayıptır.
      Her şey akla muhtaçtır, akıl da eğitime.
      İki şey vardır ki sonu bulunmaz; ilim, akıl.
      İlim, bütün iyiliklerin anahtarıdır.
      İlim meclisi, cennet bahçesidir.
      İlim tükenmez bir hazine, akıl eskimek bilmez bir elbisedir.
      İlimden başka her şey azaldıkça değeri yükselir. İlim ise çoğaldıkça değeri yükselir.
      İlmin bereketi güzel ameldir.
      İlmini saklayan, cahil gibidir.
      İnsan, cahili olduğu şeyin düşmanıdır.
      Kitaplar, bilginlerin bahçeleridir.GÜZEL AHLÂK
      Acelenin meyvesi yanlışlıktır.
      Aç kalmak, alçalmaktan hayırlıdır.
      Adalet, halkın dirliği ve düzeni, idarecilerin ise süsü ve güzelliğidir.
      Akıllının dili kalbindedir, ahmağın dili ise ağzındadır.
      Alçak gönüllülük, ilimin meyvesidir.
      Alçak gönüllülük, en büyük şereftir.
      Ayıbın en büyüğü, ona benzer bir ayıp sende de varken, başkasını ayıplamandır.
      Babana saygılı ol ki, oğlun da sana saygılı olsun.
      Bağışlamak, büyüklüğün şanındandır.
      Bir insana başkaları yanında verilen öğüt, öğüt değil, hakarettir.
      Bir sanat eserini yıkmak, cinayetlerin en büyüğüdür.
      Cimri zengin, cömert yoksuldan daha yoksuldur.
      Cimrinin dostu bulunmaz.
      Cömertlik, istemeden önce vermektir. İstendikten sonra vermek utançtandır ve kötüdür.
      Çalışan kötülük düşünemez, çalışmayan da kötülükten kurtulamaz.
      Dil, insanın terazisidir.
      Dili tatlı olanın arkadaşı çok olur.
      Dilsiz ol, yalancı olma.
      Doğru söz söyleyenin delili kuvvetli olur.
      Doğruluk en iyi yol, bilgi en iyi kılavuzdur.
      Doğruluk, hakkın dilidir.
      Dostları yitirmek, gurbete düşmektir.
      Dostlarının kötüsü, seni iyi gününde arayıp sıkıntılı zamanında yüz üstü bırakandır.
      Dostluk, en yakın akrabalıktır.
      Dostlukta aşırı gitme, kim bilir belki o dostun bir gün düşmanın olur, düşmanlıkta da aşırı gitme, kim bilir belki o düşmanın bir gün dostun olur.
      Düşene sevinme, zamanın sana ne sakladığını bilmezsin.
      Düşmanlık, kalbi meşgul eder.
      Edep, aklın suretidir.
      Edep, en iyi mirastır.
      Eğer ararsak kendimize kolayca düşman bulabiliriz, ama ne kadar arasak dost bulmak kolay değildir.
      Eğlence ve zevke kapılan, akıldan kaybeder.
      En ahmak insan, kendini herkesten en akıllı sanandır.
      En akıllı insan, öğütleri dinlemekten vazgeçmeyen insandır.
      Erkeklerin süsü edeptir.
      Garip, dostu olmayan kimsedir.
      Gereksiz şeylerin peşinden koşan gerekli şeyleri kaçırır.
      Güler yüz göstermek, cömertlik yerine geçer.
      Günah işlememek, tövbe etmekten daha iyidir.
      Güzel huy, bir ganimettir.
      Her kişinin değeri, yaptığı güzel işiyle ölçülür.
      Hoş geçinmek aklın yarısıdır.
      İbret alınacak şeyler ne çok, ibret alanlarsa ne az.
      İki şey vardır ki yitirmeden kadri bilinmez; gençlik ve afiyet.
      İnsan, belayı dilden bulur.
      İnsandaki edep, onun altınından daha iyidir.
      İnsanın kendisine iyilik edeni övmesi, iyiliği arttırır.
      İnsanın kurtuluşu doğruluktadır.
      İnsanın tevazu sahibi olması, kendisine iyilik getirir.
      İnsanın utanması, örtüsüdür.
      İnsanların en acizi insanlardan kardeş edinemeyendir. Bundan daha acizi de kardeş edindikten sonra onu yitirendir.
      İnsanların solukları, ecellerine doğru attıkları adımlardır.
      İnsanlarla öyle geçinin ki, öldüğünüzde size ağlasınlar, sağ kalırsanız sevgiyle çağrışsınlar sizin için.
      İyi niyetlilik, gönle ferahlık, bedene esenliktir.
      İyi ve kötü insana aynı değeri vermek doğru değildir, bu suretle birincisini iyilikten soğutur, ikincisini kötülük yolunda cesaretlendirirsin.
      İyiliği emret ki, iyilerden olasın.
      İyilik yapandan şüphelenmek, haksızlıkların en çirkini ve günahların en büyüğüdür.
      Kendi görüşüyle yetinen, canını tehlikeye atmıştır.
      Kendin için istediğini başkaları için de iste.
      Kıskançlık hastalıkların en kötüsüdür.
      Kıskançlık, ruhun hapsidir.
      Kötü insanlarla oturup kalkmak, iyi insanlar hakkında sû-i zan doğurur.
      Küçük bir insandan gelen büyük bir fikri küçümseme.
      Mal çokluğu kalpleri bozar, günahları doğurur.
      Mal, mülk insanın gözünü doyurmaz, gönül zenginliğine çalış.
      Malından vermeyeni zenginlerden sayma.
      Mazideki esefli ve üzüntülü olaylarla kalbini doldurma, gelecekte uğraşmaya zaman bulamazsın.
      Milletlerin ölçü ve terazîsi adalettir.
      Mutlu ile arkadaş olan, mutlu olur.
      Mümin, kardeşi açken doyasıya yemez.
      Namus, güzelliğin sadakasıdır.
      Nice kan vardır ki, onu dil döker.
      Öldükten sonra yaşamak isterseniz kalıcı bir eser bırakınız.
      Ölümü unutmayan, güzel şeylere tutkun olur.
      Ölümün belirtisi doğmaktır.
      Sabır acılığının meyvesi zaferdir.
      Söylemediğin sözün hâkimi, söylediğin sözün mahkûmusun.
      Söz ilaçtır, azı yaşatır, çoğu öldürür.
      Söz; ok ve mızraktan daha tesirlidir.
      Sözün güzelliği, kısalığındadır.
      Şehvet bir kapıdan girer, akıl öbür kapıdan çıkar.
      Şerefli ve önemli bir mevkiiniz olması için bilime sarılınız.
      Üç sınıf Allah sevgisinden uzak tutulmuştur: Zâlimler, onlara yardakçılık edenler ve zulmü hoş karşılayanlar.
      Üç şey hayatı tatsızlaştırır: kin, kıskançlık ve kötü huyluluk.
      Üstünlük taslamak, ayıpların en kötüsüdür.
      Yakınlarına yardımı bırakan, düşmanlarına yardım etmiş olur.
      Yaptığın iyilikleri ve sana anlatılanları gizle.
      Yola düşmeden arkadaşı, eve girmeden de komşuyu sor.
      Yumuşak ahlâk, soyluluk ve büyüklüktendir.
      Yumuşak konuş, sevilirsin.
      Yükseklik taslamak alçaltır, alçak gönüllülük yükseltir.
      Zaman uzasa, sonu gecikse bile sabreden mutlaka zafere ulaşır.
      Zamanının bir kısmı maziye karıştı. Geride kalan günlerinin sayısı da belli değil, fırsat varken çalış.
    • KAYGUSUZ ABDAL SULTAN (Abdal Musa’nın Dervişi-Alaaddin Gaybi)
    • Dil-güşâ’danEğer hakîkati (gerçeği) arıyorsan, boş hayallerin arkasından gitme. Kendi şehrinden çıkıp çöle gitme. Çünkü bunun hiçbir faydasını göremezsin. Senin dışında hiçbir şey yoktur. Her ne varsa sendedir. Enbiyâ (Peygamberler) ve evliyânın işaret ettiği yer senin kalbindir… Allah’ın bulunduğu yer insanın kalbidir.

