Etiketler

, ,

Özlem Albayrakİbretle izliyoruz. Beyaz Türkler, Diyarbakır’ın Lice ilçesi Kayacık köyünde yaşanan ve köylülerin karakol önünde yaptığı eylemler sonucu bir kişinin hayatını kaybettiği olaylar için yürümüşler; Gezi ruhuyla Kadıköy’den Lice’ye selam göndermişler.

Eşit vatandaşlığa yıllarca karşı çıkan, Kürtlere asla hayat hakkı tanımayanlar, Nutuk’la, Şu Çılgın Türkler’le Atatürk posterinin önünde duranlar, başörtülü dövenler, eylemin ilk günlerinden itibaren BDP’lileri ne zaman görseler Gezi Parkı’nı apar topar terk edenler; Lice için yürümüşler.

Şaşırtıcı mı, değil? Zira karşımızda duran devasa çelişkiyi tanıyoruz.

2000 yılındaki Hayata Dönüş operasyonu sırasında, hapishanelere düzenlenen müdahalede 30 mahkumun canını alan devlete sonsuzca destek çıkan; manşetleri, haberleri, köşe yazılarıyla neredeyse ‘haydi, daha ne bekliyorsunuz, ümüğünü sıkın şunların’ diye açık açık destek atarak devlet cebrini meşrulaştıran ve sonunda onlarca insanın hayatını kaybetmesinde bir biçimde mesuliyeti bulunanlar aynı kafa değilmiş gibi; geçtiğimiz yıl tam da barış süreci konuşulurken hapishanelerde patlayan açlık grevleri sırasında da aniden dönüş yapmış, ‘açlık grevi sevdalısı’ kesilmişlerdi.

Bu durum, o dönem sadece lafzen dillendirilmekte olan barış sürecini akamete uğratacağı için, mahkumlara –elbette- üstü kapalı biçimde ‘açlıktan ölmenin iyi bir şey olacağı’ yolunda tavsiyelere bile girişmişlerdi.

Utanmadan.

Beyaz Türkler Lice için yürümüşler. Kürtleri resmi algıda Türkleştirilemediği, sadece etno-linguistik olarak yabancı uyruk olduğu için değil; aynı zamanda ‘yeterince uygar değil’, ‘yeterince kültürlü, eğitimli değil’ diye de aşağılayanlar (resmi ideolojide iç mihrak olarak anılan ‘gericiler ve bölücüler’ diskurunun ortak noktası yeterince uygar/medeni olmama söylemidir), Kadıköy’de Lice için yürümüşler.

Bilen bilir, ‘unutma ve hatırlama’ kavramları ulus inşasında son derece önemlidir ve Cumhuriyet’in ilk döneminde Türk ulusunun yaratılması, Kürt kimliğini unutma/unutturma projesiyle at başı götürülmüştür. Kürtlere, Türklüklerini unutmuş zavallılar muamelesi çeken, Onlara ‘Dağ Türkü’, ‘Kart Kurt’ diyebilenlerin ideolojik ve siyasal mirasçıları; Lice için yürümüşler.

Darbeciler, Kemalist elitistler, Esedseverler, başörtüsü düşmanları, ‘en iyi Kürt ölü Kürttür’ diyenler, içe dönük oryantalistler, cümle züppeler Lice için yürümüşler…

Barış sürecinden ve 30 yıldır akan kanın duracak olması ihtimalinden rahatsız olup, içeriğinin ne olduğu, yani ne istedikleri asla anlaşılamacak biçimde ‘önce demokrasi’ söylemine sarılanlar; özetle Kürtlere ‘henüz yeterince ölmediniz, biraz daha ölün’ diyenler; Lice için yürümüşler.

Cumhuriyet’in ilk döneminde yazılmış kitaplara bakın; Kürtleri ‘eşkiyalık, mürtecilik, aşiret direnişi, ecnebi kışkırtması, bölgesel geri kalmışlık’ gibi sıfatlarla anan ve Onların ‘medenileştirilmesi’ (aynı medenileştirme politikası gerici dindarlar için de geçerliydi) gereken bir toplumsal grup olarak sunanların kafaca mirasçıları, Lice için yürümüşler.

Bugün Kürt meselesi çözülme noktasına gelebildiyse; insanlar artık asit kuyularına atılmıyor, beyaz renaultlarla evlerinin önünden götürülmüyor, faili meçhul cinayetler işlenmiyorsa, işkence bittiyse, askeri ve sivil vesayet kısmen/yer yer kırıldıysa; hatta birileri kalkıp Lice’de ölen bir vatandaş için yürüyebiliyorlarsa; bunda yaşadığımız demokratikleşme sürecinin bir etkisi yokmuş gibi…

Sadece dindar Başbakan kininden mi; kaybedilen imtiyazları geri alma hırsından mı; yoksa Kemalist ilkelerin birer birer kırılmasının yarattığı duygusal travma nedeniyle mi, bilmiyorum; ama karşımızda çok derin ve köklü bir kin sarmalı olduğundan ve bu birikimin Türkiye’nin başını daha çok ağrıtacağından eminim. Umalım da, yanılayım…

 ÖZLEM ALBAYRAK
Reklamlar