Etiketler

, ,

Erol KuyubaşGüney Afrika’dan Kürt Sorununa Bakmak… 

Türkiye’den milletvekili, gazeteci ve akademisyenlerden oluşan bir grup, çatışma çözümleri bağlamında Kürt sorunuyla da yakından ilgilenen, İngiltere merkezli Demokratik Gelişim Enstitüsü’nün (DPI-Democratic Progress Institute) organizasyonuyla Güney Afrika’ya giderek Kürt sorununa şifa olabilecek bir araştırma gezisi yaptılar [1] . Aynı grup daha önce de 2011’de yine aynı örgütün girişimiyle İskoçya ve Kuzey İrlanda deneyimlerini inceleyerek Kürt sorununun çözüm yöntemine ilişkin bir arayışa girişmişlerdi [2]. Şimdi de aynı şeyi Güney Afrika’dan yapmaya, oradaki deneyimden dersler çıkarmaya çalıştılar, izlenim ve görüşlerini de bir hafta boyunca gazetelerde paylaştılar [3].

 Mukayese ve Model Arayışları

Kuşkusuz Türkiye’de yaşanan sorunun benzerleri, dünyanın farklı coğrafyalarında da yaşanmış ve yaşanmaktadır. Bunlar arasında da en popüler ve çözülmüş olanları Kuzey İrlanda, Bask ve Güney Afrika sorunlarıdır. Bu örneklere bakmak, deneyimlerinden yararlanmak, mukayeselerde bulunmak Türkiye’deki sorunun çözümü konusunda elbette bize yardımcı olabilir. Bu amaçla mukayeseler yapmak da hem gerekli hem de yararlıdır. Sorunlar arasındaki farklılıklar ve benzerlikler, bu tip sorunlarda karşılaşılabilecek kalıcı sorunları ve geçici riskleri anlamak açısından aydınlatıcı olacaktır.

Ama bunun bazı şartları vardır: Her şeyden önce, mukayese edilecek konuların büyük oranda benzer niteliklere sahip olması gerekir. İkinci olarak, bu mukayeselerde sadece benzerliklere odaklanmamak, farklılıkları da en az benzerlikler kadar önemsemek. Üçüncü olarak, zorlama benzeştirme ve hatta aynılaştırma çabalarından özenle kaçınmak. Son olarak da, tüm bu mukayese sonucunda örnek alınanı aynen taklit etmemek.

Bu açıdan bakıldığında genellikle etnik sorunlar birbiriyle mukayese edilirken hepsinin neredeyse aynı olduğu varsayımıyla hareket edilerek hep benzerliklerin nazara alındığı, farklılıklarınsa ihmal edildiği görülmektedir. Halbuki bu sorunlar genellikle birbiriyle aynı doğaya sahip değildir; nedeni, niteliği, boyutları ve aktörleri de her zaman birbiriyle mukayese edilebilir değildir. Bu nedenle genelde yapılan farklılıkların ihmali ve aşırı benzeştirme çabaları bazı yanlış algıların oluşmasına, sorunun doğasının yanlış ortaya konulmasına hatta saptırılmasına yani kendi bağlamından koparılmasına yol açabilir. Ve sonuçta bu mukayeselerden üretilen çözüm modelleri büyük oranda taklit edilerek bir reçete gibi sunulduğunda daha büyük problemlerle karşılaşılabilir. Dolayısıyla bu tip mukayeselere giriştiğimizde hiç unutmamamız gereken temel ilke, sorunların nedeni, doğası, niteliği ve aktörleri arasında mukayeseye değer benzerlikler olmasıdır.

Etnik Sorunlardaki Farklılıklar

Konuya etnik çatışmalar açısından baktığımızda, bu başlık altında ele alınan sorunların hemen hepsi aynı nitelikte ve hatta aynı düzeyde/aşamada olmadığı gibi, sorunun boyutları ve tarafları da benzer özellikler taşımaz. Örneğin, daha önce yazdığım, Kürt sorunu raporunda yer verilen ve kısaca adına “Üç eşik modeli” diyebileceğimiz yaklaşım çerçevesinde bakıldığında [4]  bir kere düzey ya da geldiği aşama olarak bu sorunlar “kimlik, güven veya ayrılma eşiği”nde olan ya da bu eşiklerin herhangi birinde doğmuş, bu düzeyleri farklı düzeylerde aşmış ya da farklı oranlarda yaklaşmış olabilir. Dolayısıyla da yine “üç eşik modeli”ne göre her eşikte/aşamada asgari çözüm noktası da farklılaşacağı için, her etnik soruna aynı reçete yazılamaz. Örneğin “güven eşiği”ni çok güçlü bir biçimde aşmış sorunlar için özerklik kaçınılmazken, “kimlik eşiği”ndeki bir sorun için özerklik gerekli bir şart değildir [5] .

