Etiketler

, , ,

Reha MuhtarShow Haber’i yaptığım günlerdi…

Kalbimin ve ruhumun beni götürdüğü yerde oluşan duygularımla harmanlayarak haberleri hazırlıyor, o andaki samimi tepkimi haberlerde doğaçlama veriyordum…

Arkadaşlar Alman Der Spiegel dergisinin o haftaki sayısında “Hazreti Muhammed’in resmini bastıklarını” söylediler…

Haber toplantısında beynimden vurulmuşa döndüm…

O günler; bugünkü gibi dini ve muhafazakar değerlerin peak (zirve) yaptığı günler değildi…

Benim açımdan ise durum fark etmiyordu…

“Bir dini inancın milyarlarca inançlı insanın için büyük günah” saydığı bir hareketi, milyarlarca Müslüman’ın kutsalı Peygamber’in resmini yayınlamak, derginin kapağına koymak, affedilir, izah edilebilir bir davranış değildi…

Gazetecilik bir inanca karşı çıkma mesleği olabilirdi, ama bir inançla alay etme mesleği değildi…

Ne Der Spiegel, ne Time, ne Newsweek böyle bir hadsizlik yapamazdı…

Ben dindardım veya değildim…

Bu benim tercihimdi ve mesele bu değildi…

Saygısızlığın daniskası, milyarlarca insanın kutsal bulduğu Peygamber’lerinin “resmini” basarak onları derinden rencide etmek ve bunu güya gazetecilik adına yapmaktı…”

***

– “Özür dileyeceksin Der Spiegel… diye bir ‘promo’ hazırlayalım…” dedim…

– “Özür dileyeceksin Der Spiegel… Bu saygısızlığından dolayı özür dileyeceksin…”

Ne Der Spiegel’i, ne uluslararası tröstleri, ne ulusal kartelleri, ne derin güçleri, ne kıymet-i kendinden menkul lobileri, ne Almanya’yı ne Amerika’yı umurumun teki bile saymadığım günlerdi…

Verdik yayına ‘promo’yu…

Haber bülteni boyunca o çoğu kişiyi ifrit eden promomuz sürekli dönmeye başladı…

– “Reha Muhtar birazdan canlı yayında Der Spiegel dergisine cevap verecek!.. Özür dileyeceksin Der Spiegel!.. Az sonra…”

***

Haberi yayına girdiğimizde ortalık yıkılıyordu…

Bant bitip, yönetmenim Caner “Abi geldik sendeyiz” dediğinde, açmıştım ağzımı, yummuştum gözümü…

– “Özür dileyeceksin Der Spiegel… Bu davranışından, milyarlarca insana yönelik bu saygısızlığından dolayı özür diyeceksin… Kendini ne zannediyorsun sen?..”

***

Clinton’ın Türkiye ziyaretini haber bülteninde birinci haber değil, sonlarda bir haber olarak gördüğüm yıllardı…

Şöyle demiştim haberi anons ederken;

– “Benim Cumhurbaşkanım Amerika’yı ziyaret ettiğinde, Amerikan televizyonları bu haberi kaçıncı haber olarak veriyorsa, ben de Amerikan Başkanı’nın ziyaretini aynı sırada haber olarak veriyorum… Mütekabiliyet yani karşılıklılık bunu gerektiriyor…”

Sonraki günlerde sordum arkadaşlara…

– “Bunlar özür falan dilediler mi?..” diye…

– “Yanlış anlaşılma oldu gibisinden laflar etmişler” dedi arkadaşlar…

– “Peki…” dedim, “Biz yapacağımızı yaptık… Rezil rüsva oldular…”

***

Şimdi o Der Spiegel dergisi bu sefer Türkçe bir kapakla çıkıyormuş…

Kapağın başlığı şöyle:

– “Boyun eğme…”

Dergi Almanya’daki 3 milyon Türk’ün az Almanca bildiğini düşünerek, kendi ana dili yerine, tarihinde ilk kez “Boyun Eğme” başlığıyla 10 sayfalık Türkçe bir ek veriyor…

Niye acaba?..

