Etiketler

,

Hilekârların en sinsisi olan Şeytan’ın en büyük hilesi, kendisinin aslında varolmadığına insanları inandırmaktır. Gezi Kalkışması’nda, bu hilenin birçok farklı versiyonuna şahit olduk. Mesela, aslında bu kalkışmanın birkaç ağaca sahip çıkma amaçlı oldugu… bir demokrasi arayışı oldugu… yurtdışından veya yurtiçinden hiçbir ittirme olmadan kendiliğinden oldugu… hükümetin özel yaşama müdahalesinden bıkan gençlerin patlaması oldugu…

Kalkışmayı haklı göstermek ve kalabalıkları AK Parti Hükümeti aleyhine hareketlendirmek için kullanılan “Hukumetin özel yaşama mudahalesi”ni ele almakta fayda var. En büyük rahatsızlık, hükümetin alkol satışına yönelik düzenlemesinden kaynaklandığı aşikar. Alkol satışına getirilen düzenlemeyi, ki dünyanın hemen hemen tüm devletlerinde mevcuttur, “alkol satışı yasaklandı” olarak dünyaya sunuyorlar.

Hükümetin, iktidara geldiğinden bu yana özel yaşamlarına ne tür bir müdahalede bulunduğunu merak ediyorum. Mesela, Jandarmanın/polisin alkol tüketen vatandaşların evlerine baskın düzenleyip alkol araması yaptığına şahit olanımız var mı? Yakalanmasın diye evindeki içkileri bahçeye gömüp saklayana rastladınız mı hiç? Bugün bu tür psikolojik harp yöntemleriyle topluma korku pompalayan CHP’nin tarihine bakarsanız, başta Kur’an ve Kur’an tefsiri olan Risale-i Nur olmak üzere hemen hemen bütün dini kaynakları toplamak için evlere baskın yapıldığını; birçok insanın, yakalanıp imha edilmesini önlemek için Kur’ani bahçelere gömdüklerini görürsünüz!

Mesela, AK Parti iktidarı döneminde kaç tane başı açık bayan ikna odalarına alınıp başörtüsü takmaya zorlandı? İlkel “ikna odaları” denince akla, bugün Gezi Parkı Kalkışması’nın yerli provokatörlüğünü yapan CHP gelir. Seçimlere bir sene kadar zaman varken, sandıktan umudunu kesen “binde 1”lik İP ile “yuzde ceyrek”lik CHP’nin sokakta iktidar araması, kontrollerindeki birilerine “platform” kurdurarak hükümete “3. Köprü, 3. Havalimanı, Kanal İstanbul yapılmayacak!” gibi dayatmalarda bulunması; dayatmanın hükümetten değil, onlardan geldiğini gösterir.

Gezi Parkı Kalkışması’nın Arkasında Neocon Çetesi Var

Gezi Parkı Kalkışması ile ilgili hilelerden bir diğeri, belki en büyüğü, bu kalkışmanın arkasında uluslararası bir gücün olmadığı iddiasi… Kalkışmanın başladığı ilk günden beri Twitter ortamında bu olayın uluslararası boyutlu bir operasyon olduğunu yazdım; gün geçtikçe, operasyonun yeni uluslararası boyutları ortaya çıkıyor.

Yeni Şafak gazetesinin 16 Haziran’da manşetten verdiği “Kod Adı: İstanbul İsyanı” haberi, düğmeye Washington’daki Neocon Cetesi’nin bastığını gösteriyor (1). Habere ve daha sonra ortaya çıkan ayrıntılara göre, ABD’deki en güçlü Neocon lobisi AIaPAC’in (The American Israel Public Affairs Committee) güdümündeki American Enterprise Institute (AEI)’de geçen şubat ayının 12’sinde yapılan bir toplantıda “apolitik Türk gençliğini sokağa indirerek canlı tutmak” için “İstanbul İsyanı” senaryosu masaya yatırılmış.

