Etiketler

, , ,

Cafer Solgun“Alevileri devletten çok sol asimile etti”… Önce bir dinleyin bakalım…

“Sıcak” gündemle pek de alakası olmadığının farkındayım. Suriye ile ilgili gelişmeler, Reyhanlı katliamı ve tartışılan istihbarat ya da “koordinasyon” sorunları, yeni alkol yasası ve diğer gelişmeler… Ama bazen köşe yazarlarının gündemini okurları belirler. En azından benim açımdan böyle bu. Hoşunuza gitsin, gitmesin, okurun küfür, hakaret içermeyen düzeyli tepkilerine saygı duymalısınız, gündeme getirdiğiniz bir konuyla ilgili “açıklama” beklentisini dikkate almalısınız diye düşünürüm…

Bu girizgahtan sonra hemen sadede geleyim. Bir süre önce, önceden paket çekimi yapılmış bir TV programında Alevi meselesiyle ilgili konuları konuştuk (Erkam Tufan Aytav’ın hazırlayıp sunduğu Bugün TV’de yayınlanan “Analiz” programı). Yaklaşık 1 saatlik bir zaman dilimi içinde oldukça dallı-budaklı bir konuyu, sorular ışığında irdelemeye çalıştım. Programda sarfettiğim bir cümle (“Alevileri devletten çok sol örgütler asimile etti”), ertesi gün birçok medya organında haber oldu. Konunun bir yönüyle haberleştirilmesi ve editörün tercihini yansıtan bir temanın öne çıkarılması, bazen “sorunlu” olabiliyor. Zira “haber” bir cümleden ibaret değil, önü, arkası var; ama haberde bunu göremiyorsunuz…

Programı izleme imkanım olmadı. Ama ne dediğimi biliyorum. Arkasında duramayacağım bir sözü söylemem. Yanlış bir sözüm olmuşsa, onun da açıklamasını yaparım, gerekirse “yanlış konuşmuşum” diyecek bir ahlakım var.

Burada söz konusu olan Alevilerin sol örgütler tarafından objektif olarak asimile edilmesi, gerçeğin ta kendisidir… Sol tandanslı arkadaşlarımın, okurlarımın nedense çok garibine gitti (mevzuyu doğru anlayanları tenzih ediyorum). Garibine gitmek ne kelime; o gün bugündür çok sayıda mail, twit, facebook mesajı ile tepki verdiler. Her zamanki gibi küfür ve hakaret edenleri “kem söz sahibine aittir” diyerek geçiyorum. Sözüm, “senden beklemezdik” diyenlere olacak. Çünkü onlara konuyla ilgili yazacağıma söz verdim…

Konunun “senden beklemezdik” boyutunu da kişisel olduğu için geçiyorum.

Tepki ve eleştirilerin odağında genellikle şunlar var: Aleviler dört bir yandan ayrımcılığa uğradıkları bu toplumda solcu olmasınlar da ne yapsınlar… Bundan neden rahatsız oluyorsun… Latin Amerika’da din adamları (rahipler) gerilla hareketlerine katılmışlardı…

Öncelikle bu tepki ve eleştirilerin hareket noktası yanlış. Çünkü ben bir saptama yapıyorum. Ve başkaları gibi oturduğu yerden “sallama” tarzında değil, yaşanmış deneyimlerden hareket eden, olgulardan hareket eden bir saptama yapıyorum ve bunu ilk defa söylüyor da değilim…

2007 yazında Dersim’de katıldığım bir panelde de bu konu üzerinde durmuştum. Gerçekle yüzleşmek cesareti olmayan bazı sol grupların taraftarları tepki göstermişti. (Mustafa Kemal posterinin Dersim’de bile cemevi duvarında asılı durmasından utanç duyduğumu söylediğimde de Dersim’deki cemevi yöneticilerinden biri tepki göstermişti.) Bu anekdotu detaylı olarak “Alevilerin Kemalizm’le İmtihanı” kitabımda paylaştım.

Aleviler, 60’lı yıllarda dünyada esen sol dalganın bir parçası olarak Türkiye’de de gelişen sol dalgadan etkilendiler. Solun “başka bir dünya” vaat eden sloganlarından ve mücadelesinden etkilendiler. Özellikle de büyük şehirlere okumaya gelmiş üniversiteli Alevi gençler. Bu, son derece doğal idi.