Öte yandan, sorunların geldiği aşama kadar nitelik ve boyutlarda da ciddi farklılıklar olabilir. Bazı etnik sorunlar merkezi otoritenin çökmesinden (egemenlik paylaşımı), bazıları kültürel asimilasyondan (insan hakları sorunu), bazıları ırkçı segregasyondan (ırkçılık sorunu) kaynaklanabilir. Yine kimisi şiddet içeren, kimisi şiddet içermeyen, kimisi silahlı (terör veya isyan), kimisi silahsız (pasif, kültürel ya da siyasal) mücadele yöntemlerini benimsemiş, kimisi etnik gruplar arası, kimisi devlet ile etnik grup arası, kimisi ise devlet ile bir etnik örgüt arasında cereyan eden çok farklı sorunlar söz konusudur.  Bunların hepsini aynı potaya koyamayız. 

Dolayısıyla bu tip sorunları mukayese ederken, öncelikle nedenler ve nitelik açısından bir sınıflandırmaya gitmek, daha sonra da boyutlarını ve geldikleri aşamayı dikkate alarak bir mukayese yapmak ve benzerlikler kadar farklılıkları da dikkate almak çok önemlidir. Çünkü özellikle bu farklılıklardan kaynaklanan anomaliler bize kendi özgün modelimizin üretilmesinde yarar sağlayacaklardır.

Kürt Sorunu Ne kadar Kuzey İrlanda Sorunudur?

Türkiye’de çözüm sürecinin ilerlediği şu günlerde, farklı deneyimlere duyulan ilgi arttı. Bu çerçevede K. İrlanda sorununun çözümünde rol oynayan İngiliz Jonathan Powell’ın Türkiye’ye gelerek ilgililerle deneyimlerini paylaşması [6] ,  Time dergisinin her yıl açıkladığı “yılın en etkili 100 ismi” listesinde yer verdiği Abdullah Öcalan’ın profilini Sinn Fein Lideri Gerry Adams’ın yazmış olması [7] neresinden bakarsanız bakın ilginç çağrışımlar yapmaktadır.

Halbuki bunların her ikisi de bir etnik sorun türü olsa da her iki sorunun tarihsel dinamikleri ve nedenleri de, toplumsal yansımaları ve boyutları da en az ilgili devletlerin tutumu kadar önemli farklılıklardır. Örneğin K. İrlanda sorunu başından beri temelde egemenlik arayışından ve iddiasından kaynaklanan 500 yıllık bir sorundur. Ayrıca IRA, İrlandalı Katoliklerin çok büyük bir kısmının desteğini almayı başarmıştır. Daha da önemlisi, K. İrlanda da Katoliklerle Protestanlar arasındaki ayrışma başından beri çok derin ve keskindir. Yani sorun doğduğu günden beri hep “ayrılma eşiği”ni aşmış bir nitelik taşımıştır. Dolayısıyla çözüm de, çözüm yöntemi de ancak bu esaslar doğrultusunda üretilebilirdi. Yani güçlü özerklik ve IRA’nın muhatap alınması kendi içinde tutarlı bir yaklaşımdır.

Türkiye’deki Kürt sorunu ise etnik kimlik inkar ve asimilasyonundan kaynaklanan hak ihlali ve hak talebi ekseninde ortaya çıkan, yani özünde egemenlik arayışı olmayan, geneli itibarıyla topluluklar arası çatışma niteliği hiç göstermemiş, yani henüz “güven eşiği”ni bile aşmamış bir etnik sorundur. Ve PKK Kürtlerin büyük bir kısmının desteğini alabilmiş değildir. O nedenle K. İrlanda sorununun çözüm yöntemini Türkiye’ye uyarlamak zordur.

Ama yine de bu önemli farklılıklara rağmen Kürt sorunu ve K. İrlanda sorunu arasında, mukayeseye değer benzerlikler olduğu ve bunlara bakarak bir takım dersler çıkartılabileceği açıktır [8] . Yeter ki, bu iki sorun arasındaki farklılıklar ihmal edilmesin ve Türkiye için aynen geçerli bir model olduğu düşünülmesin.

Kürt Sorunu Bir Irk Ayrımcılığı Sorunu Değildir!