Toplantıda, AK Parti Hükümeti’nin faaliyetleri ve Türkiye’nin son 10 yılı ele alınmış. Moderatörlüğünü AEI çalışanı Michael Rubin’in yaptığı toplantının katılımcıları, dünya çapında tanınan Donald Rumsfeld, Paul Wolfowitz, Bernard Lewis, Elliot Abrams, Richard Perle, John Bolton, William Kristol ve Douglas Feith gibi ünlü Neoconlar imiş. AEI’da alınan kararların, geçmişte Hudson Enstitüsü’nde planlanan felaket senaryosunu andırması rastlantı değil çünkü plan yapıcılar aynı ekip: Neoconlar! Teknoloji devrinde yaşdığımız icin bu gibi toplantılar ve oralarda konuşulanlar gizli kalamıyor artık. Birileri tarafından bir şekilde sızdırılıyor. Hudson’da planlanan felaket senaryosu da buna benzer bir şekilde dışarı sızdırılmıştı.

Gezi Parkı Kalkışması’nın, kendiliğinden gelişen bir eylem olmadığını, planlı ve sistematik olarak başlatılıp bütün ülkeye yayılmaya çalışıldığını gösteren başka işaretler de var. Mesela, tepki çeken Gezi Parkı Projesi yeni değil, birkaç senelik (2). Üstelik CHP’lilerin desteğiyle kabul edilmiş. Tepki vermek için birkaç sene beklemek tuhaf. Büyük resme bakıldığında aslında tuhaf birşey yok; herşey Neocon Çetesi’nin uluslararası kaos laboratuvarında planlanmış ve Türkiye’de tezgâhlanmıştır.

Gezi Parkı Kalkışması Uzun ve Sistematik Bir Çalışmanın Ürünüdür

“Kod adı: İstanbul İsyanı” planının hazırlandığı toplantıya moderatörlük yapan Michael Rubin 21 Mayıs 2013 tarihli yazısına “Türkiye PKK barış görüşmeleri çökecek” başlığını atmış (3) Başlık atmakla kalmamış, Diyarbakır, Van, ve Urfa’yla sınırlı kalmayacak büyük bir ayaklamadan bahsetmiş yazısında (Subat’ta aldıkları kararlardan biri bu olmalı). Barış Süreci’ni sabote etmek için Kürdler sokaklara dökülmeyince, yazıdan bir hafta sonra Gezi Parkı olayları patlak verdi. Tesadüf mü?

Gezi Parkı olayları başladıktan hemen sonra bu sefer “Erdoğan, Mısır’ın Mübarek’i gibi gidici” diye yazdı (4). Şubat ayında planladıkları isyanın yolunda gittiğinden emin bir hali vardı. 4 Haziran 2013 tarihli yazısının başlığı ilginç: “Kork Erdoğan, hemde çok kork!” (5). Gezi Parkı Kalkışması’ndan sonra Neoconlardaki sevince ve Erdogan’a yönelik kinlerine bakıldığında, Erdoğan’ı yemeye karar verdikleri anlaşılıyor. Rubin, Gezi Parkı olayları patlak verince Twitter hesabından 2008 tarihli yazısını hatırlattı. Wall Street Journal’da çıkan 6 Haziran 2008 tarihli yazının başlığı yazının anafikri mahiyetinde: “Türkiye’nin Putin’i gitmeli!” Yani, Neocon Cetesi’nin Erdoğan’ı yeme karar ve çabası çok eskilere dayanır.