      Rehber olmadan hakîkatin özüne ulaşamazsın. Eğer Hakk’ı istiyorsan, git Muhammed’in (S.A.V.) ahlâkıyla ahlâklan. Eyyûb gibi sabırlı, Îsâ gibi zahit (kendisini Hakk’a vermiş), İdris gibi âbid (Hakk’a ibâdet eden), İbrahim gibi seven ol. Enbiyâ ve evliyânın huyunu kendine örnek al.

      Elinden geldiği kadar âşıkların yolundan git. Onların söylediklerine kulak ver. Çünkü ‘âşıklar Hakk’ı tanıyan ve doğruyu görenlerdir.

      Âşıklar hak-şinastırlar ve müşkillerini halletmiş (manevî problemlerini çözmüş olup), hedeflerine ulaşmışlardır. Bunlar dünyayı düşündükleri gibi âhireti de düşünürler. Peygamber’in (S.A.V.) izindedirler ve başkasına ümit bağlamazlar.

      Daima arayan ol. Çünkü arayan bulur.

      Ey tâlip, kendini dünya çölünde kaybetme. Vücud çölünde şaşkın dolaşıp aslını unutma. Sen öyle bir padişahsın ki, bütün kâinat seninle diridir.

      Eğer bu pazarın müşterisiysen, eğer Allâh’ı görmeyi arzuluyorsan, sen kendini var sayma. Sen yoksun. Ne varsa O’dur… Tevhid sırrından haberin olsun… Ey sâlik (seyr ü sülûku gerçekleştiren; yola yürüyen kişi), her şeyin özü ve temeli Hakk’tır.

      Hakk’ı tanı. Nimete minnet et. Tuzun ve ekmeğin hakkını unutma.

      Aşk derdinden gâfil olma. Allah’ı kendi vücudundan dışarıda arama. Çünkü bulamazsın. Giydiğin insanlık elbisesini ganimet bil.

      Doğruyu yanlıştan ayırt edebilen bir insan olmak istiyorsan, perhiz ehli ol ve her işin peşinden koşma.

      İbret gözünü açık tut ve hikmetli konuş.

      Su gibi berrak, toprak gibi sabırlı, ateş gibi nurlu, rüzgâr gibi hareketli ol. Hakk’ı gözeten ve sakin ol.

      Gururlu ve kibirli olma. Çünkü kibir şeytanın işidir.

