Etiketler

,

Turgay Çınar“Ne gerek var? Bir kere Ayasofya’nın yapılış maksadı cami değil kilise.! Kilise olarak bin yıla yakın hizmet vermiş ve bu haliyle Hıristiyan âleminin sembol yapılarından birisi olmuş.!

Gerçi Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettikten sonra anında camiye tebdil etmiş ve beş yüz yıla yakın da cami olarak kullanılmış.! Artık hem Hristiyan, hem de İslam âlemine mal olmuş bu yapının kilise olması da, cami olması da doğru değil.! Hristiyan dünyasıyla aramıza yeni bir sorun eklemenin gereği yok.!

Duvarlarındaki İsa ve Meryem resimlerinin üzerini örtmek Hıristiyanlığa karşı saygısızlık olduğu gibi kültür ve sanat düşmanlığı anlamına da gelir.! En iyisini Atatürk düşünmüş ve 1935’te burasını müze yapmış.!! Böyle kalsın. Namaz kılmak isteyene camiden bol ne var?! İki adım ötede Sultan Ahmet Camii bomboş duruyor.! Evvela orası bir dolsun. İhtiyaca göre bir hal çaresine bakılır.!!

Hem Atatürk’ün kapattığını açmaya kalkışmak ona saygısızlık olduğu gibi karşı devrimciliğin dik âlâsıdır.! Herkes tutturmuş bir vakfiye… Hani şu Fatih’in meşhur Ayasofya vakfiyesi… Fatih Sultan Mehmet beş yüz sene önce demiş ki;

“İşte bu benim Ayasofya Vakfiyem, dolayısıyla kim bu Ayasofya’yı camiye dönüştüren vakfiyemi değiştirirse, bir maddesini tebdil ederse onu iptal veya tadile koşarsa, fasit veya fasık bir teville veya herhangi bir dalavereyle Ayasofya Camisi’nin vakıf hükmünü yürürlükten kaldırmaya kastederlerse, aslını değiştirir, füruuna itiraz eder ve bunları yapanlara yol gösterirlerse ve hatta yardım ederlerse ve kanunsuz olarak onda tasarruf yapmaya kalkarlar, camilikten çıkarırlar ve sahte evrak düzenleyerek, mütevellilik hakkı gibi şeyler ister yahut onu kendi batıl defterlerine kaydederler veya yalandan kendi hesaplarına geçirirlerse ifade ediyorum ki huzurunuzda, en büyük haram işlemiş ve günahları kazanmış olurlar. Bu sebeple, bu vakfiyeyi kim değiştirirse, Allah’ın, Peygamber’in, meleklerin, bütün yöneticilerin ve dahi bütün Müslümanların ebediyen laneti onun ve onların üzerine olsun, azapları hafiflemesin onların, haşr gününde yüzlerine bakılmasın. Kim bunları işittikten sonra hala bu değiştirme işine devam ederse, günahı onu değiştirene ait olacaktır. Allah’ın azabı onlaradır. Allah işitendir, bilendir. Fatih Sultan Mehmed Han – 1 Haziran 1453” 

Evet… Fatih böyle söylemiş olabilir. Ama efendim, bu vakfiye Osmanlı’yla birlikte hükmünü kaybetmiştir.! Bugün artık Osmanlı yok! Fatih de yok..! Dolayısıyla bu vakfiye mazide kalmıştır.! Burada artık Türkiye Cumhuriyeti’nin sözü geçer.! Türkiye Cumhuriyeti devleti de yapacağını yapmış ve burasını tüm insanlığın hizmetine sunarak müzeye çevirmiş.!! İki de bir şu Ayasofya konusu gündeme gelmesin, kapansın artık bu mesele… !!!

Vs. vs. vs…”

Diye düşünenler, konuşanlar, ahkam kesenler yok mu etrafınızda?

Çok var. Bilhassa CHP ekseriyetinin aynen bu şekilde düşündüğü hepimizce malum. Onlara şunu söylemek lazım; madem Osmanlı mazi oldu, Fatih’in vakfiyesi hükmünü yitirdi, o halde Fatih’in miras bıraktığı İstanbul’u da verin. Niye sahipleniyorsunuz? Şunu bilin ki, Ayasofya meselesi, Ayasofya camiye dönmeden asla ve asla kapanmayacak. Ve hissediyoruz, inşallah Ayasofya’nın “Allahüekber”sadâlarına hasretinin sona ermesine pek az kaldı.

