Etiketler

, , ,

Ahmet Ay_1Artık Türkiye uluslar arası arenada pespaye bir ülke olmayacak, buna herkes inanmalı, bunu sindiremeyenler de alışmalı.

“Türkiye, Suriye’de hiçbir zaman savaş öncelikli bir politika izlememiştir ve izlememektedir. Sürekli Rusya ve İran ile temasta olmuş ve onlar üzerinden Beşar Esad’a mesaj iletmiştir. Türkiye’nin Suriye politikasında 2011 yılıboyunca ‘Beşar Esad’lı bir çözüm’ aranmıştır.” Ahmet Davutoğlu, Dış İşleri Bakanı.

İngilizlerle Fransızların kurdukları Suriye, 1969 sonunda Mısırla beraber İsrail Korsan devletine yenilmiş, askeri alanda bitkin döneme geçmişti. Tam bu sırada Beşar Esad’ın babası olan Dönemin Savunma Bakanı Hafız Esad öncülüğündeki darbeciler tarafından 16 Kasım 1970’te yönetim ele geçirildi. Baba Esat, ilk iş olarak iktidara geldikten sonra Baas Partisi’nin ve devletin bütün iplerini ele geçirdi. Dini, mezhebiçeşitliliği zorla aynı potada eritti.

1970 darbesi ile Suriye Devleti ‘sosyalist’ ve nasyonalist bir karaktere sahip oldu. Nasyonalizmi Sosyalizm ile yoğurup Baas Partisini kurmuşlardı. Bu, “artık Suriye Sovyetler Birliği periferisinde bir ülke” demekti. Gerçekten de öyle oldu, SSCB her zaman Esad’a silah satıyor, İsrail’e karşı destekler görünüyordu.

1979 İran Devrimi sonrası Suriye-İran yakınlaşması sadece mezhebi ya da ‘bölgede Amerika’ya muhalif devlet’ (görünümünde) olmakla açıklanamaz. İran için Irak ve Suriye bölgeye nüfuz açısından son derece önemliydi. Halkının önemli bir kısmı Şii-Rafizi-Nusayri olan iki ülke bir Şii Devleti olan İran için siyasi ve mezhebi nüfuz alanıydı. Bu hinterlant Fars İran’ı için Ak Deniz ve Ortadoğu’ya girmenin tek yoluydu.

İki yıl önce Suriye’de Tunus-Mısır-Libya’da olduğu gibi halk silahsız, sivil gösterilerle yönetimden “insanca yaşama” talebinde bulundu. Tunus ve Mısır’da yönetim şiddete başvurmadan ayrıldı. Ancak Libya buna direnip halkının kanını akıttı ve maalesef Batı’nın müdahalesiyle Kaddafi devrildi.

Suriye aynı süreci yaşamakta:

Suriye rejimi, halkının “insanca yaşamak istiyoruz” sivil talebine kimyasal silahlarla karşılık vermişti. Türkiye bütün ısrarlarına rağmen Baas’ın Esad’ına halkının isteklerine cevap vermesini kabul ettirmedi ve tavrını Ahmet Davutoğlu’nun ifadesiyle:“Konjonktürel durumlara göre yapılacak siyasete bakmamak gerek. Adaletin ve mazlumların yanında olmak esastır diyerek Zalim Baas’ın yanında yer almamamızın gerekçesini de açıklamış oldu.

Davutoğlu vicdani ve ahlaki pozisyon olarak 100 bin kişiyi öldürmüş insanlarla yan yana olmayı tarih siciline geçirmedik hiç değilse… diyerek iktidarları döneminde Türkiye’nin Ortadoğu halkının esenliğinden yana olduklarını bir kez daha ifade ediyor.

Türkiye işin bu noktaya gelmesini istemedi, Esad’lı çözümleri önemsediği için aylarca Esad’lı çözümler için uğraştı:

Ancak Suriye rejimi halkını katletmekten keyif alıyor ve sivil gösterileri en ağır katliamlarla bastırıyordu. Türkiye buna seyirci kalamazdı, Türkiye ‘bana ne’ deyip sırt dönemezdi, Türkiye sınırın hemen ötesinden gelenlere “hayır, giremezsiniz, gidin ölün”de diyemezdi. Çünkü artık Demirel’in, Ecevit’in, M. Yılmaz’ın, Çiller’in, CHP’nin Türkiye’si değil, artık sorumluluklarının bilincinde R. Tayyip Erdoğan’ların, Ahmet Davutoğlu’ların, Bülent Arınç’ların, Yalçın Akdoğan’ların Türkiye’si var. Bu Türkiye Suriye’de olup bitene seyirci kalsaydı ne bu millet, ne tarih, ne insanlık ailesi ve ne de Allah affederdi. Türkiye o silik, sinik, süklüm büklüm Türkiye değil, artık nereden geldiğinin bilincine varan bir Türkiye olduğunu herkes anlamalı.

Bakın Nasuhi Güngör ne güzel söylemiş:

“Hanımlar, beyler! Memleketimizde bir şekilde söz sahibi olan herkes şunu bilmeli ki, artık tarih sahnesinde yeni bir Türkiye var. Attığı adımlar, yaptığı hamleler sizi korkutabilir. Dünün alışkanlıkları, geçmişin ezberleri üzerinden nereye gidiyoruz endişesine kapılabilirsiniz. Korkmayın. Size her kim bu gidiş iyiye değil diyorsa, ya olup biteni anlamıyordur ya da başka bir tezgâhın parçasıdır. Evet, Türkiye doğru yoldadır ve Suriye konusunda doğru politika yürütüyor. Ancak kabul ediyoruz ki, Türkiye henüz kendi başına Ortadoğu’da kendine ait, her yönüyle bağımsız bir bölge politikası takip edebilecek güce sahip değil. Bu bir gerçek, lakin bu, Türkiye bölge sorunlarına yabancı kalsın, uzak dursun anlamına asla gelmemeli.

Son söz Cengiz Çandar’ın olsun:

Başşar Esad’ı ne Rusya ne de İran kurtarabilir. Onlar sadece onun ömrünü uzatmak adına tarihe direnirken daha fazla insanıölümüne ve giderek Suriyenin geri dönülmez biçimde ortadan kalkmasına katkıda bulunacaklar.

Türkiye, şimdiden post-Suriyeye hazır olmalıyeni Ortadoğu tasarımına kafa yormalıdır.”

Evet,

Artık Türkiye uluslar arası arenada pespaye bir ülke olmayacak, buna herkes inanmalı, bunu sindiremeyenler de alışmalı.

Ahmet Ay

Reklamlar