Bir uluslararası Alman dergisinin kapağından Almanya’da ve Türkiye’deki insanlara “boyun eğme” başlığıyla yayın yapması nasıl bir gazeteciliktir?..

– “İnsanlar Gezi Parkı’nda toplandı dersin… Protesto etti… Biber gazı yedi… Türkiye’nin her tarafında gösteriler yapıldı, yapılıyor… Hükümet mahkeme kararının bekleneceğini söyledi… Karar aleyhte çıkarsa plebisit yapacağını açıkladı…” dersin haberi verir, analizini yayınlarsın…

Uluslararası gazetecilik normları budur…

Hele hele Der Spiegel gibi “tabloid yayın yapmadığını söyleyen; ciddi ve ağır başlı olduğu iddiasındaki” bir dergi için…

***

Bunu; böyle yapılması gerektiğini Der Spiegel’in yöneticileri bilmez mi?..

Hele kendi ülkesinde olmayan bir protesto gösterisinde “Boyun Eğme diye pankart açmanın” değil gazetecilik, asgari ahlak kurallarıyla izah edilemeyeceğini bilmez mi?..

Topçu Kışlası’nın o Taksim’e yapılmasını ne kadar istemiyorsam, onu protesto eden gençleri ne kadar temiz, nahif ve demokrat buluyorsam, seni de bir o kadar hesaplı, derin bağlantılı, operasyonel güçlerin bir tür tetikçisi, belki de organizatörü olarak görüyorum Der Spiegel…

Nereye boyun eğmeyeceğim şunu bana bir anlatsana Der Spiegel…

NEREYE BOYUN EĞMEYECEĞİM DER SPİEGEL?.. SAKIN ‘GÜNEYDOĞU’DAKİ BARIŞA OLMASIN?..’

Hayatın görünen gibi değil, görünmeyenlerden oluştuğunu, lobilerin, çıkar gruplarının, devletlerin hayati çıkarlarının, ideolojiler ve ekolojik talepler şeklinde, kamuoyuna sunulduğunu yazıyorum günlerdir…

Der Spiegel dergisi aniden, Türkçe olarak “Boyun Eğmeyeceksin” kapağıyla çıkmaya karar verdi bu hafta…

Nereye boyun eğmeyeceğim Der Spiegel?..

Topçu Kışlası’naysa ona zaten senin deyiminle boyun eğmedik…

Demokratik protesto hakkımızı kullandık, Topçu Kışlası’nın yapımını çıkmaz ayın son Çarşamba’sına ertelettik…

Mahkeme, bir sonraki mahkeme, daha sonraki mahkeme derken uzun ve çetrefilli bir süreç sonucu karar çıkacak…

Karar gençlerin istemediği şekilde çıkarsa, bu kez de plebisit yapılacak…

Yani ölme eşşeğim ölme…

Şimdi “Neye boyun eğmeyeceğim”i söyler misin bana Der Spiegel?..

***

Taksim’e AVM yapılmasına mı?..

Demokratik protestolar sonunda, Taksim’e AVM yapılması fikriyatından vazgeçildi…

Taksim’e AVM falan yapılmıyor…

Peki ben şimdi senin için neye boyun eğmeyeceğim Der Spiegel?..

Ağaçların kesilmesine mi, yeşilin yok edilmesine mi?..

Bu protestolardan sonra zaten ağaç da kesilmiyor, yeşil de gitmiyor…

Hiçbir şey yapılmıyor…

Mahkeme kararı bekleniyor…

Benim şimdi neye boyun eğmememi istiyorsun Der Spiegel?..