K. İrlanda ile Kürt sorunu mukayesesi bir nebze olsun tipik bir etnik çatışma modeline uyduğu için kısmen dikkate alınabilirse de, Güney Afrika ile Kürt sorununun mukayesesi hakikaten sorunun doğasını saptıran, yanlış çağrışımlara neden olan, eskilerin deyişiyle kıyas-ı maalfarıktır. Yani aralarında benzerlik olmayanların kıyasıdır.

Bu açıdan son gezi vesilesiyle Güney Afrika’ya gidenlerin yazılarında kimi zaman açıkça kimi zaman ima yoluyla yapılan zoraki benzetmeler, sorunu kendi bağlamından çıkartmaktadır. Çünkü ne Türkiye’deki asimilasyon ve kimlik inkarı politikası ile Güney Afrika’daki “apartheid” politikası aynı şeydir, ne de Türkiye’de Güney Afrika’daki gibi azınlığın çoğunluğa hükmettiği bir rejim söz konusudur. Yani biri demokrasi içinde bir kimlik ve kültürel haklar sorunuyken, diğeri çoğunluktaki bir halkın yabancı azınlıkça gasp edilmiş self-determinasyon hakkını elde etme sorunudur. Dolayısıyla bu iki sorunun niteliği de, doğası da birbirinden tamamen farklıdır.

Ayrıca bu iki sorun karşısında verilen silahlı mücadelenin benzerliklerine de aldanmamak gerekir. Çünkü PKK örneğinde silahlı mücadele ideolojik bir zorunluluk olarak başından beri benimsenmiş bir stratejiyken, ANC örneğinde silahlı mücadele başka hiçbir yolun kalmaması nedeniyle sonradan benimsenmiş taktik bir yöntemdir. Nitekim Mandela, kendisinin hiç de şiddet yanlısı birisi olmadığını, fakat ülkenin sorunlarına çözüm için bir masa etrafında konuşmayı ısrarla önerdikleri halde bu teklifleri reddedildiği ve direnişin başka hiçbir yolu kalmadığı için silahlı mücadeleye başvurduğunun altını çizmektedir [9] .  Zaten İngilizlere karşı ilk mücadelesini Güney Afrika’da veren Gandi’den onlara miras kalan da pasifist direniş yöntemleriydi ve Mandela esasen bu yöntemden yanaydı. Dahası, PKK’nın silahlı mücadelesi baştan beri sivillere yönelik terörist yöntemleri içerirken, ANC (Afrika Ulusal Kongresi) için aynı şeyi söylemek zordur. Zaten bu nedenle de PKK uluslararası alanda bir terörist örgüt olarak nitelenirken, BM başta olmak üzere uluslararası topluluk baştan beri Mandela’nın yanında, Apartheid rejiminin karşısında yer almıştır.

Kısacası Türkiye-G. Afrika, Erdoğan-De Klerk, PKK-ANC, Öcalan-Mandela, Robben Adası-İmralı Adası gibi benzetmeler maksadını aşan imalar taşımakta ve gerçeği hiç de yansıtmamaktadır. Çünkü gerçek şu ki, ne Kürt sorunu bir ırkçılık sorunudur ve ne de Öcalan Mandela’dır.

Dolayısıyla Kürt sorununu, benzer olmayan örneklerle mukayese etmek ve benzeştirmek teknik açıdan sorunlu olduğu gibi, konuyu uluslararası alana taşıma ve daha da önemlisi uluslararası alanda imaj oluşturma çabasının bir ürünü olarak da okunabilir. O nedenle bu mukayeseyi yapanlar eğer maksatları bağcıyı dövmek değil, üzüm yemekse, öncelikle bunun doğru bir yaklaşım olup olmadığını sorgulamalılar. Yoksa iyi niyetli çabaları, kötü niyetli girişimler olarak algılanabilir.

[3] Mithat Sancar Milliyet’te, Ali Bayramoğlu Yeni Şafak’ta ve Cengiz Çandar Radikal’de 3-9 Mayıs 2013 arası yazıları.

[4] Erol Kurubaş, Kürt Sorununun Çözüm Mantığını Anlamak: İdealler, Zorluklar ve Zorunluluklar, Ankara, Ankara Strateji Enstitüsü, 2012, s. 50.

[5] Kurubaş, s. 49.

[9]  K. Esmal, D. Chidester, W. James (Ed.), Nelson Mandela: In His Own Words from Freedom to the Future, London, Abacus, 2003, s. 46.

Prof. Dr. Erol Kurubaş

ekurubas@ankarastrateji.org
Reklamlar