      Komşuna ve arkadaşına karşı dürüst ol. Çünkü Hakk Teâla dürüstlüğü sever.

      Edepsiz olma. Edepli ol. Çünkü hayat meydanında çok sayıda yırtıcı kuş vardır.

      Kendi ilminden söz etme. Çünkü böyle davranmak kusurdur.

      İnsanlara faydalı ol.

      Bildiğini yerinde söyle. Bilmediğini sor. Herkese dürüst davran. Kendini beğenmişlerden olma.

      Kimsenin kusurunu arama.

      Nefsini, tama’dan (hırstan), hevâ ve hevesten (çirkin ve bayağı işlerden) arındır.

      Büyüklere hizmet et, küçüklere karşı şefkatli ol. Bencil olma.

      Gaflet uykusundan uyan. Âşıklara yoldaş ol. Arif ol ve nasîhata kulak ver. Hikmetten gözünü ayırma. İbret gözünü daima açık tut. Eğer Hakkı istiyorsan, işin yolu budur.

      Haki¬kati gördüysen, mert ol ve doğruyu söyle. Cömertlik huyuyla huylan. Yardım eden ol. Engelleyici olma. Bütün ibadetlerin özü Hakk’ı aramaktır. Her şeyin iyisini Allah bilir.

    • KUL HİMMET
    • Deyiş, Nefes, Düvaz İmam ve Mersiyeler hakkında sözleri
      • IBizi bu sevdaya salan
        Kendü Cenâb-ı Allah’tır
        Bu sevdaya meyil veren
        İşi gücü eyvallahtır

        Eyvallâhı bilen kişi
        Her dem artar aşkı cuşu
        Resûl’ün bindiği taşı
        Hâlâ durur muallâktır

        Bir sözüm vardır tutana
        Er odur Hak’tan utana
        Kul olmuşuz Pîr Sultan’a
        Eşiği de kıblegâhtır

        Er odur ki Hak’tan öğe
        Desti dâmânına değe
        Benzemez ağaya beğe
        Ali Şah bir ulu şahtır

        Dest ü dâmeni salmanam
        Cevhersiz göle dalmanam
        Kırklar sâili Selmân’am
        İşim gücüm şeydullahtır

        II

        Seyran edip bu âlemi gezerken
        Uğradım gördüm bir bölük canları
        Cümlesinin erkânı bir yolu bir
        Mevlâm bir nurdan yaratmış onları

        Durakları irfan bağiyle bostan
        Silinmiş kalbleri gümândan, pastan
        Cümlenin muradı bir fidan dosttan
        Arı gibi sadalaşır ünleri

        Sırâtı mizânı bunda geçmişler
        Varlık benlik kalesini yıkmışlar
        Al giymişler yas donundan çıkmışlar
        Geceleri kadir bayram günleri

        Cennet istemezler azm-i didâra
        Ne korku çekerler tamu vü nâra
        Çevirmezler yüzlerini dıvara
        Didâra karşı dönmüştür yönleri

        Bir nefeste bir imama uymuşlar
        Birinin niyazın bine saymışlar
        Kaynayıban kaptan kaba konmuşlar
        Şah Hüseyin aşkına akmış kanları

        Kul Himmet’im gerçeklerin bu meydan
        Özün kurtarmışlar zarar assıdan
        Esrimişler kırklar içtiği tastan
        Haber duymuş dost ilinden canları

        III

        Seyyâh olup şu âlemi gezerim
        Bir dost bulamadım gün akşam oldu
        Kendi efkârımca okur yazarım
        Bir dost bulamadım gün akşam oldu

        İki elim gitmez oldu yüzümden
        Ah ettikçe yaşlar gelir gözümden
        Kusurumu gördüm kendi özümden
        Bir dost bulamadım gün akşam oldu

        Bozuk şu dünyanın temeli bozuk
        Tükendi tâneler kalmadı azık
        Yazıktır şu geçen ömrüme yazık
        Bir dost bulamadım gün akşam oldu

        Kul Himmet üstadım ummâna dalam
        Gidenler gelmedi bir haber alam
        Abdal oldum şah giyindim bir zaman
        Bir dost bulamadım gün akşam oldu

        IV

        Aklım fikrim yâr eyledin ben bana
        Öğüt verdim deli gönül almadı
        Bir kileciği var almış eline
        Dünyayı içine koydum dolmadı

        Alması farz imiş sünnettir selâm
        Hak nurdan yarattı yaz dedi kalem
        Bir çiçek yarattı ol Rabbü’l-Âlem
        Anı kohulayan mahrum kalmadı

        Var bir pire eriş serseri gezme
        Gözet gözüm önün yolundan azma
        Değme bir dükkâna yükünü çözme
        Bunda çok bazergân işi kalmadı

        Gençlik yaza benzer hocalık güze
        Yüreğim başlıdır dertlerim taze
        Boynun eğ de hizmet eyle üstâza
        Şeytan benlik ile menzil almadı

        Kul Himmet’in deste gülü elinde
        Daima zikreder Hakk’ı dilinde
        Bir güzel sevmişim Hakk’ın yolunda
        Hayâli gönlümden zâil olmadı

        V
        Tâ kalû belâ’dan sevdik seviştik
        Bizimle ezelden yardır mahabbet
        Üstâz nazarında ikrâr kopuştuk
        Mü’mine kadim ikrârdır mahabbet

