Etiketler

, ,

Ahmet Ay_1Bu yazımı hepimizin vicdanı olan Zahide Teyze’ye ithaf ediyorum.

Dünya tamamıyla bir ‘savaş(ım)’ alanıdır,

Zalim-mazlum, haklı-haksız, salih-müfsidlerin, zengin doymazların-fakir açların savaşı/mı. Dün böyleydi, bugün böyle, yarın da böyle olacak iyilerin kötülerle savaşı(mı) vermek zorunda kalışı…

Zamanında bizler dinler arası savaş diyenlere cevaben dinler arası diyalog dedik, iyi ettik.

Medeniyetlerin çatışmasıdiyenlere inat medeniyetler/in ittifakı dedik, iyi ettik.

Devletlerin menfaatleri vardırdiyenlere ders niteliğinde hak adalet vardır dedik, iyi ettik.

Hepsi bizim olsun dünya yer altı-yer üstüsüylediyenlere, hayır, dünya hepimizin olsun dedik, iyi ettik.

Güçlüler haklıdır dediler, biz, haklı olanlar güçlüdür dedik, iyi ettik.

Hesabımız pek yaman diyenlere, Allah’ın hesabını unutmayın dedik, iyi ettik.

Biz beyazız, hep üstünüzdiyenlere, asla, hepimiz eşitiz dedik, iyi ettik.

Ama siz “bütünüyle müslümanlar kötüsünüz” dediniz ya, işte biz uzun yıllar boyunca boğazımıza tıktığımız ‘küfür tek millettir’ ilkemizi dile getir/e/medik. Ne yaparsak yapalım biz kötüyüz nezdinizde demedik, diyemedik.

Atalarınız candan sevgilimiz Muhammed sav için de kötü demişlerdi.

Onunla savaşmışlardı, ona her türlü iğrençliği reva görmüşlerdi.

O gün bu gündür “Olympos Dağı’nın çocuklarının Hira Dağı’nın çocuklarını asla kabullenmeyeceklerini” bilirdik özgürlüğü sarımsağa değişen Sina Dağı’nın çocuklarının da.

Size, elbette bize iyi duygular beslemezsiniz diyemedik. Ancak,

Kimse kimseyi kandırmasın, ben de artık kendimi kandırmayacağım,

Biz müslümanlar ağzımızla kuş sürüsü tutsak,

Kirpiklerimizle bulutları yürütsek,

En güzeli yaysak da sizin için kötüyüz. Neden mi?

Çünkü Allah tasavvurumuz, çünkü Melek anlayışımız, çünkü Kitap tutuşumuz, çünkü Peygamber kabulümüz, çünkü ahiret inancımız, çünkü Allah’ın ilim ve kudretinin gereği takdir (kader) bilincimiz, çünkü hayır ve şer algımız, çünkü ameli salih çabamız, çünkü insan-ihsan-hak-hukuk-eşitlik-ahlak-şefkat-merhamet-haysiyete yaklaşımımız bir değil, benzer değil.

Çünkü siz dünyanın hâkimiyetini her ne pahasına olursa olsun elde edelim diyorsunuz, biz ise dünyaya adalet hâkim olsun diyoruz.

Siz menfaatleriniz için her türlü yalanı, çarpıtmayı, iftirayı, zulmü reva görürsünüz, biz ‘aleyhimize de olsa hakkaniyetten ayrılmamayı’ esas alıyoruz.

Sizin evren tasavvurunuz atom parçalanınca dağıldı, bu sebeple her şey paramparça olsun istediniz. Oysa bizim evren tasavvurumuz parçalanan atomun parçacıklarının O’na cc. zikre durduğunu ve O’nu işaret ettiği için ayrı olsak da gayrı olmayalım istiyoruz. Anlatabildim mi?..

Biz aynı dünyada yaşayan, ama dünyaları ayrı olan milletler, halklarız.

Artık sizinle asla dost olmayacağız.

Torunlarıma vasiyetim olarak:

Size (siz hak etmedikçe, istemedikçe) düşman olmasınlar, ama sizin dost olabileceğinize asla ve kat’a inanmasınlar, size dost olmasınlar ve ‘size dost olan benden değildir’ diyeceğim.

Sizin dost olacağınıza inananların benimle bütün sevgi bağları kopmuştur.

Siz kendi çoluk çocuklarınıza bile dost (veli) olmuyorsunuz,

Siz anne-babanıza dahi dost olmuyorsunuz,

Siz eşinize bile dost olmuyorsunuz bize mi dost olacaksınız?

Artık bundan sonra size güvenmek mi?

Milyon kere tövbe,

Size inanmak mı? Elim, dilim kurusun,

Sizin iyiliğinizi istemek mi? Bebeler, çocuklar ve diğer mazeret sahipleri haricinde,

Asla ve asla ve asla ve kat’a.

Nairobi’deki bebelerin hâli böyle oldukça,

Filistinli çocuklar böyle kaldıkça,

Afganistanlı kızlar ağladıkça,

Ugandalı annenin gözyaşları aktıkça,

Bolivyalı ninenin damarlarında senin zehrin aktıkça,

Hamalı gencin alanında kurşun izi kaldıkça,

Basralı ihtiyarın sırtındaki şarapnel izleri durdukça,

Vietnam diye bir yer oldukça,

Cezayir ismi tarih kitaplarında yer aldıkça,

Bosna coğrafyasında akan kanın hesabı durdukça,

Tibet sizin için böyle ‘yabancı’ kaldıkça,

Asla ve kat’a sizlerin iyiliğinizi istemeyeceğiz.

Bu bir savaş(ım)dır biliyoruz,

Biz savaş istemeyen ve savaş zorunlu olunca da savaştan kaçmayanlarız, bunu Haçlılardan, Malazgirt’ten, Anafartalar’dan, Çanakkale’den ve ayrıca 1960-1971-1980-1997 ve 2002’den, 2004-2005-2007’den ta bugüne dek başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a karşı başlattığınız darbe ve ‘savaş(ım)’larda bizi görmüşsünüzdür, arlanmazlar sizi.

Yani, savaş(ım)sa savaş(ım), geri durmayız ve hazırız, biline.

Bunları niçin mi yazıyorum, bir sonraki yazıda…

* Başlık Abdulkerim Suruş’un bir makalesinin, kitabının adıdır.

AHMET AY

Reklamlar