“Rubin sıradan bir adam, zırvalamış; uluslararası komplo yok!” diyenleri, Rubin’in CV’sine bakmaya (6), en azından Pentagon ile ilişkisini, Genelkurmay’a bağlı Stratejik Araştırmalar ve Etüt Merkezi (SAREM) tarafından düzenlenen seminerlerin 2007 ve 2008’deki demirtaş katılımcısı/sunucusu olduğunu hatırlamaya davet ediyorum. “Kod adı: İstanbul İsyanı” haberinde geçen ünlü ve etkili Neoconlari bir masa etrafında toplaması bile Rubin’in basit bir adam olmadığını gösterir. Ergenekon Cetesi’nin 2007’deki gövde gösterisi olan Cumhuriyet Mitingleri’nin büyük destekçisi olduğunu (7), Ergenekon Davası’nda ismi geçecek kadar Ergenekoncularla içli dışlı olduğunu (Ezgi Başaran, köşe yazısı, 25/02/2013; 8), Ergenekon Kalkışması’nın olduğu 2007’lerde, Ergenekon Medyası’nda sıklıkla boy gösterdiğini, “ünlü analizci” olarak pazarlandığını unutmayalım (http://arama.hurriyet.com.tr/arama.aspx adresine Michael Rubin koyup sorgulayalım).

Avigdor Lieberman’in Mutluluğu ve Moshe Feiglin’in Duası

2 Şubat 2007 tarihli bir yazısında “Erdoğan kişisel ihtirasları ve ideolojilerinin peşi sıra anayasal bir kriz oluşturmak konusunda teşvik ediliyor olabilir ancak Türkiye’deki Sivil Kuruluşlar bu meydan okumaya karşı göğüs gerebilecek kadar güçlüdür” (9) ifadelerini kullandikdan yaklaşık iki ay sonra Cumhuriyet Mitingleri’nin patlak vermesi, Neoconların, Cumhuriyet Mitingleri’ni düzenleyen Ergenekoncu ekibe danışmanlık yaptığı, hertürlü destek sunduklarını akla getiriyor. Cumhuriyet Mitingleri’nin organizatörü olarak görülen Şener Eruygur’un MOSSAD’dan psikolojik harekat konusunda destek aldığı o dönem gazetelere yansımıştı (Neoconların MOSSAD’in güdümünde olduğu gerçeğini hatırlamakta fayda var).

Bunlara ilave olarak, İsrail’in eski Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman’in Gezi Parkı Kalkışması’nı kasdederek “Türkiye’de olanlara ilişkin mutluluğumu gizleyemiyorum” ve İsrail Meclis Başkan Yardımcısı Moshe Feiglin’in “Olayların Erdoğan düşene kadar sürmesi için dua ediyoruz” demeleri…

CNN International gibi beynelmilel derin devletin dezenformasyon ve provokasyon makinelerinin kalkışmadan çok önce İstanbul’da sipere yatmaları; CNN’nin Taksim’den kesintisiz 8-10 saat yayın yapması ve Türkiye’yi kaosun içindeymiş gibi göstermesi; yayın yaparken basın yayın ilkelerini ayaklar altına alması; eylemlerin İstanbul ile sınırlı kalmayıp memleketin birçok yerine sıçraması; İstanbul dahil olayların sıçradığı yerlerde yüzlerce yabancı ajanın yakalanması; sokak gösterileriyle eş zamanlı olarak ekonomik kaos oluşturmak için sarfedilen yoğun çaba… Gezi Parkı Kalkışması’nın birkaç rahatsız gencin çıkardığı lokal bir olay olmadığını gösteriyor.

Büyük oynayan Erdoğan ve hükümetine oynanan büyük oyun, Erdoğan ve hükümetine sahip çıkan halk; yerli ve yabancı ajanların memlekette cirit atıp olayları körüklemelerine engel olan MİT ve Emniyet istihbarat ile güvenlik güçleri bozdu. Sivil iradeya bağlı olan bugünkü MİT ve Emniyet İstihbaratı yerinde MOSSAD ve CıA’in güdümünde olan eski istihbarat örgütleri olsaydı, memleket bugün iç savaşla boğuşuyor olacaktı.