        Kudret kelâmını söyler Cebrâil
        Rızâ lokmasnı sunar Mikâil
        Canı cana ulaştırır Azrâil
        İsrâfil ağzında surdur muhabbet

        Muhabbet edenler nasibîn alır
        Muhabbet etmeyen yolda ne bulur
        Ser-çeşme Muhammed Ali’ den gelir
        Dalgası dükenmez göldür muhabbet

        Muhabbettir yerin göğün direği
        Muhabbet edenin yanar çerağı
        Muhabbet âşıkla mâşuk durağı
        Hak nazar ettiği yerdir muhabbet

        Muhabbet kadimdir insan içinde
        Can cânânı sever irfân içinde
        Kırklar meydanında erkân içinde
        Ne’stersen bulunur şardır muhabbet

        Gel beri gel imdi îmân istersen
        Gelme hakkın değil gümân edersen
        Sırrın tercemândır iyan edersen
        Zira halk içinde sırdır muhabbet

        Bu her dem bahardır bunda kış olmaz
        Öter bülbülleri dilleri durmaz
        Kokusu dükenmez hiç rengi solmaz
        Bir aceb bağ ü gülzardır muhabbet

        Şîrîn için dağlar delerdi Ferhat
        Leylâ’yi Mecnun’a gösterdi üstad
        Muhammed Ali’den kuruldu bünyâd
        Tâ ezelden beri vardır muhabbet

        Can cana muhabbet etse erkândır
        Zira muhabbetin arzusu candır
        Hublar meclisine erse cüvandır
        Rızâ yurdundaki pîrdir muhabbet

        Kul Himmet bu makam özge makâmdır
        Muhabbetin mührü Oniki’mâmdır
        Güzel şahın nazarında tamamdır
        Hakîkat vasl-ı dîdardır muhabbet

      • PİR SULTAN ABDAL(HAYDAR)
      • Deyiş, Nefes, Düvaz İmam ve Mersiyeler hakkında sözleri
        • DÜVÂZ İMÂMLAR (ON İKİ İMÂMLARA OKUNAN MEDHİYELER)-1-
          Allah birdir Hak Muhammed Ali’dir
          Anın ismi cümle âlem doludur
          Bu yol Hak Muhammed Ali yoludur
          Gel Muhammed Ali dergâhına gel

          Arıduben kalbin pasın silersen
          Bahrîleyin ummanlara dalarsan
          Hakk’ın cemâlini görmek dilersen
          Gel Muhammed Ali dergâhına gel

          Şah Hasan’ın ismi gönülden gitmez
          Şah Hüseyin deyen diller yorulmaz
          Bu yolda ölene sorgu sorulmaz
          Gel Muhammed Ali dergâhına gel

          İmam Zeynelâbidin’in âbına
          Yezid sığmaz oldu derler kabına
          Livâ’ül-Hamd sancağının dibine
          Gel Muhammed Ali dergâhına gel

          Kurbân olalım gel Bâkır oğluna
          Uymayalım ol Yezid’in fi’line
          Biz uyalım İmam Ca’fer yoluna
          Gel Muhammed Ali dergâhına gel

          İmam Mûsâ Kâzım canlar cânıdır
          Ali Mûsâ Rızâ mürvet kânıdır
          Yarın varacağımız Hakk divânıdır
          Gel Muhammed Ali dergâhına gel

          Takî’yi bilen Nakî’le buluşur
          Varır Hasan Askerî’ye karışır
          Anlara ulaşan Hak’ka ulaşır
          Gel Muhammed Ali dergâhına gel

          Pîr Sultan Abdal’ım mürvet Hudâ’dan
          Çıkıp gidelim şu fânî dünyâdan
          El’aman dilersen pîrim Mehdî’den
          Gel Muhammed Ali dergâhına gel

          -2-
          Evvel başta Muhammed’e salavât
          Gönül kalk gidelim Hüseyn’e doğru
          Ecel gelüb pervânemiz solmadan
          Gönül kalk gidelim Hüseyn’e doğru

          Hasan Hüseyn Ali’nin oğulları
          Şehidler yoluna giderler doğru
          İmam Zeynelabâ Hüseyn’in oğlu
          Gönül kalk gidelim Hüseyn’e doğru

          İmâm-ı Bâkır’da uralım demi
          Ca’fer-i Sâdık’dan alalım kâmı
          İmam Mûsâ kaldır gönülden gamı
          Gönül kalk gidelim Hüseyn’e doğru

          İmâm-ı Rızâ’dan olsun hidâyet
          Takî ile Nakî kılsın inâyet
          Ol Hasan Askerî Şâh-ı Velâyet
          Gönül kalk gidelim Hüseyn’e doğru

          Pîr Sultan Abdal’ım söyledi hemân
          Yezîd’in kalbinden gitmedi gümân
          Âhır nefesinde on iki imam
          Gönül kalk gidelim Hüseyn’e doğru

          KOŞMALAR

          -1-
          Vîran bahçelerde bülbül öter mi
          Gönül eğlencesi gül olmayınca
          Merhemsiz yâreler unar biter mi
          Bir gerçek velîden el almayınca

          Nefse uyan Hakk’a uymuş değildir
          Gâzîler namâzın kılmış değildir
          Bu gezen abdallar derviş değildir
          Arkasında hırka şal olmayınca