***

Yoksa Lufthansa, Türk Hava Yolları’na geçilmesin, dünyanın birinci hava yolları THY olmasın diye, İstanbul’a yapılacak üçüncü havaalanına mı boyun eğmememizi istiyorsun Der Spiegel?..

Durup dururken öyle bir istek gelmişti çünkü, Taksim Komitesi’nden…

Her nedense birileri havalanının yapılmasını istemiyordu…

Kanal İstanbul projesinin rafa kalkmasını şart olarak öne sürüyordu……

Bunlara mı boyun eğmememi istiyorsun Der Spiegel?..

Senin Lufthansa’n en iyi havayolları olarak kalsın diye mi üçüncü havaalanına hayır diyeyim Der Spiegel?..

Kanal İstanbul’u mu rafa kaldırayım?..

Bunları mı istiyorsun?..

Başkaca bir isteğin var mı çekinme söyle!..

***

Güneydoğu’da sağlanmaya çalışılan “barışa da mı boyun eğmeyeyim istiyorsun Der Spiegel…”

Şunu açık söylesene…

Şu PKK meselesi bitmesin istiyor olmayasın sakın?..

Şu terör devam etsin, şu savaş bitmesin, şu PKK’nın yıllardır Almanya üzerinden yaptığı ticaret bitmesin diyor olmayasın Der Spiegel?..

Açık söylesene?..

Neye boyun eğmemi istemiyorsun Der Spiegel?..

MCCARTY’CİLİK YAPMAM FAKAT…

Başbakanların düşürülmeleri, darbeler ve darbe biçimleriyle ilgili, güncel olaylar gerektirdikçe, “Büyüklere Masallar” şeklinde yazılar yazıyorum…

Bu yazıları yazmaktaki amacım, Türkiye’de bazı çevrelerde “derin izleriyle varolduğuna inandığım bir siyasi ezberi” bozmak ve bir daha yapılmamasını sağlamak…

Ecevit’e yapılanları anlatıyorum ki, karşı çıktığımız insanlara protesto hakkımızı kullanırken, toplumun seçim hakkını da çiğnemeyelim…

Demokrasiyi protestolarla, yürüyüşlerle taçlandırırken, seçimi ve sandığı göz ardı etmeyelim…

“Kriz yaratıp” abidik kubidik yöntemlerle iktidarları düşürmek yerine, demokratik protestolar ve yürüyüşlerle sandık üzerinde etkin olmaya çalışalım…

Bu yazılar geçmişten “mahkumiyetler” üretmek için değil, geleceğe “özgürlükler” toplamak için kaleme alınıyor…

***

Yazılarda isim vermeme nedenim bu…

Bir dava ve tabikat konusu olmamaları için sonsuz özen gösteriyorum…

Doğrusu 10 yıl 15 yıl öncesinden gelen davaların ve cezaevi günlerinin artık bitmesi ve toplumsal barışın sağlanması gerektiğine inanıyorum…

Böyle davranma nedenim ve bazı davalardan bahsetmemeye özen gösterme sebebim, yeni adli süreçlerde benim olumsuz bir dahlimin olmaması…

Bunu kişisel zaafım olarak olarak değerlendiren mütakbel potansiyel muzdaripler varsa…

Bunu benim kişisel zaafım veya ürküntüm olarak değerlendiren varsa onlara şöyle söyleyeyim…

Adli sürecin devam ettiği konularda isim vermeden sadece entelektüel hesaplaşmayla yetinmem, yıllar sonra kimselerin yeni bir mağduriyetle karşılaşmalarını istemememden kaynaklanıyor…

Bunu Türkiye için yapıyorum…

Elimde derin bir külliyata haiz olan, bilgileri “geçmişten kaynaklanacak mahkumiyetler için değil, gelecek için toplanacak özgürlükler için” özenle tasnif etmekteyim…

Yanlış anlaşılmasın bu nahif istek…

Kısaca; Der Spiegel’leşmeyelim bence!..

REHA MUHTAR

 

Reklamlar