İçimizdeki Neocon Tetikçileri

Yukarıda ifade ettiğim gibi, Şeytan’ın en sinsi hilesi, kendisinin yok olduğuna bizi inandırmak olduğu gibi, Neocon gibi fitneci/savaşçı lobilerin ve içimizdeki uzantılarının hileleri de Gezi Parkı Kalkışması’nin arkasında olmadıklarına bizi inandırmaktır!

Gezi Parkı Kalkismasi’nda dış bağlantıların olduğu iddiasını “saçma” olarak görenlerden biri Taraf ve Today’s Zaman yazarı Emre Uslu’dur. Uslu, “dış bağlantı”dan kasdın, “Kod adı: İstanbul isyanı” planının hazırlayıcısı olan Neocon Çetesi olduğunu biliyor. Tahminimce, Neoconlarla olan ilişkisi onu böyle bir inkara zorluyor.

Yeni Safak’in haberinde ismi geçen şahıs ve kurumlarla Uslu’nun yolu bir şekilde kesişiyor. Erdoğan ve hükümetinin idam fermanını imzalayan AıPAC’in finanse ettiği kurumlardan olan WİNEP (Washington ınstitute for Near East Policy), Uslu’nun ABD’deyken ilk çalıştığı yerdir. Orada, “yerli Neocon” olarak bilinen ve her Neocon gibi Erdoğan ve AK Parti karşıtlığıyla ünlenen Soner Çağaptay tarafından egitildikten sonra, 1980’lerde CİA’in desteğiyle kurulan ve Neoconların güdümünde olan Jamestown Vakfı’na transfer oldu. 2008’den beri “analizci” sıfatıyla Jamestown Vakfı aracılığıyla Neoconlara hizmet sunmaktadır.

“Kod Adı: İstanbul isyanı” toplantısına katılan Rumsfeld’in, Jamestown Vakfı’nin emektarlarından olduğunu (10); Uslu’nun vakfa girmesinde kefil/referans olan kişinin, “Ergenekon Avukati” olarak bilinen, Ergenekon Davasi’ni AK Parti Hükümeti ve Gülen Cemaati’nin tezgâhı olarak sunan İngiliz gazeteci/ajanı, MOSSAD irtibatlı Gareth Jenkins olduğunu hatırlatmakta fayda var.

Ayrıca, Gezi Parkı Kalkismasi’na bazı ünlü işadamlarının sponsorluk yaptığı iddialarını reddeden E Uslu’nun, Ergenekon kaçkını işadamı Bedrettin Dalan’in çalışanı olduğunu; Dalan’a ait üniversiteye Jamestown Vakfı başkanının referansıyla yerleştirildiğini de hatırlatmak isterim. Uslu’nun Neoconcu ve Ergenekoncularla irtibatlı bilinince, onlara neden toz kondurtmadığı daha iyi anlaşılıyor.

1.http://yenisafak.com.tr/gundem-haber/kod-adi-istanbul-isyani-16.06.2013-533074?ref=manset-1

2.http://www.dailymotion.com/video/x10eenm_taksim-deki-gezi-parki-projesi-animasyonlu-anlatimiyla_news

3. http://www.commentarymagazine.com/2013/05/21/turkey-pkk-peace-will-fail/

4. http://www.commentarymagazine.com/2013/06/03/turkish-spring-update-erdogan-doubles-down/

5.  http://www.aei-ideas.org/2013/06/be-afraid-erdogan-be-very-afraid/

6.  http://www.aei.org/files/2011/11/17/-michael-rubins-updated-cv_14082788451.pdf

7.  http://www.meforum.org/1671/turkiyenin-islamci-bir-cumhurbaskani-olacak-mi

8.http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ezgi_basaran/michael_rubin_cagirin_ergenekon_davasinda_ifade_vereyim-1122735

9.  http://www.meforum.org/1671/turkiyenin-islamci-bir-cumhurbaskani-olacak-mi

10.  http://www.nndb.com/people/634/000023565/

Dr. CEVDET AKBAY

Reklamlar