          Tabib olmayınca yârem sarılmaz
          Mürşid olmayınca pîre varılmaz
          Yüz bin asker olsa yezid kovulmaz
          Eli Zülfikarlı Al(i) olmayınca

          Bu aşk meydanında bir divân olur
          O meydana düşen nev-civân olur
          İ’tikadsız tâlib boş kovan olur
          Vızılar arısı bal olmayınca

          Değme ârif böyle bilemez
          Bilir ama yine ârif olamaz
          Her mürşid ölüyü diri kılamaz
          Hünkâr Hacı Bektaş Vel(i) olmayınca

          İki melek gelir sual sorarlar
          Döker hurcunu da gevher ararlar
          Bir kılın üstüne köprü kurarlar
          Geçemezsin Hakk’a kul olmayınca

          Pir Sultan’ım baştan dalga aşırır
          Bu aşkın dolusu aşka düşürür
          Her bildiğin rehber çiğ mi pişirir
          Yanıp ateşlere kül olmayınca

          -2-
          Eğer farz içinde farzı sorarsan
          Yine farz içinde farzdır musâhib
          Dört kapudan kırk makâmdan ararsan
          Yine farz içinde farzdır musâhib

          Musâhibsiz kişi cem’e gelür mü
          Ettiği niyazlar kabûl olur mu
          Muhammed Ali yolundan derman bulur mu
          Yine farz içinde farzdır musâhib

          Musâhibsiz kişi cem’e götürmem
          Tecellîsi bozuk Hakk’a yetürmen
          Musâhibsiz ile durup oturman
          Yine farz içinde farzdır musâhib

          Farz Allah’tan kaldı ya sünnet kimden
          Musâhibin işi dâima sırdan
          Musâhibli kişi ol Şâh-ı Merdan
          Yine farz içinde farzdır musâhib

          Pîr Sultan Abdal’ım hey kerem kânı
          Yine sensin dü cihânın sultânı
          Aşnanı buldun musâhibin kani
          Yine farz içinde farzdır musâhib

          -3-
          Ey erenler çün bu sırrı dinledim
          Huzûr-u mürşide indim bu gece
          Hakîkat sırrını andan anladım
          Erenler meydanı gördüm bu gece

          Mürşidim Muhammed bildim yolumu
          Rehberim Ali’dir verdim elimi
          Tiğbend ile bağladılar belimi
          Evliyâ erkânın gördüm bu gece

          Erenler râhına eyledim iman
          Kalmadı gönlümde zerrece güman
          Ne bilsin bu sırrı Yezîd ü Mervan
          Küllî varım Hakk’a verdim bu gece

          Andelip misâli âvâz ederek
          Kati semâ’ edüb pervâz ederek
          Yedi azâ ile niyâz ederek
          Erenler erkânın gördüm bu gece

          Pîr Sultan’ım Hakk’a niyâz ederim
          Erenler râhına doğru giderim
          Küllî varım Hakk’a teslîm ederim
          Hakk’ın cemâlini gördüm bu gece

          -4-
          Meded senden âlemleri Yaradan
          Zâhirde bâtında sen imdâd eyle
          Âlem’i Âdem’i yoktan var eden
          Zâhirde bâtında sen imdâd eyle

          Cennet-i â’lâda taç hulle giyen
          Melekler önünde yere yüz koyan
          Yeryüzünün hak halifesi olan
          Zâhirde bâtında sen imdâd eyle

          İkrar edüb dedik anlara belî
          Hakk’ın kudret eli anların eli
          Ezel ebed pîrim Muhammed Ali
          Zâhirde bâtında sen imdâd eyle

          Okumu atayım yayım basayım
          Hâricî’nin damarını keseyim
          Bu yolun sâhibi İmam Hüseyin
          Zâhirde bâtında sen imdâd eyle

          Cümle erenlere pîşüvâ hümâm
          Cümle evliyânın her işi tamâm
          Evlâd-ı Muhammed on iki imâm
          Zâhirde bâtında sen imdâd eyle

          Cümle erenlere hazretindir baş
          Yürü dedi taşa yürüdü beş taş
          Pîrim üstâdım yâ Hazret-i Bektaş
          Zâhirde bâtında sen imdâd eyle

          Hükmünü geçiren hep cümle nâsa
          Eteğin tutanlar görmedi gussâ
          Seyyid Hasan oğlu Şah Abdal Musa
          Zâhirde bâtında sen imdâd eyle

          Rumeli’n fethinde ey gerçek velî
          Tahta kılıç tutar hem bâtın eli
          Âlemlerin kutbu Şah Kızıl Deli
          Zâhirde bâtında sen imdâd eyle

          Eşiğine yaslanır gerçek erler
          Niyaz edip yüzün yerlere korlar
          Rumeli’nde yatan erenler pîrler
          Zâhirde bâtında sen imdâd eyle

          Evlâd-ı Ali’nin oldu şahbâzı
          Cümle erenlerin şahbâzı bâzı
          Sultan Şüca’ Baba Seyyid-i Gazî
          Zâhirde bâtında sen imdâd eyle

          Hatâyi, Kul Himmet pîrim Pîr Sultân
          Hem küçük yatağan büyük yatağan
          Erenler cellâdı yâ Hacım Sultan
          Zâhirde bâtında sen imdâd eyle