Ama solun Aleviliği de kapsayacak şekilde “din” olgusuna yaklaşımı sakat idi. Marks’ı kendilerine “tanık” göstererek insanların dini inançlarını, aidiyetlerini onların “geriliğine”, “cehaletine” yorup reddettiler. Başka faktörlerin yanı sıra bu durum, solun “öncülük” yapmaya soyunduğu kitleler ile sağlam ve sağlıklı bağlar kurmasına en büyük engellerden biri oldu.

Dikkat çekmek istediğim şu: Solun bilerek ve isteyerek Alevileri asimile etmek gibi “özel” bir çabası olduğunu iddia ediyor değilim. Genel yaklaşımının bir sonucu idi bu. Ama Aleviler üzerinde daha çok etkili oldu. Çünkü Aleviler kitleler halinde sol hareketlere inandılar, destek verdiler, “devrim” idealine bağlandılar… Ve sonrasında, bu idealin heyecanı devlet ve darbeciler tarafından kana boğulduğunda, geride Alevilik de kalmadı… Bilmeyenler Dersim’in halini sorsun soruştursun ve öğrensin; nasıl bir sosyal çöküntü yaşandığını, gençlerimizin nasıl bir boşluk içinde olduklarını…

Sol, Aleviler üzerinde devletten, Kemalist asimilasyon politikasından daha fazla etkili oldu. Çünkü devlet Aleviler için “dışsal” bir olgu idi. “Bizim” değildi. Bir “korku” nesnesi idi. Ama sol, “bizim” idi ve kurulu düzeni değiştirmeyi amaçlıyordu. Bunda anlaşılmayacak bir şey olduğunu sanmıyorum.

Biz o yıllarda, Bolşevik Parti Tarihi’ni ezber etmiştik. Bütün devrim tarihlerini bilirdik. Özellikle kendimizi yakın bulduğumuz devrimlerin ve KP’lerin tarihini. “Ustaların” eserlerini hatmetmiştik. Devrimci direniş romanları da düşmüyordu elimizden… Ama bizim, ayaklarımızı bastığımız toprakların gerçeklerinden, üzerinde “devrim” yapmak istediğimiz toprakların tarihinden, inançlarından, değer ve duyarlılıklarından haberimiz yoktu.

Bakın, Ho Chi Minh, Vietnam’ın en ücra köşelerindeki Vietnamlıları dahi örgütlemek istiyordu. Bunun için o insanların arasına gönderilen parti militanları, öncelikle gittikleri yerlerdeki insanların dili, kültürü, inançlarıyla ilgili eğitiliyordu…

Bizde, Türkiye solunun tarihi PKK’den çok eskilere gitmesine rağmen, bu sol Dersim dışında Kürt coğrafyasında hiçbir yerde taraftar dahi bulamamıştır kendine. Acaba niye? Bunu da mı sormayayım?

Evet; Latin Amerika’daki gerilla hareketlerinde din adamları da vardı. Çünkü o hareketler “halk hareketi” olmanın yolunun nerden geçtiğine dair gerçekçi politikaların sahibi idiler. Bizde neden olmadı hiç? Bu sorunun cevabını meseleyi sağa-sola çekiştirmeden verdiğimizde, karşımıza Kemalizm’le sakatlanmış olmak gerçeği çıkar…

Benim “rahatsızlığım”, Türkiye’de solun kendisini yenilemede bu kadar çapsız olması. Ben bir birey olarak bu muhasebeyi, yüzleşmeyi yapıyorum da, hala “örgüt” veya “parti” olarak iddialarını sürdürenler neden yapmıyor, yapamıyor? Yüzeysel ve mevzunun özüne inmekten geri duran yaklaşımlarla köklü bir muhasebe yapmaktan uzak durulduğu müddetçe bir zamanlar “kurtarılmış bölgeler” sandığımız emekçi semtlerinin Ak Parti’nin oy deposu olmaya devam etmesinden “şikayet” etmenin bir manası var mıdır?

Dilerim sıradan bir gerçekliği dile getirmeme tepki duyup beni onun-bunun “yandaşı” olmak gibi mesnetsiz üsluplarla karalamaya çalışan “solcu” okurlarımın hiç değilse bir nebze düşünmesine vesile olmuşumdur.

Ama bu konu burada bitmeyecek. Ben, revaçtaki bir deyişle bu işlerin ölüm dışında her türlü bedelini ödemiş biri olarak bu konuyla ilgili yazmayı yeri geldikçe sürdüreceğim.

Çünkü ülkemizin gerçek bir demokratik, özgürlükçü sol seçeneğe ihtiyacının her geçen gün arttığına inanıyorum.

cafersolgun@gmail.com

Twitter: @CaferSolgun

Reklamlar