Ayasofya hakkında çok şeyler yazıldı söylendi. Fakat Ayasofya’nın ehemmiyetinin ve ifade ettiği ruhun tam manasıyla idrakine vesile olacak iki çok mühim husus vardır;

Birincisi yukarıda verdiğimiz Fatih’in “Ayasofya Vakfiyesi”, diğeri de merhum üstad Necip Fazıl’ın 29 Aralık 1965’te M.T.T.B. (Milli Türk Talebe Birliği)’ deki konferansında okuduğu “Ayasofya Hitabesi”dir. Bunların üzerine laf söylemek zâiddir. Zira söylenmesi gereken ne varsa apaçık ortaya konmuştur. Öyleyse gelin yazımızı Ayasofya Hitabesinden kısa bir bölüm okuyarak ve Necip Fazıl’a Fatiha ve dualar göndererek noktalayalım;

Gençler!…

Ayasofya üzerinde çok lâf ettik! Ama lâfta bile onu tasarruf edebilmiş, mülkiyetimiz altına alabilmiş değiliz!

Bana öyle geliyor ki, yalnız mânayı anlasak, yalnız onu yerine getirebilsek, Ayasofya’nın kapıları sabır taşı gibi çatlar, kendi kendisine açılır. İsterse açılmasın; ondan sonra herşey, küçük bir tatbikat işinden ibaret kalır. 

…………………………… 

Ayasofya’nın kapılarıyla beraber ruhumuzu kilitlediler. Her mâna, her hikmet, her münasebet Ayasofya’ya bağlı…

Ayasofya açılmalıdır. Türk’ün bahtıyla beraber açılmalıdır.

Ayasofya’yı kapalı tutmak, Yunanlıya “ben yapamıyorum; sen gel de kendi hesabına aç!” demekten farksızdır.

Ayasofya’yı kapalı tutmak, Birleşmiş Milletlerden Afrikalı yamyam devletlerine kadar aleyhimize rey verdirip kendileri müstenkif geçinen Batılılara “artık benim hayat hakkım kalmadı!” demektir.

Ayasofya’yı kapalı tutmak, bu toprağın üstündeki 30 milyon ve altındaki 30 milyar Türk’ün semâları tutuşturan lanetine hedef olmaktır.

Ayasofya’yı kapalı tutmak, Allah’a sövmeye, Kur’ana tükürmeye, Türk tarihini kubura atmaya, Türk iffetini kirletmeye, Türk vatanını satmaya denk bir suçtur.

Gençler! Bugün mü, yarın mı, bilemem!

Fakat Ayasofya açılacak!.. Türk’ün bu vatanda kalıp kalmayacağından şüphesi olanlar, Ayasofya’nın da açılıp açılmayacağından şüphe edebilirler.

Ayasofya açılacak… Hem de öylesine açılacak ki, kaybedilen bütün mânalar, zincire vurulmuş masumlar gibi onun içinden fırlayacak!.. Öylesine açılacak ki, bu millete iyilik ve kötülük etmişlerin dosyaları da onun mahzenlerinde ele geçecek…

Ayasofya açılacak!… Bütün değer ölçülerini, tarih hükümlerini, dünyalar arası mahsup sırlarını, her iş ve herşey hakkındaki gerçek miyarları çerçeveleyici bir kitap gibi açılacak…

Allah tarafından mühürlenmiş kalplerin mühürlediği Ayasofya, onların aynı şekilde mühürlemeğe yeltenip de hiçbir şey yapamadığı, günden güne kabaran akınını durduramadığı ve çığlaştığı günü dehşetle kolladığı mukaddesatçı Türk gençliğinin kalbi gibi açılacak…

Ayasofya’yı, artık önüne geçilmez bu sel açacak…
Bekleyin gençler!.. Biraz daha rahmet yağsın… Sel yakındır.

Fatih ve Onun Yeni Nesline Selam!…”

Turgay ÇINAR

Reklamlar