          -5-
          Deli gönül bulanmışsın ne aceb
          Çek bu sefîneyi bir göl üstüne
          Âlemi bürümüş kulların aşkı
          Bülbüllerin medhi hep gül üstüne

          Yetmiş bin deryâda yetmiş bir deryâ
          Anın da kilidi bir gerçek erde
          Erenler oynuyor bir gizli sırda
          Anı da fâş etmem şol il üstüne

          Müşkül halletmeğe mürşid gerektir
          Kâmil mürşid yerden göğe direktir
          Yüküm ağır menzilimiz ıraktır
          Dökme yüklerini sen yol üstüne

          Yemen iklîminden bir yiğit geldi
          Ali’ye râzını söyledi güldü
          Bir gecede yedi aylık yol aldı
          Ali bindird-anı Düldül üstüne

          Târikat şerîat Muhammed Ali
          Gönül Kâ’besinde açtılar yolu
          Zâhidin nesi var şunda hey deli
          Kamusu bizimdir bir al üstüne

          Kimi Nâci okur danışman hacı
          Kimi yolun bilmez urunur tacı
          Pîr Sultan Dedem de kemter duâcı
          Hızır ilmin okur bir dal üstüne

          -6-
          Eksiğim aldım da meydâna geldim
          Aman mürvet günahkârım erenler
          Kabâhatim andan cürmümü bildim
          Aman mürvet günahkârım erenler

          Şerîat taşından bir taş kaldırdım
          Ma’rifet ehlinin gülün soldurdum
          Ne yaman kanlıyım nefes öldürdüm
          Aman mürvet günahkârım erenler

          Altıncımız yer altında türedi
          Yedincimiz yeryüzünü bürüdü
          Bize de hû demek Ali’den kaldı
          Aman mürvet günahkârım erenler

          Yoldan çıktım ise yola getürün
          Kırılmış dallarım şunda bitürün
          Pişirüp kurtarup bezme götürün
          Aman mürvet günahkârım erenler

          Pîr Sultan’ım eder sözün hatâsın
          Kadir Mevlâm bilir bunun ötesin
          Var bir amel kazan Hakk’a yetesin
          Aman mürvet günahkârım erenler

          -7-
          Kuş olup güvercin donunu giyen
          Uyan dağlar uyan Ali geliyor
          Mu’cizâtın cümle âlem(e) bildiren
          Uyan dağlar uyan Ali geliyor

          Kara taşı konukluğa konduran
          Rahmetiyle şu âlemi kandıran
          On iki kurbanı bir kazana dolduran
          Uyan dağlar uyan Ali geliyor

          Kur(u) ağaçlara şehâdet yetüren
          Gece gündüz aşk dalgasın artıran
          Alıç ağacında elma bitiren
          Uyan dağlar uyan Ali geliyor

          Tekkesine geyik postu döşeden
          Ağzının ateşi çıktı meşeden
          Âl-Osman oğluna kılıç kuşadan
          Uyan dağlar uyan Ali geliyor

          Horasan’dan kalup Urum’a inen
          Cümle evliyâlar nûrundan kanan
          Darı saç üstünde namâzın kılan
          Uyan dağlar uyan Ali geliyor

          Pîr Sultan Abdal’ım birsin bir cansın
          Gönlümün evinde kurulu hansın
          Urum diyârında sen bir sultansın
          Uyan dağlar uyan Ali geliyor

          -8-
          Gidi Yezid bize Kızılbaş demiş
          Meğer Şâh’ı sevmiş dese yoludur
          Yetmiş iki millet sevmezler Şâh’ı
          Biz severiz Şâh-ı Merdan Ali’dir

          Kırkımız da bir katara dizildik
          Hak Muhammed ümmetine yazıldık
          Hakîkat şerbeti olduk ezildik
          Biz içeriz bize sunan Ali’dir

          Gidi Yezid bizler haram yemedik
          Bâtındaki gördüğümüz demedik
          İkrâr birdir dedik geri dönmedik
          Biz içeriz bize sunan Ali’dir

          Muhammed dinidir bizim dinimiz
          Tarîkat altından geçer yolumuz
          Hem Cibrîl-i Emin’dir rehberimiz
          Biz mü’miniz mürşidimiz Ali’dir

          Pir Sultan’ım Nesîmî’dir pîrimiz
          Evvel kurbân ettik Şâh’a serimiz
          On ik(i) İmam meydanında dârımız
          Biz şehîdiz serdârımız Ali’dir

          -9-
          On iki imâma uyanlardanız
          Hakk’a doğru gider bu yollarımız
          Biz âl ü evlâdı sevenlerdeniz
          Seher tesbih eder bu dillerimiz

          Bîatimiz aldık biz de uludan
          Mürvet kimden kaldı Hazret Ali’den
          Bizim ikrârımız Kalû Belî’den
          Eldedir etekte bu ellerimiz

          Mü’min idim munâfıktan üşendim
          Miyan beste tarîkate döşendim
          Kemer bestelerden kuşak kuşandım
          Pîr ellerden bağlıdır bellerimiz

          Biz mü’miniz kalbimizde kara yok
          Bizde yoğa var demezler vara yok
          Şimden geru ayrılmaya çâre yok
          Hâr elinde açılur güllerimiz

