Etiketler

, ,

Gülay GöktürkNe ilginç değil mi…
Lice’deki silahlı protesto gösterileri, Taksim direnişçilerinin sönmekte olan umutlarını kabartmış görünüyor. Taksim’den Lice’ye “Dayan Lice” diye çağrılar yolluyorlar. Cumhuriyet Gazetesi de “Gezi’den Lice’ye köprü” diye manşet atmış…

İktidarı sokakta kim vurduya getirme hayali kuranlar, şimdi Lice’de işçilere saldırıp çadır yakan, silah kullanan “protestocuların” kendi kaldıkları yerden devam etmesini umuyor. Onun için Lice’ye tempo tutuyor. Nefret ettikleri iktidarı tökezletecekse, varsın açılım süreci de güme gitsin… Hatta mutlaka güme gitsin; zira bu işi başarırsa Erdoğan’ı sittin sene “bitirmeleri” mümkün değil…

“Demokratik direniş” mi dediniz…

Lice’de olup bitenlere “demokratik hak arama eylemi” diyebilmek için, demokrasinin “d”sini anlamamış olmak gerekiyor.

İşçilerin çadırlarını yakmayı, onlara saldırmayı, silahla, molotofkokteyliyle saldırıya geçmeyi, köylüleri eyleme katılmaya zorlamayı “demokratik direniş” gibi gösterenler hayatlarında demokratik eylem yapmamış olanlar olabilir ancak. Hangi demokratik eylemde yol kesilir, kimlik kontrolü yapılır, adam kaçırılır, bir söyleseler de anlasak…

İşin içinde ne kadar uyuşturucu meselesi var, anlayacağız; ama onu bir yana bıraksak bile, bir iktidarın -geçmişte korunaksız oldukları için çok eleştirdiğimiz- karakolları güçlendirmeye çalışmasından da meşru bir şey olabilir mi? Hele hele, birtakım kendini bilmezler daha şimdiden “Öz Savunma Gücü” olarak ortada dolaşmaya, ona buna kimlik sormaya başlamışsa…

Açık söylemek gerekirse, ben kalekolların inşası faaliyetleri karşısında, “Onların ihalesi daha önceden yapılmıştı” ya da “Yenileri yapılmıyor, eskiler onarılıyor” ya da “Lice’de yapılan karakol yoktu” gibi zayıf argümanlarla savunmaya geçmeyi doğru bulmuyorum.

Karakolların Kürtler için taşıdığı anlamın ve çağrıştırdıklarının elbette farkındayım. Ama onlar da görmeli ve kabul etmeli ki, bir devlet varsa, onun hem şehirlerde hem de kırsal alanda güvenlik güçleri de; o güvenlik güçlerinin konuşlandığı karakolları da hep olacaktır; yapılması gereken şey, karakol binalarını ortadan kaldırmak değil; o karakolların içinde olup bitenlerin denetlenmesi, hukuka uygun hale gelmesidir. Yani karakolların içinin değişmesidir.

Adı konmamış kurtarılmış bölge yaratmak

“Tam da açılım sürecinin kritik noktasında karakol yapmanın sırası mıydı” diye düşünenlere cevabım ise şudur:

Evet, sırasıdır… Zira, birilerinin “barış süreci”ni yanlış anladığına dair işaretler almaya başladık bile… PKK’nın bölgede, özellikle de kırsalda bölgesel kolluk kuvveti gibi davranmaya başladığına dair haberleri epeydir alıyorduk. Bölgede kendilerine Öz Savunma Gücü adına veren bazılarının yol kesip kimlik kontrolü yaptıklarını, piknikte içki içen bazı gençleri sorgulamaya kalktıklarını hatta dövüp arabalarını yaktıklarını, ormanda ağaç kesmeye giden köylülerin önünü kesip ağaç kesme izninin bundan böyle PKK tarafından verileceğini söylediklerini daha önce de duymuştuk. Cizre olayı yeni bir sinyal oldu.

Anlaşılan o ki, bazıları silahların bırakılıp demokratik siyasete geçilmesini, Kürt bölgesinin PKK’nın (ya da PKK artıklarının) hakimiyet alanı haline gelmesi; adı konulmamış bir “kurtarılmış bölge” yaratma fırsatı olarak anlıyorlar. Normalleşme sağlandıktan sonra da, PKK’nın bölgedeki prestijinden (ve aynı zamanda yıllar yılı yarattığı korkudan) yararlanarak astığı astık, kestiği kestik bir konum elde edebileceklerini sanıyorlar.

Bunca yıldır sivil halk üzerinde baskı uygulayarak, hot zot ederek, zorla para toplayarak, esnafı kepenk kapatmaya zorlayarak, seçimlerde oy kullananlara baskı yaparak, “halk mahkemeleri” kurarak, bölgede iktidar olmaya çalışan bir gücün, şimdi barış süreci başladı diye psikolojisini, hal ve tavrını bir günde değiştirmesi ve “iktidar” olma sevdasından vazgeçmesi kolay bir şey olmasa gerek.

40 yıldır bütün çelişkileri silahla çözmüş bir örgütün siyaset dilini öğrenmesi, sorunları müzakere ile çözmeye alışması epey zaman alacak. Unutmayın ki, 5000’e yakın elemanını infaz eden otoriter bir örgütten, kendi dışındaki bütün Kürt gruplarını silah tehdidiyle bastırmış; bölgede kendisine muhalefete kalkışan hiç kimsenin gözünün yaşına bakmadan öldürmüş bir yapıdan bahsediyoruz.

Çözüm süreci dediğimiz sürecin dağdan inenlerin bölge halkına ağalık taslayacakları bir süreç olmaması demokratik devletin sorumluluğundaysa eğer, bunu sağlamanın bir parçası da, o devletin karakollar da dahil, bütün kurumlarıyla bölgede etkin bir biçimde var olmasıdır.

O bölgede özgürlük havasını solutmak, her vatandaşın düşünce özgürlüğünü, seçme ve seçilme hürriyetini ve serbestçe siyaset yapma hakkını garanti altına almak devletin görevidir. Eğer karakollar bu misyonun bir parçası olarak işlev görmüyorsa, tam tersine özgürlükleri tehdit eder biçimde kullanılıyorsa o zaman protesto edersiniz.
Ama karakol olmasın diyemezsiniz.

Reklamlar