          On iki imâmların bizdedir nûru
          Şâh-ı Velâyet’in bizdedir sırrı
          Açıktır aynamız gönlümüz duru
          Sadefli mercanlı gönüllerimiz

          Düzel Pîr Sultan’ım katara düzel
          Biz de ikrâr verdik kadîmî ezel
          Bir sevdâya düştük sevdâsı güzel
          Vardır dürlü ürlü hayâllerimiz

          SEMÂÎLER

          -1-
          Güzel âşık cevremizi
          Çekemezsin demedim mi
          Bu bir rızâ lokmasıdır
          Yiyemezsin demedim mi

          Yemeyenler kalır nâçar
          Gözlerinden kanlar saçar
          Bu bir demdir gelir geçer
          Duyamazsın demedim mi

          Bu dervişlik bir dilektir
          Bilene büyük devlettir
          Yensiz yakasız gömlektir
          Giyemezsin demedim mi

          Çıkalım meydan yerine
          Erelim Ali sırrına
          Cân ü başı Hak yoluna
          Koyamazsın demedim mi

          Âşıklar kara batl-olur
          Hakk’ın katında kutl-olur
          Muhabbet baldan tatl-olur
          Doyamazsın demedim mi

          Pîr Sultan Abdal Şâhımız
          Hakk’a ulaşır râhımız
          On iki imam katarımız
          Uyamazsın demedim mi

          -2-
          Geldik dârına duşlandık
          İrehbere bağışlandık
          Bir aşıyla aşılandık
          Durmaz Yezid oklar bizi

          Gönül bir ulu şehirdir
          Rızâsız lokma zehirdir
          Tâlib yiyemez küfürdür
          Hak iyesi haklar bizi

          Tarîkattadır elimiz
          Hakîkattadır yurdumuz
          Hak’la olunca virdimiz
          Her kazâdan saklar bizi

          Meydana meydan güzârım
          Hak olan yere nazarım
          Gâibde sırda gezerim
          Göremezsin çoklar bizi

          Pîr Sultan tâlib devirir
          Mervân’ın külün savurur
          Yedi kat bârû çevirir
          Ali anda saklar bizi

        • ŞAH HATAYİ
        • TASAVVUF’LA İLGİLİ DEYİŞ ve NEFESLERİ

          -1-

          Lâmekân ilinden misâfir geldim
          Şu fenâ mülküne bastım kademe
          Nerenin selâmın getürdün dersen
          Şu fenâ mülküne gelüb bu deme

          Şu fenâ mülküne gelüb giderken
          Sarvân olub bin bir katar yederken
          Yoğurub çamurum balçık ederken
          Şecerimle su taşıdım Âdem’e

          Âdem’den ön Âdem çok geldi gitti
          Mülk sâhibi bu cihânı halk etti
          O yuğurdu yaptı hem o yarattı
          Yedi kez emeğim geçti bu deme

          Ben bu dam içinde ırmağ akıttım
          Celâlimden âdemoğlun kakıttım
          Muhkem tuttum kab evimi berkittim
          Anın içün İblis girmez kubbeme

          Şu fenâ mülküne gelüb yetmeden
          Ekilüben can tohumu bitmeden
          Kaldırub binâsın tamâm etmeden
          Arş altında yönüm döndüm kıbleme

          Be kıblemi kıblem beni bilübdür
          Evliyâ enbiyâ andan olubdur
          Ben bilürem anam benden gelübdür
          Ol vakitte nikâh kıydım babama

          Ben hocamı kucağımda büyüttüm
          Kudret meyin emzik verüb avuttum
          Ders verüben ben hocamı okuttum
          Dört kitabdan ders verirdim hocama

          Ben obam içinde mekânda iken
          Muhammed’le bile mi’racda iken
          Mûsâ’la doksan bin kelâmda iken
          Doksan bin ilmi koydum abama

          Ben obam içinde bâkî can idim
          Ali idim, din idim, imân idim
          Kendisi Hakk idi ben zindân idim
          Şimdi gelmiş sultan olmuş obama

          Şükr olsun Hatâyî sırdır sözlerim
          Aşk âteşin derûnumda gizlerim
          Günden ayan aslâ görmez gözlerim
          Âhır kârdan bu yazıldı adıma

          -2-

          Zâhid Hû demeyi inkâr eyleme
          Ne içün çağırır insan Hû deyu
          Hû demenin aslı nedir nedendir
          Eyleyeyim sana beyan Hû deyu

          Evvel Hû âhır Hû Allahu ekber
          Sıfât-ı zâtında doğdu bir Güher
          Muhammed Mustafâ Şah İmam Hayder
          Oldu ol gevherden ayan Hû deyu

          Aşkın tecellisi çün başa geldi
          Gevher eriyüb deryâ cûşa geldi
          Çerh-i felek anda çünbişe geldi
          Dem bu demdir döner devran Hû deyu

          Muhammed Hâtem-i Peygamber oldu
          Ali cümle evliyâya ser oldu
          Şah anda Cebrâil’e rehber oldu
          Ol demde kuruldu erkân Hû deyu

          Anlar gizli idi ol lâ-mekânda
          Mustafâ Murtezâ bir idi anda
          Lâfetâ okuyub karşu gelende
          Yedi kez çağırdı sultan Hû deyu

          Âşık ma’şûkuna yâr yâre karşu
          Nâz ü niyâz eder Settâr’e karşu
          Nice yüz bin yıllar Dîdâr’e karşu
          Baktılar kaldılar hayran Hû deyu

          Bir üzüm dânesi ol şâh elinde
          Kırklara verildi kısmet gününde
          Hak Habîbullah’a mi’rac yolunda
          Şey’en lillâh dedi Selman Hû deyu

          Ol üzüm dânesin getürdü Selman
          Kırklar da ol demde olmuştu üryân
          Muhammed şerbetten nûş etti ol ân
          Sâkî kadeh sundu peyman Hû deyu

          Kırklar içti ol şerbetten mest oldu
          Şâh-ı Merdân cümlesinden üst oldu
          Setişpuş bağlandı kemer best oldu
          Semâa girdiler üryân Hû deyu

          Kırkların birine neşter uruldu
          Aktı kan cümleden isbât olundu
          Hak Muhammed anda mevcud bulundu
          Hû Allah çağırdı irfan Hû deyu

          Hû demenin aslı böyledir böyle
          Zâhid nedir sözün gel beri söyle
          Tasdik îman getür şehâdet eyle
          Gel sen de bu renge boyan Hû deyu

          Hatâyî bu meydan sarhoş olalı
          Can gözü tecelliye duş olalı
          Hak Habib aşkına yoldaş olalı
          Hayâli gönlümde mihman Hû deyu

          -3-

          Ey ki yoktan bu cihânı var eden Perverdigâr
          Yeri sâbit gökleri devvâr eden Perverdigâr
          Küntü kenzen âyeti vasfında olmuştur nüzûl
          Varlığına Künfekân ikrâr eden Perverdigâr
          Cümle bu âlemde sen günden dahi zâhir iken
          Dilde dâim adını Settâr eden Perverdigâr
          Mü’mine mesken kılubdur bâğ-ı cennât-ı nâim
          Münkire kâfir makamın nâr eden Perverdigâr
          Cümle eşyâlar gözün der hâb ettin giceler
          Gökte kevkebler gözün bîdâr eden Perverdigâr
          Üşte doğdu ay ü gün hem gölge saldı âleme
          Künfekânın sırrını izhâr eden Perverdigâr
          Mısr içinde Yûsuf’u bir kul iken sultân edüb
          Derd ile Ya’kub’unu bîdâr eden Perverdigâr
          Yunus’u deryâ içinde yutturan bir balığa
          Âteşi İbrahim’e gülzâr eden Perverdigâr
          Bir kulunu zâr edüb hışm ile fin-nâr-ıs-sekar
          Bir kulunu mahrem-i esrâr eden Perverdigâr
          Yağdıran deryâya gökten âb-ı nîsan yağmurun
          Katresinden lü’lü-i şehvâr eden Perverdigâr
          Enbiyâlar cem’ine yazdırdı a’lâ mertebe
          Mustafâ’yı cümleden Muhtâr eden Perverdigâr
          On iki ma’sûm imamı pîş eden kerâmete
          Murtezâ’yı Hayder-i Kerrâr eden Perverdigâr
          Lûtf ile ahvâline kılgın Hatâyî’nin nazar
          Aşk içinde vâlih-i dîdâr eden Perverdigâr

          -4-

          Kırklar meydanına vardım
          Gel beru ey cân dediler
          İzzet ile selâm verdim
          Gel işte meydân dediler

          Kırklar bir yerde durdular
          Otur deyu yer verdiler
          Önüme sofra yazdılar
          El lokmaya sun dediler

          Kırkların kalbi durudur
          Gelenin kalbin arıdır
          Gelişin kanden beridir
          Söyle sen kimsin dediler

          Gir semâa bile oyna
          Silinsün açılsun ayna
          Kırk yıl kazanda dur kayna
          Dahi çiğ bu ten dediler

          Gördüğünü gözün ile
          Söyleme sen sözün ile
          Andan sonra bizim ile
          Olasın mihmân dediler

          Düşme dünyâ mihnetine
          Tâlib ol Hak hazretine
          Âb-ı zemzem şerbetine
          Parmağını ban dediler

          Şeyh Hatâyî’m nedir hâlin
          Hakk’a şükr et kaldır dilin
          Gaybetten kese gör dilin
          Her kula yeksân dediler

          -5-

          Men dahi nesne bilmezem
          Allah bir Muhammed Ali
          Özüm gurbete salmazam
          Allah bir Muhammed Ali

          Anlar birdir bir olubdur
          Yerden göğe nûr olubdur
          Dört köşe sırr olubdur
          Allah bir Muhammed Ali

          Mü’min Müslim etek tutar
          Bir gölünde mekân tutar
          Hû deyicek gelür yeter
          Allah bir Muhammed Ali

          İki yavru var yuvada
          Muallâk döner havada
          Dağda deryâda ovada
          Allah bir Muhammed Ali

          Bindikleri burakdürür
          Yaktıkları çırakdürür
          Yerden göğe direkdürür
          Allah bir Muhammed Ali

          Anlar bir kılağuz işler
          Her dem doğru yola başlar
          Üçler beşler ile işler
          Allah bir Muhammed Ali

          Hatâyî bu yolda serdir
          Serin verenler de erdir
          Ayda sırdır günde nurdur
          Allah bir Muhammed Ali

       

     

 

Reklamlar